Sen işitti. Usulca yorganın altına girdi. Gözleri her zamankinden daha yeşildi. Kirpikleri uzuncaydı. Yanakları al aldı. Burnu kemerli. Kaşları…
Mike Driver

★
Stranger Things

Discoholic 🪩
Sade Olutola

Origami Around
Cosmic Funnies
almost home

Kiana Khansmith
Game of Thrones Daily
No title available
wallacepolsom
d e v o n
hello vonnie

tannertan36

JVL
taylor price
macklin celebrini has autism
No title available
$LAYYYTER

seen from Sweden
seen from United Kingdom

seen from Italy

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from France

seen from United States
seen from United States

seen from Poland
seen from United States
seen from United States
seen from United Arab Emirates
@felsefehayat-blog
Sen işitti. Usulca yorganın altına girdi. Gözleri her zamankinden daha yeşildi. Kirpikleri uzuncaydı. Yanakları al aldı. Burnu kemerli. Kaşları…
Bugün itibariyle gündeme acı bir haber düştü. Ankara Güven Parkı civarındaki dolmuş duraklarında canlı bomba faciası…
Şu ana kadar resmi olmayan rakamlara göre 138 ölü var. Ve bir o kadar da yaralı olduğu bilgisi sosyal medyada dolaşıp duruyor. Resmi olmasa da bu sayıların artacağından ne yazık ki eminim. Çünkü sosyal medyada olay anının kamera görüntülerini izledim. Üzgünüm ki bu patlamadan çok fazla ölü ve yaralımız olacak… Üzgünüm…
Karanlığın bir adamı nasıl dünüştürdüğüne tanık olacaksınız
Atakum' a giderken... Aldı da bir yağmur.
Pink floyd "the wall"
Bugünün ganimeti...
Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz. Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime. Oral-B, profesyonel diş temizleme aletlerinden esinlenerek tasarlamış bu şarjlı diş fırçaları ile mükemmel bir temizlik deneyimi sunuyor. Diş plaklarını temizlemekte manuel fırçalardan çok daha etkili bir sonuç veriyor, ilk kullanımdan sonra bile daha önce sanki hiç bu kadar iyi dişlerimi fırçalamamışım gibi hissettim. Üç boyutlu
Claude-Adrien Helvetius (1715-71), bir vergi tahsildarı olarak topladığı büyük servetini filozofları himaye etmek için kullanmış, Paris’te seçkin bir salon5 açmıştır. İki başyapıtı, Zihin Hakkında (De l’esprit,1758) veİnsan Hakkında (De l’homme, 1772) ölümünden sonra yayınlanmış olduklarından, Helvetius, Paris parlamenterlerinin ve Katolik otoritelerinin hışmından kurtulmuş sayılır. Yazarın eşitliğe olan inancının boyutlarını Diderot bile aşırı bulur ve yadırgarken, Helvetius’un sansasyonalist psikolojisi ve çevreciliği tümüyle olmasa bile dönemim filozoflar tarafından paylaşılmıştır. Kavrayış, fikirlerimizin bir araya gelmesinden başka bir şey değildir. Fikirlerimiz, Locke’a göre, hislerimiz sayesinde bize gelirler ve bu prensipten yola çıkarak, benimki gibi, kavramanın bir çeşit iktisaptan başka bir şey olmadığı düşünülebilir. Bunu üreten organa bir isim veremeden, bunu doğanın küçük bir hediyesi olarak veya belirli bir organizasyonun etkisi olarak kabul etmek, felsefeye anlaşılamaz
İnsan Hakkında
Eleştirmen, yapıt yaşayandır. Eleştirmeni olduğu yapıtı duyar, anlamlandırır, yorumlar. Değerlendirir. Eleştirmen, yapıta yaşayışı, yaşantılarıyla yaklaşır. Okur da yapıtı yaşayabilir. Nedir, okurla eleştirmenin farkı? Eleştirmen yaşadığını işler. Yapıta çevirir. Eleştirdiği yapıtı yaşayarak, bu yaşantılarını işleyerek kendi yapıtına, eleştiri yapıtına dönüştürür. Herhangi bir okur, genellikle yaþantıyla yetinir, yaşantıda kalır. Yaşantısını diğer yaşantılara katabilirse de yapıta dönüştürmeyebilir. İçim yok. Bulsam. Dışıma çıkacağım. İçimdeki ayna bir uçurum. İçime düştüğüm için çıkamıyorum dışıma. Dışımdaki biçime. İnsanlara. Yüzlere. Nasıl bakıyorum yüzlere? Doğru ürküye. Korkuya. Kalakalmaya. Afakanlara. Basmaya. Kendime. Kendimi. Kendimin saklandığı mağarayı basıp, kendime çıkmaya. Kendimin yüzüne bakmaya. Kendimlerin yüzüne bakmaya. Kendime merhaba demey Nasıl yaşanır yapıt? Eleştirmen, fiziksel algılamasından kalkarak, bu algılamanın yer aldığı, kültürel anlam çerçevesinin
Eleştirmen: Yapıt Yaşayan, Anlam İşleyen
Jean-Paul Sartre da siyasi sola yakındı. Yine de materyalist efsaneyi, yani Komünizmin dayandığı metafiziği beğenmemektedir ve onu kendi “ihtilal felsefesiyle” değiştirmek istemektedir. Sartre, kendi varoluşçuluğuyla bariz bir benzerliği olan bu felsefeyi, “Materyalizm ve İhtilal” isimli ve 1946 yılında Les Temps Modernes’te yayınlanan uzun bir makalede anlatır. Demek ki bu, onların (komünistlerin) seçmemi istediği materyalizmdir; bir canavar, ele geçmez bir Proteus, büyük, belirsiz, karşıt bir görünüş. Her gün, bütün entelektüel özgürlük içerisinde, bütün açıklığıyla seçmem istendi. Özgürce ve açık seçik olarak ve kendimle ilgili tüm fikirlerimle seçecek olduğum şey, düşünceyi yok eden bir doktrindir. Biliyorum ki çalışan sınıfın serbest bırakılmasından başka bir kurtuluş yolu yoktur; bunu bir materyalist olmadan önce ve gerçeklerin basit bir incelemesi neticesinde biliyordum. Fikri menfaatlerin proletaryadan geçtiğini biliyorum. Beni bu noktaya getiren düşüncemin kendi kendini yok
Materyalizm ve İhtilal
Gülen Türkiye demokrasi, gülmeyen Türkiye totalitarizm demektir. Otorite gülmekten, güleryüzlü olmaktan, gülenlerden korkar. Gülemeyenin kendisinden korktuğunu biliyordur. Kâbusu: “Gülen Türkiye.” Önce e-psikiyatri portalından bir haber: Gallup araştırma kurumunun anketine göre, “Dün gülümsediniz mi ya da kahkaha attınız mı”sorusuna en çok Türkler “hayır” yanıtını verdi. ABD merkezli kamuoyu araştırma kurumu Gallup’un anketinde, Türkiye 148 ülke arasında mutluluğunu en az dışa vuran ülke oldu. Gülümseme ve kahkaha atmada dünya ortalaması yüzde 75 olmasına rağmen Türkiye’deki oranın sadece yüzde 43 olması dikkat çekti. Türkiye’nin ardından az gülen diğer ülkeler Sırbistan ve Tunus oldu. Sonuçlar geçen sene 148 ülkede 153,000 kişiyle yapılan görüşmelerden. Aman dikkat. Türkler şunda bunda farklıdır derken bizi yalnızlığa iten, dünyadan ayrıştıran milliyetçi duyguları körüklemeyelim. Fakat dünyanın en az gülen üç ülkesinden biri olmanın nedenini de düşünmeliyiz. Düşünmeliyiz ki güleryüzlü
Gülmeyen İnsan Özgür Olamaz
Good friends... #friends #darkside #scholl #home #entry #picoftheday (OMÜ Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi)
Fransız bilim insanı Pascal Cotte, reflektif ışık teknolojisi kullanarak Mona Lisa’nın altında bir başka tablonun görüntüsünü buldu. Pascal Cotte, BBC Two için çekilen belgeselde, bu yeni teknoloji kullanılarak resmin bir “soğan gibi” katmanlara ayrılabildiğini iddia ediyor. 10 yıldır üzerinde çalıştığı Mona Lisa tablosunun kronolojisini çıkaran Cotte, arkada tamamen başka bir kadına ait bir portre olduğunu söylüyor. Bu güne kadar, Leonardo da Vinci’nin bu meşhur portresinin, Floransalı bir ipek tüccarının karısı olan Lisa Gherardini’ye ait olduğu ve 1503 ile 1517 yılları arasında yapıldığı düşünülüyordu. Gizli portredeki kadın, öndeki Mona Lisa’nın aksine yan tarafa bakıyor. Cotte’ye göre bu gizli modelin Mona Lisa’dan daha büyük bir kafası, burnu ve elleri, en önemlisi de daha küçük dudakları var ve meşhur gülümsemesinden eser yok. Şayet Cotte’nin iddiası doğruysa, portrenin arkasındaki tarih tamamen değişebilir. Belgesele konuşan sanat tarihçisi Andrew Graham Dixon’a göre, “Eğer
“Mona Lisa’nın Altında Başka Bir Kadın Portresi Var”
Kendime bağırıyorum. Kafamda. Sesin tınısına savuruyorum kendimi. Acı büyük. Acı haykırıyor. Acı ile konuşuyorum. Geçen gece kaçacaktı bir dilenci kızına da, şükür, onu son anda durdurabildim. Gitmedi. Yanımda kaldı. Hep yanımda kaldı. Hiç gitmedi. Gidemedi. Sobanın sıcağında bekleyip bekleyip durdu. Yanan kıvılcımları izledi. Gözlerinde mavimsi bir siyahlık vardı. O siyahlıkları izledim ben. Yanı başımdaydı. Günlerin acısını dolandırıyordu parmaklarında. Parmakları ince ince dolaşıyordu elbisesinde. Elbisesi vardı. Kırmızıya yakın bir elbise idi bu. Elbisem vardı evet. Elbisen vardı evet. Hiç soyunmadı. Hep o kadifelikte kaldı. Kadifelilklerden kendine bir insanlık kurdu. İnsandı değil mi? İnsandı. Öylece bir insan, insanlığından kaçmış bir insan. Bende insanlığımdan kaçtım. İnsanlığıma küfür ederdim her gece. Başımdan savamadın kokusunu. Kokusu yakalarımda ağır izler bıraktı. Savaşı kaybetmiş, zırhı düşmüş bir adam oldum nihayetinde. İnsanlıktan kaçabildim. Kalabalıklara
Bir Son
The fire. The man. The dark. #dogs #man #fire #natures #villager (Emenli Köyü)
John Scott Haldane (1860–1936) İngiltereli bir biyologdu, New College Oxford’da ders veriyordu ve Birmingham’daki Madencilik Araştırma Laboratuvarı’nın yöneticisiydi. Biyolojinin Felsefi Temeli (1931), Dublin Üniversitesi’nde verilen bir dizi ders temel alınarak hazırlanmıştı. Bence biyolojiyi fizyo-kimyasal bir temele oturtma denemesinin sonucu hiç de cesaret verici olmadı. Teorik tanınma olmadan, ister bitki ister hayvan olsun, organizmaların yaşamlarında ortaya çıkan ve kalıtım yoluyla nesilden nesle geçen yapıların, faaliyetlerin ve çevrenin tutarlı ve spesifik biçimde koordine edilmesinin onaylanması gerekliydi. Fizyolojik faaliyetler ve kalıtım konusunda ne kadar çok şey keşfedersek, olguları tutarlı biçimde koordinasyonunu kapsayan herhangi bir fiziksel veya kimyasal tanım veya açıklama hayal etmek de o kadar zorlaşıyor. Fiziksel bilimlerin mevcut durumunda yaşayan organizmaların yaşaması ve yeniden üremesi ancak canlı bir mucize olarak tanımlanabilir; çünkü koordine yapıların
Biyolojinin Felsefi Temeli