Yeni sayfalar eskileriyle yamanır, her yeni gidişte.
Oysa tedavülden kalkanın yeri olmamalı yenide.
Not today Justin
Today's Document
🪼
I'd rather be in outer space 🛸
Monterey Bay Aquarium
cherry valley forever

tannertan36
Stranger Things
$LAYYYTER
we're not kids anymore.

No title available
KIROKAZE
h
todays bird

ellievsbear

pixel skylines
NASA

JVL
RMH

izzy's playlists!
seen from China

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from South Africa

seen from France

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
@gelyinegidersin
Yeni sayfalar eskileriyle yamanır, her yeni gidişte.
Oysa tedavülden kalkanın yeri olmamalı yenide.
Ekşi yoğurt tadındaki acılarınız içimi bir hayli baydı arkadaşlar.
Bıraktım bu yüzden sizi kendi halinize.
Kendimi çoktan askıya alınmış hissediyordum. Fark edilmeden sizi de askıya almış bulundum. Af edersiniz.
Ya da etmeyin...
Etmemeli insan belki de af.
Aflar değil mi yara üzerine yara açan? -Ki bence en sancılısı bu yaranın-
Hüzne gözyaşı eklenince yangını başlamıyor mu gönlün?
Ağladıkça büyümüyor mu yangın?
Gözümdeki yaş yangına yetmedi.
Ya da... İtiraf ediyorum.
Yangını söndürecek bir sebebim olmadığından rakı basıp üzerine bir hayli, gözyaşımı da hapsettim, hapsedincede kaybettim. Bulamadım bir daha.
Acısı nasıl çıkacak diyorum şimdi? Nereden nasıl kusacağımda bu hazımsızlığım bitecek.
-Bitecek mi..?-
Ben ki acıyı da, mutluluğu da, sebepsiz gelen o hüznü de hiç sakınmadan yaşanmasını, ne kadar isteniyorsa, ne kadar içten geliyorsa o kadar yaşayıp bittiğine emin olduktan sonra hayata devam etmek gerektiğini savunan bu ben...
İçimde öyle bir dağ yarattım ki, ne tırmanabiliyorum ne de delip geçebiliyorum. Kaldı o orada öylece, kar da yağacak elbet, kuş da uçacak tepesinde belki.
İyi de ben ulaşabilecek miyim?
Geçer mi bu?
Normal bir insandan hayli uzaktayım.
Sahi neydi normal?
Sevgilim canımı yakmıyor. Acım sevgilimle ilgili sorunlarım ya da yürütemediğim ilişkim ya da terk edilişim değil üzgünüm, bu sebeple acılarınıza fazla mantıklı gelip canınızı yakıyorum umarsız baygın Himmet abi bakışlarımla. Elbette sizi anlıyorum, acınızı yani. Çektim sevdiğim insanı kaybettiğimde o acıyı da. Önemsiz geliyor ama diğer tüm şeylerden sonra. Geçeceğinden eminim ya da, bu yüzden önemsizliği.
Benim kusurumda bu olsun.
İçimdeki umut yeşili küçük kızı 10 Temmuz 2016 gecesi Göcek sahilinde bir agaç altında rakıyla boğup, bir poşetle ağaca astım.
Son müziği Kimseye Etmem Şikayet oldu. Güzel oldu, şikayet edemeden iliştirdim oraya.
Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.
Nilgün Marmara (via biratinyalnizligi)
Zamanın insana bıraktıkları acı, yakıcı. Küf gibi zaman, akıp gittikçe içini çürütüyor. Ağır ağır, içine işliyor. Demirin paslanması gibi. Önce bedenin zarar görüyor, yoruluyorsun, hissizleşiyorsun sonra için çürümeye başlıyor. Kalpsizleşiyorsun. Anlamsızlaşıyor her sey bütünüyle. Nefes almak dahi yoruculaşıyor. Kirpikleri gözlerine ağır gelir mi bir insanın? Geliyor, hemde öyle ağır geliyor ki, kapattığında açasın gelmiyor, açtığında kapatasın. Sanki açsan kör olacaksın, göremeyeceksin bir daha.
Hayat ağır, ayağına beton bağlanmıs, bir ayagı boğaz köprüsünden salınmış aşağı, birini bekliyor... Bir adım daha attıracak yada arkasından yaklaşıp itecek birini.
Bir şey olsun istiyorum, iyi bir şey. Bir şey söyle, duymak istediğim bir şeyler olsun. Sıcacık gülümsetecek şeyler. Hissedebileceğim bir şeyler yeniden. Yeniden parmak uçlarımın varlığını hissedebilmek istiyorum. Var olduğumun tekrar farkına varabilmek, kalp ritmimi duyabilmek, içimde çalan o müziği kulaklarımda duyabilmek istiyorum.
Her adımımda sert kayalar değilde, bir karış hava boşluğu hissetmek istiyorum. İçimdeki bu hava boşluğu belki de hissizliğin verdiği bir şey? Hissetmeyi unuttuğum için böyleyim. Hiçbir şey bilmez bir aptal gibi. Cevabını bildiğim her şeyi, görebildiğim her şeyi görmez gibi davranmamın başka bir sebebi olduğunu sanmıyorum. Bulmacadaki bir bağlaç’ın cevabına bile -lar diyebiliyorum. Öyle düşünmüyorum, öyle fişini çekmişim beynimin.
Bir daha hiç sevemeyeceğimi hissediyorum kimi zamanlarda. Biliyorum yine seveceğim ve yine bir daha hiç sevemeyecekmişim gibi hissetirecek kadar terk edecek bay gelecek. Ama yine de düşüncesi bile acıtmaya yetiyor.
ama artık yoruldum nejdet. acıdan sevda yapmak o kadar kolay olmuyor. ben de artık direktman sevdanın kendisi ile tanışmak istiyorum.
züleyha (via vecihininsesi)
Yeşilçamı hayal ettim ben sana onları söylerken. Kız yağar gürlerdi, oğlan biraz durup bi nefes alıp koşardı peşinden. Kız biraz daha kaçardı oğlan tutardı. Sonra kız atılırdı kollarına. Sarılırdı ağacın toprağına sarıldığı gibi. Gittim, geldim, gittin, gittin,gittin… Sonra ben gittim. Yolumu izimi bilmeden, yolunu izini süre süre... Sana yeni yollar çize çize hiç bilmeden. Yolunda izim kalsın derken ben süpürdüm ben sildim. Ben kendimi çok da suçladım bunca zamandır. Şöyle bir dönüp bakıyorum da geriye. 9 ay. DOKUZ AY. Söylerken bile ağır. Bir taş tam şuramda, solumda. Benim gözlerim dünyaya, insanlara, hayatıma kapalıymış. Yeni fark ediyorum, et yığınıymışım ben bunca zamandır. Onca şeye rağmen seni aklayacak bir neden, seni insanların en güzeli yapan en temiz yüzünü hep giydirmişim sana. Gülüşünün sana en yakışanını, en samimisini, aslında hiç hissettirmek istemezken sen, yakalamış saklamışım belleğimde ben. Silememişim, her şey gitmiş o kalmış hatırımda. Tüm kötülüklerine rağmen iyi bi adam yapabilen bi kadınım ben seni. Gözlerimin içine gözlerin parlayarak, göz bebeklerine kadar gülümseyerek bakarken, sana bi o kadar donuk bi o kadar heyecanlı ve ne yazık ki bi o kadar nötr baktım ben bu 9 ay sonra. Ve evrenin bana seni neden göstermediğini alt sokağımda sen nefes alıp verirken, nefeslerimizin birbirine karıştığından bu kadar eminken anladım, anlattın. Tane tane, hece hece hatta harf harf anlattın. Bu sefer sekmesine, seni bana hatırımdakilerin yeni doğmuş bir bebek yapmasına izin verdim. İnsan salaklığı bir kez yapar ikincisinde yutmaz ama aşkta, 10 kere de olsa 1000 kerede her seferinde yine yutarsın. Bi gün, sadece o bi gün geldiğinde yutmazsın. O adam/kadın seni artık sevdiğine yalan söylerken inandıramadığında, onca şey yaşanıp onca sözler söylendikten sonra bomboş her şey yolundaymış gibi bakınca, kırıp döküp parçalarını bine bölüp ayrı ayrı yerlere sakladığında, kalbine açıp bakmaya hiç cesaret etmediğini ya da etmek istemediğini fark ettiğinde, ne hissettirdiğini zerre düşünmeden sadece yaşattığını ve yaşadığınla kaldığını farkedince. O kadar çok fark edince var ki. En kötüsü sana açmaya kıyamadığı o tüm kapılarını, tüm kalbindeki çiçekleri başka bir kadına açtığında ve onu aşık gördüğünde, bunu fark ettiğinde, işte o zaman… İnsan hissediyor ve diğer tüm insanlar ondan da 2-3 güne gider, sıkılır o yapamaz der. Sen bilirsin, o senin bir bakışıyla isteğini yaptığın insanı kul etmiş, tabiri caizse avuçlamış, ne kadar ipinin ucu varsa teslim etmiş. "Her şey farkındalıktır" demişti ders aldığım bi eğitim görevlisi. Farkında olmaya başladıkça duygularını artık bastırman gerektiğini fark ettiğinde, ipin sendeki olmayan uçları bir güzel kopuveriyor. Çok sevdim, çok güzel sevdim. Sonra öldüm, zerresi fark etmedi öldüğümü. Çünkü zaten hiç hissetmedi onda yaşadığımı. Ben nefesim bildim, suyum bildim de bana açmadığı o kapılarına çarptı hep söylemek istediklerim. Çürüdüler kaldılar orada. Benim de içim çürüdü. Artık söylemedim ben de. Biriktim, biriktim, bekledim, çok bekledim ve sabrettim. Hissettirmedim hiçbir şeyi bir zaman. Ayna oldum ona. Katlanamadı sonra ilk bulduğu limana sığınıverdi. Gemi limanından memnun. Benim iplerim yosun tutmuş, hala gemisine bağlı ama demirim gidivermiş. Demirimden yukarısı kopuvermiş. Ulan bir kez dinleyecektin. Seni son kez aradığımda yanlışını sikeyim ne yanlışı. Gerçeği söylemekten karşındakinin duvarları yüzünden çekinirsin.
İşine gücüne sokayım. Bulunur bi çaresi de seni başka türlü görmenin bi çaresi bulunamazdı. Gelecektin. Öyle ya işi öğretecektin, sen işi anlatacaktın ben sana duymak istediklerini. O egonu belki de ilk kez sonuna kadar tatmin edecektim. Sonra yanacaktım bir kez daha ki yine yandim. Fark etmedi sonuç.
Diyecektim ki kalbimi elime verdin. Sen benim seninle konuşabilme, oturup bir masada iki kadeh raki içipte gözlerimi buğulandırma hakkımı yok yere defalarca elimden çaldın. Sana seni anlatamamanın vicdan yükü miras yalnızca aşkından bana. Ama o da geçer. Senden geçen benden de geçer.
Ben dedim ki bu adama yanlış yaptım. O bana kalbiyle bakmaya başlamıştı. Seni seviyorum demişti, elimden tutmuştu. Sahiplenmişti belkide. Bir an için miydi? Yoksa ben mi bir an için yaptım? Özür dileyeyim. Tamam, aşık, dönüşümüz yok ama yolda görünce kafalarımız zıt yönlere dönmesin. Bi gülümseyip selam verebilelim. O ne yaptı? yine çaldı. O selam hakkını da çaldı. İntikam oyunu belki de buydu. Güzel oldu. Tebrik ediyorum, artık yolda görünce bırak kafalarımızın zıt yönlere dönmesini ana avrat söveriz birbirimize. 3-5 güzelliğimiz vardı onları da çürüttü. İyi bok yedi.
Artık “yine de değmesin ayağına taş” diyemiyorum. Derdim bu. Artık “Yine de güzeldik”, “Ama belki bi gün be ”, “Her şeyin anasını ben siktim, kafamı sikeyim. Fırsatını bulduğumda özür dileyeyim”, “Arayıp anlatsam onu ona, özür dilesem?” diyemiyorum. Tüm derdim bu. İflahımı kuruttun.
Artık gidiyorum hadi eyvallah.
(**15 Temmuzda yazmışım bunu. Yalnız Eyvallah çekip gidiyorum demişim ama yine gidememişim meğerse.)
Sizleri dinlemek istiyorum ama hiç gelmiyorsunuz. Bknz sayfamda solda hemen Sizleri dinliyorum linkinden bekliyorum sizi. Çok uzak kaldık bence.
Hüsnü Arıkan diyor ya, “sen bana geç geldin, ben sana erken” bizim ki öyle bir şeydi. Sen bana bir aşk geç, ben sana zamansız geldim. Tuttuğun el seni yaralasın istemem yine de, seni tuttuğum ellerle kendimi yaralarken. Tuttuğun el bıçağım olurken. Öyle süslü cümleler kuramıyorum, kan kusuyorum içime içime uzun süredir zira.
Sana söylemek istediğim söyleyemediğim onca şey boğazıma düğüm düğüm yol olmuş. İçime kat kat duvarlar örmüş. Sağım solum penceresiz. Göremiyorum önümü, senden ötesi yok. Gideyim diyorum sen bu kadar gitmişken, dönülmeyecek yerlerdeyken.
Sen yakışacak sevdayı buldun hayatına. Ben hala senin sevgisizliğinle acıyorum. Yolumda olmayan taşlara takılıp takılıp sendeliyorum.
Yüzünü bir an görmek, bir an için göz göze gelmeyi öyle istiyorum ki. Tam tamına 7 aydır yüzünün çizgilerine, alnındaki o güzelim ince uzun saçına uzanan damarına, gülüşündeki çekingenliğe, gülerken başını geriye doğru eğişine öyle uzak bile değilim öyle yokum ki.
Ceza mı ödül mü ben adını koyamadım. Belki fırsattır gitmem için, belki de cezamdır özlemindir sınavım.
Geriye dönebilsem o cümleleri kurmazdım. Hakettiğin ama şimdi acısını çektiğim o kelimelerin hiçbirini sarf etmezdim. Sandım ki belki böyle anlarsın ne hissettiğimi. Öyle umdum. Gidiş biletini kesmişim. Amacımdan şaşmışım fark etmeden. Ya da sen bana kapılarını açmışken ben boş yer bırakmaksızın kilitlemişim yüzüme kapılarını.
Hakkımı mı buldum? Hiç sanmıyorum. Ama acı bi nefes sana özlemim ciğerlerimde.
Ansızım, gidenim, sonu uçurumum olmuşsun sen. Ve ben atlamışım görür görmez uçurumuna.
Gidersem iyileşirim dedim,
Hayatının bir köşesinde olmaktansa, hiç olmayı tercih ettim.
Onu da olduramadım.
İki düşmanda değildik hiçbir zaman birbirini seven iki insan da.
Bir şey vardı adını koyamadığımız sadece.
Oldurmaktansa olduğu gibi bırakmayı tercih ettik,
Sen sustuça, ben sana sorduğum soruların cevabını alamadıkça olduğu gibi bıraktık.
Sonra zaman bizi harcadı. Gelen fırtına da değildi ama savrulduk öylece.
Benim bir anlık cesaret patlamam, senin bir limana sığınmış olman bizi İstanbul gibi iki yakaya ayırdı.
Bizim bağlanacağımız köprülerimizde yıkılmış üstelik.
Ben sana uzanamam, sen bana uzanmazsın.
Belkide aramızdaki fark buydu.
Ben senden gelecek bir cesaret kırıntısıyla karşına dikilebilirdim belki ama sen yapmazdın.
Ya da buydu beni senin çekimine alan.
Olmaz dediğim ne varsa oldu,
Bundan sonra sevemem dedim, seni tanıdım sevdim;
Bundan daha fazlası çıkmaz karşıma dedim, sen çıktın ve çıkardın karşıma;
Bundan sonra kimse kalbime dokunupta öyle, bir de işleyecek de canımı yakacak dedim, sen dokundun, sen işledin, sen yaktın; iyi de bok yedin affedersin.
Şimdi de bir daha böylesine sabretmem birine, kestirir atarım diyorum da sonra durup saçmalama elbet biri çıkacak yine söylediklerini yutturacak diyorum kendime.
O yüzden yine ben oluruna bırakıyorum her şeyi. Seni, beni, hayatımı. Her şeyi askıya aldım uzun bir süredir, henüz zaman aşımına uğramadı. Uğrayacağını da sanmıyorum bir süre daha.
Çünkü sen orda güzelsin, gittiğin yerde.
Gemi limanından memnun.
Ben senin üzerinde durduğun sularına karışıp gitmiş bir nehirim adını bile hatırlamayacağın günün birinde.
Vallahi buralar eskiden daha guzeldi, iyice facebook’a donmus hic yakistiramadim
âh, insan silemiyor hafızasından.
(via birkitapseveringunlugu)
Evrenden ne istersen, ne bekliyorsan; altin bir tepsi de sunuveriyor sana.
Kelimelere, dusuncelere ne yon veriyorsak yolumuz o oluyor.
”gidenler bizden hep bir parça götürürler. o parçanın yerinde de derin izler kalır. herkesin bir yara izi vardır insanlardan gizlemeye çalıştığı, saklamak için çok uğraştığı bir yara izi. herkesin bir yara izi vardır kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan, baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlamayı sağlayacak bir yara izi. bu izlerle yaşamaya alışırsın. bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı yaşamayı yeniden sevebilirsin ve bir gün elbet birileri o yara izlerine dokunur. acında biraz olsun hafiflemeye başlar.”