Yıldızlar görseydi seni, Eminim kıskanırlardı gözlerini, Gülüşünde öyle bir nur var ki; Tanrı Dağı'ndan inci.
Süzülen ateşböcekleri, Yer edinmiş gözlerinde. Sözlerin bana bir pusula sanki, Yol gösteren ötükene.
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

roma★
No title available
Phantogram Three
todays bird
The Bowery Presents

#extradirty
Sweet Seals For You, Always
occasionally subtle
art blog(derogatory)
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
Fai_Ryy
untitled

blake kathryn
cherry valley forever

tannertan36
Noah Kahan
I'd rather be in outer space 🛸
official daine visual archive

Kiana Khansmith

seen from Canada

seen from Bangladesh
seen from United States
seen from Bangladesh

seen from Nicaragua

seen from Cambodia
seen from Brazil
seen from United States

seen from United States

seen from Thailand

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Bangladesh

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Mongolia
seen from Colombia
seen from Indonesia
@fransizhanimefendisi
Yıldızlar görseydi seni, Eminim kıskanırlardı gözlerini, Gülüşünde öyle bir nur var ki; Tanrı Dağı'ndan inci.
Süzülen ateşböcekleri, Yer edinmiş gözlerinde. Sözlerin bana bir pusula sanki, Yol gösteren ötükene.
Binlerce gecedir yıldızlarda seni arıyorum.
Çok özledim seni sevgilim...
Geri gelsen bir kereliğine kömür gibi gözlerime baksan sonra süzülsen ait olduğun yere geri, bin hatır geçse de unutmam seni.
Çok özledim sesini...
Sevgili Alman Subay,
Hala sana bir şekilde inancım var.
Evimin yolunu biliyorsun, bu hesabı da görüyorsun.
Nolur geri dön.
Sana çok ihtiyacım var.
O mektubu uzun zaman önce yazmıştım, şimdi önüme düştü, eklemeler yapıp paylaşayım dedim.
Artık bir anlamı olmadığına göre ismimi açıklayabilirim. İsmim Estelle, parlayan yıldız anlamına geliyor.
Sevgili Alman Subay'a,
Bu yazdığım sana kaçıncı mektup? Seni aylardır tanıyorum. Konuştuğumuz şeylerin her saniyesi hala aklımda. Bana iltifat ederken, bana sevgi cümleleri kurarken samimi miydin? Artık bilmiyorum. Artık hiçbir şeyi bilmiyorum. Hani seninle ilk tanıştığımızda telefonu elinden düşürmene, titremene sebep olan şarkı var ya, bestecisi Alman, Erik Satie... Aklımdan çıkaramıyorum. Lanet olsun ki Gnossienne'yı aklımdan çıkaramıyorum. Seni Umut'a anlattığım gün, yüzümde tebessüm vardı. Şimdi seni Umut'a anlatırken ağlama krizlerine giriyorum. Kenan diyarından gelmem mi bir sorundu? Sana yemin ederim senin için Kenan diyarını yerin en diplerine gömerdim. Beni terk ettiğin her gün karanlık, soğuk ve karamsardı. Güneş yok olmuş, Ay sonsuzluğa gömülmüştü sanki. 84 gün önce bana "Seni asla terk etmeyeceğim." demiştin. Sözlerin de mi gömüldü Berlin'in surlarına? Beni terk ettiğin gün seni iki defa aradım. Bir keresinde açmıştın. Alo dediğinde ağlama krizine girmiştim. Sesini bir kez daha duymak istedim ama bu kötü bir fikirdi... Sana demiştim ki sen benim kutup yıldızımsın, kutup yıldızları kaybolmuşlara pusula olur, seni eve götürür diye. Sana bunu diyen birisinin kaybolmasına nasıl izin verdin? Hala mutlu olmanı isteyen birisinin kalbini neden bin parçaya böldün? Seninle çok aç gözlü şeylere sahip olmayı istemedim, hayır. Âşık olan birisi bu tür şeyler istemez... Seninle Umut'u görmeyi istedim. Yapraklarına bir kez dokun ki her defasında ağacıma dokunduğumda seni hissedebileyim, tenin bir kez değsin ki sonsuza dek sanki sen varmışsın gibi hayal edebileyim istedim. Gözlerine saatlerce bakabilmeyi istedim. Gözlerinde kaybolmayı, benim kömür rengi gözlerimle birleştiklerinde ön belleğimde bir daha unutamayacağım bir anı olsun istedim. İstanbul'daki her şeyi çok kıskanıyorum. Biliyor musun? Hele Üsküdar'ı. Kız kulesini, ağaçları, oradaki denizi bile kıskanıyorum ben. Her gün senin gözlerini görebiliyorlar. Saçlarını görüyorlar. Hatta belki de senin kokunu çekiyorlar. Ya da hava bir şekilde ulaştırıyor onlara senin o güzel kokunu. Sonra Üsküdar'daki banklar...
Ellerin dokunuyor, değil mi o banklara? Teninin inceliğini ve narinliğini hissediyorlar. En önemlisi de Üsküdar'a âşık olman. Hem de hiçbir zaman bana âşık olmadığın gerçeğini bildiğimde bu durum beni daha çok kıskanmaya sürüklüyor.
Dilerdim ki Üsküdar'daki herhangi bir şey olabileyim. Ama biliyorum ki beni benken kabullenemedin. Öyle de kabul edemezdin. Belki de Üsküdar'daki güzelliği, estetik havayı, mükemmelliği ve seni çeken o şeyi bozan ben olurdum. Belki de İstanbul'dan nefret sebebin olurdum. Ama bil ki ne veya nerede olursam olayım İsmin, cümlelerin, çizdiğin resimlerin, sevdiğin müziklerin, ilgilendiğin her şey daima benimle olacak. Kurduğum her cümlemde, çizdiğim resimlerde, yazdığım şiirlerde ve çaldığım enstürmanların her melodisinde her zaman sana dair şeyler olacak. Beni sonsuza dek - artık sonsuza dek ne demek bilmiyorum- sev diye Yidişçe dua etmiştim, hatırlıyor musun? Çok çocukçaydı. Ama yaptım. Şimdi de Haşem'in üzerine yemin ederim ki seni hiçbir zaman unutmayacağım ve hep aklımda olacaksın. Yemin ederim ki kurduğumuz hayali yapacağım. annemle babamın tanıştığı, büyük büyükannemin alı konulup öldürüldüğü, yani âşkın ve savaşın şehrine, Paris'e gideceğim. Sen orada olmasan bile Louvre'a yakın bir yerde oturacağım. Bekleyeceğim. Gece yarısı olduğunda, senin doğum gününde, 27 Eylül'ün ilk saatlerinde yere bu mektubu bırakacağım. Birisi okur mu bilmiyorum. Ama insanlar bu mektubun üzerine basmış olacak, yok etmiş olacak ya da fark edip birisi almış olacak. Gün boyu orada olacağım. O gün uyumayacağım. Eğer ki üzerine basmışlarsa bu mektubun, işte o zaman sadece bana özel olacaksın ve seni aramayacağım. Ama eğer ki biri alıp ta bu mektubu okursa, işte - işte o zaman ömrümün hepsini harcasam bile seni arayacağım. Bu mektubun aynısı evimin bir köşesinde olacak. Seni bulursam, o mektubu vereceğim. Hiçbir şey demeden. Seni bulamazsam da seni son nefesime kadar unutmamış olacağım, bu da yeminimi yerine getirilmesi demek.
Bu mektubu kapatırken sana seni her şeyden daha çok sevdiğimi söylemek isterim.
Sevgilerimle, Estelle.
Ayrıldık, haklılarmış. Dediklerinin her cümlesinde haklılarmış.
Ne aşklar bitebiliyormuş...
ave maria, gratia plena dominus tecum benedicta tu in mulieribus et benedictus fructus ventris tui, jesus. sancta maria, mater dei ora pro nobis peccatoribus nunc, et in hora mortis nostrae. amen.
(en önemli dualardan birisi) türkçesi:
Selam sana, Tanrı’nın en sevgili kulu Meryem, Rab seninledir. Kadınların en mübareği sensin ve mübarektir senin evladın İsa. Aziz Meryem, Tanrı’nın annesi, Biz günahkarlar için şimdi ve ölüm saatimizde dua eyle. Amen.
Korkma, çünkü ben seninleyim, Yılma, çünkü Tanrın benim. Seni güçlendireceğim, evet, sana yardım edeceğim; Zafer kazanan sağ elimle sana destek olacağım. Yeşaya; 41:10, İncil
Çünkü Tanrı bize korkaklık ruhu değil, güç, sevgi ve özdenetim ruhu vermiştir. 2 Timoteosa 1:7, İncil
Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar. Çünkü korku işkencedir. Korkan kişi sevgide yetkin kılınmamıştır. 1 Yuhanna 4:18, İncil
Saatlerce okunan kitaplar, verilen paydoslar. Kayıp yılların anısına kurulmuş cümleler ve verilen sözler. Güzel ve çirkin, Estetik ve Retorik şiirler. Son bulmuş hayatlar ve havada asılı kalmış hayaller, bahşedilmiş vaatler. Tanrı'ya ilham olan insanlar ve Tanrı'nın bile unuttuğu o diğerleri. Belki de günün en güzel zamanının olmasının sebebi gecenin, bütün bunları barındırması. Güzel ufuklar ve zengin, oldukça zengin şatolar gecenin yıldızlarına ulaşmaya çalışan insanlarla dolular. Oysa ki gecenin yıldızlarına ulaşmak imkansız fiziken, onlara nasıl ulaşırız ki? Kayıp olan her şeyi neredeyse içinde barındıran, minik, tatlı, kıskandırıcı, ilham kaynağı olan bu güzel şeylere nasıl ulaşır ki aciz, merhametsiz, yoksun, eksik insanoğlu? Tanrı belki de onları korumak için bu kadar uzağa koydu, kim bilir. Ama belki de içi iyi olanlar, iyilik yapanlar, dışlananlar, eziyet görenler, işte bunların hepsi birer yıldıza sahip olabilir.
Evet yıldızlar ölülerin ruhunu taşıyor çünkü. Evet yıldızlar hiç olmadığı kadar parlaklar, normalden daha fazla. Her günden daha fazla! Evet yıldızlar ölülerin hayallerini taşıyor çünkü. Evet yıldızlar, soykırımlarda ölen, bir yere kapatılıp gaz verilen milyonlarca çocuk için parlıyor çünkü. Evet yıldızlar, kayıp hayalleri, bir daha asla var olmayacak ama var olduğunda da en güzel haliyle var olan o minik, mükemmel çocukları taşıyor çünkü. Ve evet yıldızlar, insanoğlundan uzak durmalı.
Tanrı bize böyle ceza veriyor çünkü.
Her gördüğünde insanın aklına yaşananlar gelsin diye. Peki ne uğruna, lütfen söyleyin bana, ne uğruna?!
Yaşanan hiçbir şey artık eskisi gibi kötü gelmiyor bana. Ben ölenler için değil yaşayanlar için üzülüyorum çünkü, özellikle de sevgisiz yaşayanlar için.
Ancak sorularım var insanoğluna. Sormazsam bu eller kendi kendini öldürecek çünkü.
Siz ey bilenler Bilir miydiniz insan göz yaşı dökemese bile ağlayabiliyormuş. Siz ey bilenler Bilir miydiniz bazen sorguluyor insan Tanrı'nın varlığını ve yokluğunu. Siz ey bilenler Bilir miydiniz insan sabah ölmek isteyip, akşam ölümden korkabilir. Siz ey bilenler Bilir miydiniz bütün dünyadan gelen tanımadığınız onca insanın sizinle aynı yerde, aynı anda öleceğini. Siz ey bilenler Bilir miydiniz bir dakika bir yıldan Bir saniye bir ömürden daha uzun olabilir. Siz ey bilenler... Bilir miydiniz annesini kaybetmiş kırık bir çocuğun kalbi bir daha asla düzelmez. Siz ey bilenler, Bilir miydiniz insan sırf çocukları ölmesinler diye umut edebilir. Siz ey bilenler, Bilir miydiniz ölülere gönderilen her mektup yanarken çıkan kıvılcımlar yıldızlara ulaşıyorlar. Siz ey bilenler, Bilir miydiniz bazen yaşarken insan şikayet ettiği her şeyi geri istiyor. Siz ey bilenler, siz ne biliyorsunuz ki?
Bildiğiniz her şeyi unutun, yaşamayı unutun, yıldızlara ulaşamadığınız sürece, kalbinizin içindeki derin masumiyeti bulamadığınız sürece size acınmalıdır.
Yıldızlara ne cevap vereceksiniz siz ey bilenler, ne diyeceksiniz onlara. Size hesap sorulduğunda ya da Tanrı "neden yaptınız, neden sustunuz" dediğinde ne diyeceksiniz? O zaman da bilecek misiniz?
Hayır, siz ne bir şey biliyorsunuz ne de bir şey bileceksiniz.
Size elveda yıldızlar, size söz veriyorum, bir insan eli bile o güzel yüzeyinize değmeyecek..
~ Witt'den, Dünya'nın her yerinde, din, dil, ırk fark etmeksizin ölen bütün çocuklara ve bir şeyler bildiğini zanneden aptal yetişkinlere...
Bana saldırmaktan vazgeçip seni öldürme hayalleri kurduğum cennetimi kendi diyarına çevirdiğinden emin oldun. Ruhumdaki tüm canlılığı yakıp yıktığın zaman çığlıklarla izlememi istedin kalbim ve aklımdaki hiçbir şeye engel olamayışımı. Ama onun mahareti bu, bana aşkını, nefretini ve gücünü kusmak. Böylece bana olan hislerini kanıtlayabilecektin.
Bir zamanlar düşmandık, kan kana, can cana.
Şimdi birbirimize deliler gibi aşık iki küçük çocuğuz.
Dengesiz ve hassas olmasaydım içi tutkuyla tutuşan yıldızlarımın kendilerini parlatamayacak kadar karanlık olmasının hiçbir anlamı kalmayacaktı. Çünkü onları benden başka duyup hisseden hiç kimse yok, karşımda kıvranırlarken ışıklarını tüketmelerine alışmaya çalışıyorum, bu hep yaptıkları şey. Gökyüzünde diğerlerinin arasında ne kadar yalnız kalmak istediklerini söylerler, kimse onları duymasa bile çabalarlar ikna etmek için kendilerini. Ama ben ışıklarımın ölümüne bile katlanamayacak kadar kırık anılarla oluşan dünyaya sahibim, bunun geri dönüşü yok.
Patlamayı bekleyerek yaşamak boşuna, asla istediğim zamanda gelmeyecek, sadece kendimi yok etmeliyim, bu kendime yapabileceğim en iyi şey. Güneşin güçlü ışınları beni rahatsız etmiyor kendim için var olmadığımdan beri, zaten ayı daha çok parlatmak için ona da engel olan gece hiçbir yere gitmeyecek. Küçük, özel zamanlar bana ait değildi hiçbir zaman, ben sadece uzaktan bir izleyiciydim arada yazmaya çalışan. Yeterince iyi olamayacağım, ruhum ve bedenim eskimiş bir anı, beni unutmamana imkan yok, bunu kontrol edemezsin.
Beni gerçekten neden tanımak istediğini söyle. Hoş gelen görünüşünden dolayı de, delici keskin bakışlarından de. Ama göstermediğim gerçek benliğimi zorla ele geçirmeye kalkışma. Sahnedeki zoraki rolümü zarifçe kaldırırken zorlanıyorum.
Lütfen, tahrik edici dokunuşlarını kes. Oğlum ben sahip olamayacağım şeyleri istediğim için lanetleyim, bunu anlamalısın. Ben senin metresinmiş gibi davranabilirim ama seninleyken sahte olmak istemiyorum. Sahnedeki zoraki rölümü zarifçe kaldırırken yeterince zorlanıyorum.
Senin için binlerce kez yaşardım. Ve seni bu binlerce yaşamın her birinde arardım, tıpkı bir zamanlar kaybolmuş ruhum gibi.
Geçmişe giden yolda kilitleri indirmek için beni duvara ittiriyorsun. Tekrar soruyorum, dayanabilecek misin? Dayanabilecek miyim? Her şey için hazırım, senin için hazırım diye fısıldaman aklımda yankılanıyor. Yavaşça olayın içine giriyorum, beni kontrol eden kabusları bu sefer ben ele geçiriyorum.
Seninleyken hiçbiri bana ait değilmiş yada bunun gerçekten bir önemi yokmuş gibi. Sanki şiddet ve öfkeden değil de güzellik ve aşktan yaratılmış gibi. Senin için binlerce kez yaşardım. Ve seni bu binlerce yaşamın her birinde arardım, tıpkı bir zamanlar kaybolmuş ruhum gibi.
Black long dresses, black balloon curtains, black cold blankets. Moss-covered ground and wild nettles. Unhappy corridors, hasty footsteps. Bitter memories and unbearable cries of the poor baby. And finally, that terrible silence. It all reminds me of when you left. They know I'm torturing myself with hope. Do you know? If you knew, i can see that you come again. I'm sure if they opened my heart when i died, they'd find it engraved in my heart. I'm lonely and tired. I am waiting you. Where have you been? Where did you go? Where are you?
Broken hearts, wrong timings, silent screams. My withered face and collapsed body. Silk nightgowns, my pearl crown. The crackling of the gloomy fire and the whispering of noisy raindrops. And finally, that terrible silence. They all remind me that I am powerless. They know I'm generous when I have nothing to lose. Do you know? I have a feeling you wouldn't have let me if you knew. I'm sure if I die when you come, they'll find my soul hidden next to you. I'm sad and moody. I am waiting you. Where have you been? Where did you go? Where are you?
The story seems unfinished, doesn't it? Our story is over, isn't it?...
Benim şehrim.
~ Paris, 1960, Fransa.
”cela prend des siècles „ pour rendre l'humanité normale à nouveau. un soldat a dit.
~ ♡
"elle était comme un tableau" dit-il lentement et d'une belle voix. mon coeur fond littéralement.
~ ♡
gentleman allemand, de tout mon cœur, je jure devant dieu que je t'aime. partout où tu as touché et partout où tu as regardé, a une signification unique pour moi. jusqu'à la fin de la vie et l'étoile laissée dans le ciel, je t'aimerai de tout mon cœur..
~ ♡