Mü’mini Üzen En Ufak Şey Bile Bir Musibettir

Origami Around
Show & Tell
he wasn't even looking at me and he found me
i don't do bad sauce passes
Monterey Bay Aquarium

ellievsbear
we're not kids anymore.
h
Mike Driver
hello vonnie
AnasAbdin
Xuebing Du

Kaledo Art
Lint Roller? I Barely Know Her
occasionally subtle
Claire Keane

⁂
RMH
Sade Olutola

pixel skylines
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Romania

seen from Netherlands

seen from Egypt
seen from India
seen from Saudi Arabia

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Serbia

seen from United States
seen from United States

seen from Belarus
seen from Belgium
seen from Romania
seen from Türkiye

seen from Philippines

seen from Malaysia
seen from Netherlands
@hadislerleislam
Mü’mini Üzen En Ufak Şey Bile Bir Musibettir
Allâh’ım! Rûhuma can ve hayat vermesi, işlerimi kolaylaştırması, önümdeki engelleri kaldırması, kalbimi nurlandırması, sevgimi pekiştirmesi,
Allâh’ım!
Rûhuma hayat vermesi, kalbimi nurlandırması, sevgimi kuvvetlendirmesi, Sana olan yakınlığımı gerçekleştirmesi, sıkıntılarımı gidermesi, kederimi dağıtması ve günahlarımı bağışlaması için sevgili Peygamberimize salât ve selâm eyle. Gözlerimi O’nunla aydınlat; O’nu görmeye, O’nu müşahede etmeye ve O’nunla konuşma saadetine ermeye beni ehil kıl. O’nun âline, zevcelerine, ashâbına ve zürriyetine de salât ve selâm eyle. Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd olsun. Âmîn.
Hz. Ali (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edildiğine göre, bir kere Cibrîl (Aleyhisselâm) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yanındayken, Ebû Zerr (Radıyallâhu Anh) çıka geldi. Cibrîl (Aleyhisselâm) ona bakarak “Bu Ebû Zerr'dir.” deyince, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Ey Allâh'ın emîni (vahyi emanet ettiği)! Siz Ebû Zerr'i tanıyor musunuz?” dedi.
O : “Seni hak ile gönderen Zât'a yemîn ederim ki, muhakkak Ebû Zerr yer ehlinden çok gök ehli arasında tanınır. Bu ise, her gün iki kere okuduğu bir duâ sebebiyledir. Melekler bile onun bu duâsına şaşırmışlardır. Sen şimdi onu çağır ve o duâsını sor.” dedi.
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Ebû Zerr'i çağırarak: “Ey Ebâ Zerr! Senin her gün iki kere yaptığın bir duân varmış.” deyince, o şöyle anlattı:
“Evet! Annem-babam Sana fedâ olsun. Ben bu duâyı hiç bir insandan duymuş değilim.
O ancak Rabbimin bana ilham ettiği on kelimedir ki, ben kıbleye yönelip Allâh-u Te‘âlâ'ya uzun uzun tesbîh, tehlil, hamd ve tekbîrde bulunduktan sonra bu on kelimeyle her gün dua ederim (Bu on kelime de şunlardan ibârettir):
“Ey Allâh’ım! Ben Senden dâimî bir îmân isterim, Senden huşû sahibi (Allâh'ın azametine karşı eğilen) bir kalp isterim, Senden fayda veren bir ilim isterim, Senden doğru bir yakîn (şüphesiz inanç) isterim, Senden dosdoğru bir din (şeriat ve sünnet üzere ibâdet) isterim, Senden bütün belâlardan âfiyet isterim, Senden o âfiyetin tamamlanmasını isterim, Senden âfiyetin devamını isterim, Senden o âfiyete karşı yapılması gereken şükrü yerine getirmeyi isterim ve Senden insanlara muhtaç olmamayı isterim.” Âmin
Bunun üzerine Cibrîl-i Emîn dedi ki:
“Yâ Muhammed! Seni hakla gönderen Zat'a yemîn ederim ki, Senin ümmetinden kim bu duâyı yaparsa, günahları denizin köpüklerinden ve yeryüzünün topraklarının sayısından fazla da olsa, mutlakâ bütün günahları bağışlanır.
Senin ümmetinden her kim bu duâ kalbinde bulunarak Sana kavuşursa mutlaka cennetler ona âşık olur. Sağındaki ve solundaki iki melek onun için istiğfâr eder, cennetin kapıları kendisine açılır ve melekler ona: ‘Ey Allâh'ın velîsi! İstediğin kapıdan gir’ diye nidâ ederler.”
(Hakîm-î Tirmizî, Nevâdîru'l-Usûl, 2/88, Suyûtî, el-Câmi'u'l-Kebîr 2/103)
Selmân-ı Fârisî (Radıyallâhu Anh)’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh ﷺ Şaʽbân-ı Şerîfin son günü yapmış olduğu bir konuşmasında şöyle buyurmuştur: “… O halde, Ramazân’da dört hasleti çoğaltın, bunların ikisiyle Rabbiniz’i râzı edersiniz, diğer ikisine de mutlaka muhtaçsınız. Rabbiniz’i kendisiyle razı edeceğiniz iki haslet; «Lâ ilâhe illallah» şehâdeti ve İstiğfardır. Mutlaka onlarsız duramayacağınız diğer ikisi ise; Allâh’tan Cenneti isteyip, Cehennemden O’na sığınmanızdır.” (İbn-i Huzeyme, es-Sahîh, Sıyâm :8, no:1887, 3/191-192; Beyhakî, Fedâilü’l-evkāt, no: 37, sh:146-148; Şuʽabü’l-îman, no: 3336, 5/223-224)
Allâh Rasûlü ﷺ, Mîrâc’da bir topluluğa uğradılar ve gördüler ki, onların dudakları deve dudağı gibidir. Birtakım vazîfeli memurlar da onların dudaklarını kesip ağızlarına taş koyuyor.
“–Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.
Cebrâîl (a.s):
“–Bunlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir!” dedi.
[Taberî, XV, 18-19]
Sonra Rasûlullâh ﷺ, başka bir topluluğa rastladı. Onlar da bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı:
“–Ey Cebrâîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.
Cebrâîl (a.s):
“–Bunlar, (gıybet etmek sûretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve nâmuslarıyla oynayanlardır.” cevâbını verdi.
[Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4878]
Daha sonra Hz. Peygamber ﷺ Efendimiz orada; zinâkârları, leş yiyen bedbahtlar olarak; fâiz yiyenleri, karınları iyice şişmiş ve şeytan çarpmış rezil bir vaziyette; zinâ edip çocuklarını öldüren kadınları da, bir kısmını göğüslerinden, bir kısmını baş aşağı asılı hüsrâna dûçâr olmuş bir hâlde gördü.
Bu sebeple Varlık Nûru Efendimiz ﷺ :
“Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!”
buyurmuştur.
[Buhârî, Tefsîr, 5/12]
İmam-ı Sehâvî, “el-Kavlu’l-bedî’ fi’s-salât ale’l-Habîbi’ş-Şefî” adlı eserinde salavât getirmenin fayda ve sevaplarını şu şekilde sıralamıştır:
1- Hataları örter, günahların bağışlanmasına vesîle olur. 2- Amelleri arındırır. 3- Makam ve dereceleri yükseltir. 4- Söyleyen kimse için istiğfar eder. 5- Uhud dağı kadar veya ölçülerin en büyüğüyle sevap verilir. 6- Endişe ve korkulardan kurtarır. 7- Efendimizin ﷺ şefaatini ve şahitliğini ve Allâh’ın rıza ve rahmetini celbeder, gazabından emin kılar. 8- Arşın gölgesine girmeyi sağlar. 9- Havz, Sırat vb. yerlerde yardımcı olur. 10- Eli dar olanlar için sadaka yerine geçer. 11- Meclisleri süsler. 12- İtibarı artırır. 13- Allâh ve Allâh Rasûlü ﷺ’e yakınlaşmayı sağlar. 14- O bir nurdur. 15- Kalpleri nifak ve kirden arındır. 16- Muhabbeti artırır. 17- Sahibi hakkında gıybet edilmesini önler. 18- Allâh Rasûlü ﷺ’in rüyada görülmesine vesîle olur.
https://flic.kr/p/2kGXhSc
Cezâllâhu annâ Muhammeden sallallâhu teâlâ aleyhi ve selleme bi mâ hüve ehlüh
https://flic.kr/p/2kDxnrF
Allâh Dostlarından birisi diyor ki: - Yüce Allâh’ın bana sırrını bildirdiği salavâtın adına “Salât-ı Mec’ule” denilir. Bu salavât her türlü olmazı olur hale getirmek ve çözülmez düğümü çözmek için okunur. Bu salavâtı sabah namazından önce veya yatsı namazından sonra, yahut da uykudan uyanır uyanmaz okuyan kimsenin Yüce Allâh her türlü sıkıntısını giderir ve yine her türlü dünya işlerinde kolaylık ihsan eder. Ahiret için de kazandırdıkları sevap sebebiyle yarar sağlar. Bu salavâta anılan zamanlarda devam eden kimsenin Yüce Allâh rızkına bereket ve bolluk ihsan eder. Kimsenin elde edemeyeceği servet ve dereceleri ele geçirir. Bu salavâtı okuyan kimseye Cennette verilecek alanın binlerce köşesinden her bir köşesinde bin çadır, her çadırda bin tane hizmet eden huri gılman Cennet ehline elbise taşımaktadırlar. Her çadırın çevresinde Bin tane ağaç, her ağaç üzerinde bin tane dal, her dalda Yüz bin çeşit renkte meyveler, istenen her şey dallardan insanın önüne gelmektedir. Her çadır içinde altından ve çeşitli mücevherattan bin sofra kurulmuş, her sofrada altından kap içerisinde bin çeşit yiyecek, hiçbirinin tadı ve rengi diğerine benzemeyen beşyüz bin çeşit yiyecek. Bütün bu ikramlar, anılan vakitlerde bu salavâtı (51) Ellibir defa okuyacak kimse içindir. Bir kimse sabah namazından önce veya yatsı namazından sonra yahut da uykudan uyanır uyanmaz Salât-ı Mec’ule’yi (51) Ellibir defa okuyup arkasından Allâh rızası için iki rekat namaz kılsa ve kılınan namazın birinci rekatında Fâtiha ile İnşirâh Sûresini, ikinci rekatta da Fâtiha ile birlikte Kâfirûn Sûresini ve “İzâ câe nasrullâh” (Nasr) Sûrelerini okusa, Yüce Allâh o kimsenin kıldığı bu namazın her rekatı için Yüz Şehit sevabı verir. Kıraat olarak okunan her ayet için bir köle azâdı sevabı ihsan buyurur. Bu namazı kılan kimsenin Kıyamete kadar amel defteri kapanmaz ve her günü için hac ve umre sevabı kadar durmadan kendisine sevap yazılır. Vefat ettiğinde o kimseye melekler Şehit muamelesi yapar. O kimseler Cennette de İbrahim Aleyhisselam’a komşu olurlar.
HADİS-İ KUDSİ
“Bazı mümin kullarımın imanını fakirlik korur; onu zengin etsem ahlâkı bozulur.
Bazı mümin kullarımın imanını zenginlik korur; onu fakir etsem kalbi bozulur.
Bazı mümin kullarımın imanını sıhhat korur; onu hasta etsem edebi bozulur.
Bazı mümin kullarımın imanını hastalık korur; onu sıhhatli etsem hali bozulur.
Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ederim; Ben onların kalplerini ve gizli hallerini çok iyi bilirim. ”
***********************************************
Bir şeyin hoşumuza gitmeyişi onun kötü ve hayırsız olduğunu göstermez. Bazen hoşlanmadığımız şeylerin içinde, daha sonra pek çok hayrın bulunduğunu görürüz. Mümin için acı-tatlı her iş hayırlıdır.
Bazı sıkıntılar mümine manevi dereceler kazandırır; sevabını çoğaltır, onu yüce Allah'a yaklaştırır.
Bazı sıkıntılar müminin kusurlarına kefaret olur, onun günahlarını temizler.
Bazı sıkıntılar, mümini kötü işlere bulaşmaktan alıkoyar; acı onu meşgul eder, günaha ve zulme giden yolunu tıkar.
Bazı sıkıntılar mümine dünyada verilmiş bir cezadır, onu burada çeker, âhirete cezası kalmaz. Burada üzülür, orada sevinir.
Bazı sıkıntılar müminin kalbini niyaza, dilini duaya alıştırır. Yüce Allah müminin edep içinde inlemesinden, yani samimi bir kalple Rabb'iyle konuşmasından hoşlanır; onun sesini meleklerine dinletir. Allah kırık ve yaralı gönüllere özel olarak nazar buyurur, mahzun kullarını çok sever.
“Beyhaki, el Esma ve’s sifat, 1/204”
“Kime duâ kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Allâh’ın en çok sevdiği şey, kendisinden âfiyet istenilmesidir. Duâ, inen ve inmeyen (belâlara karşı) faydalı olur. Onun için ey Allâh’ın kulları, duâya sarılınız.”
[Tirmizî, Deavât, 101/3548]
Mü’mini Üzen En Ufak Şey Bile Musibettir
Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin eşi Ümmü Seleme (Radıyallâhu Anhâ) şöyle anlatmıştır: “ Ben Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizi: “ Herhangi bir kula bir musîbet isâbet eder de o:
إِنَّا لِلّٰهِ وَ إِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ ، اَللّٰهُمَّ اْجُرْنِي فِي مُصِيبَتِي وَأَخْلِفْ لِي خَيْرًا مِنْهَا
« Şüphesiz biz Allâh’a ait (kul ve köleler)iz ve kesinlikle biz ancak O’na dönücü kimseleriz. Ey Allâh’ım! Bu musîbetimde bana sevap ver ve bana ondan daha hayırlısını nasîp et. » derse mutlaka Allâh-u Te‘âlâ ona o musîbetinden dolayı sevap verir ve yerine ondan daha hayırlısını verir. ” buyurduğunu işitmiştim. Kocam Ebû Seleme (Radıyallâhu Anh) vefat edince Ben hemen bu duâyı hatırlayıp Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin Bana emrettiği şekilde okudum, Allâh-u Te‘âlâ da Bana O’ndan daha hayırlı olan Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizi eş olarak nasîp etti. ”
Hadîs-i Şerîf (Müslim, Cenâiz: 2, no: 2165, 3/37)
Abdüh Muhammed Baba (Rahimehullâh) “el-Mecmû ̔atü’l-mübâreke” isimli eserinde:
“Nimetlerine denk gelecek bir hamd ile Allâh-u Teʽâlâ ’ya hamd-ü senâlar olsun. Ben şek ve töhmetlerden berî kılınmış bir şahâdetle şâhitlik ederim ki Allâh-u Teʽâlâ’dan başka hiçbir ilâh yoktur. Yine şahitlik ederim ki Peygamberimiz, Efendimiz Muhammed O’nun kuludur, Rasûlüdür, Arab’ın ve Acem’in Efendisidir. Allâh-u Teʽâlâ Ona ve ümmetlerin en üstünü olan âline, ashâbına, eşlerine ve zürriyetine salât ve selâm eylesin.” dedikten sonra şöyle devam etmiştir:
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.
Allâh’tan mağfiret dilerim. Allâh’tan mağfiret dilerim. O Hayy ve Kayyûm olan, Kendisinden başka hiç bir ilâh bulunmayan O büyük Allâh’tan mağfiret dilerim, hatırıma gelen ya da gördüğüm şeyler içerisinden Allâh-û Teʽâlâ’nın istemediği her türlü söz ve fiilden, zâhiren ve bâtınen (dıştan ve içten) O’na tevbe ederim.
Ey Allâh’ım! Ben (Senin rızâna uygun olmayan şeylerden) öne aldığım, geri bıraktığım, açıkça yaptığım ve Senin benden daha iyi bildiğin her şey için Senden mağfiret talep ediyorum, öne geçiren ancak Sensin, geri bırakan da ancak Sensin ve Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.
Ey Allâh’ım! Kendisinden tevbe ettiğim, sonra tekrar O’na avdet ettiğim her günahtan dolayı Senden mağfiret talep ediyorum. Kıymetli Zâtını murâd ettiğim halde, sonradan içerisine Senin râzı olmadığın işler karışmış olan şeylerden dolayı Senden mağfiret talep ediyorum.
Ruhsatlar kabîlinden olup bana şüpheli gelen, oysa Senin katında haram olan şeylerden hangilerine nefsin arzusu beni çağırdıysa, onlar için de Senden mağfiret talep ediyorum.
Bana in’am etmiş olduğun nîmetlerden hangileriyle Sana isyan etmeye güç bulduysam onlar için de Senden mağfiret talep ediyorum.
Senden başka kimsenin farkına varamayacağı, Senden gayrı kimsenin kurtaramayacağı ve Senin affından başka bir şeyin halâs edemeyeceği bütün günahlar için Senden mağfiret talep ediyorum.
Hangi yemini bozmam Senin katında haram iken, ben onu bozduysam ve ben onunla mesûl olacaksam onun için de Senden mağfiret talep ediyorum.
Ey gizliyi ve âşikârı bilen ve Kendisinden başka ilâh bulunmayan Zât! Ey kerem sâhibi!
Ey bol lütuf sâhibi! Ey cezâ vermekte acele davranmayan!
Gecenin karanlığında ve gündüzün aydınlığında söz ve davranış olarak, ortalıkta ve tenhâda, Sen benim gizlediğime bakarken ve işlediğim isyanı görürken yapmış olduğum her fenalık için de Sana istiğfarda bulunuyorum ve Senden mağfiret talep ediyorum.
Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü eksik ve noksan sıfattan tenzih ederim, şüphesiz ki ben günah işleyerek nefsine zulmedenlerden oldum.
Gece saatlerinde ve gündüzün kenarlarında hangi farz benim üzerime vâcip olmuş da, ben yanılarak yahut gaflet veya hata nedeniyle onu terketmişsem ve ondan sorumlu olacaksam, onun için de Senden mağfiret talep ediyorum.
Gönderilenlerin Efendisi ve Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin sünnetlerinden hangi sünneti yanılarak veya gaflet ederek yahut hata ile ya da hafife alarak terketmişsem onlar için de Senden mağfiret talep ediyorum.
Ey Allâh’ım! Ey Allâh’ım! Senden başka hiçbir ilâh yoktur.
Seni her türlü eksik ve noksan sıfattan tenzih ederim, şüphesiz ki ben günah işleyerek nefsine zulmedenlerden oldum.
Ey âlemlerin Rabbi! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Benim Rabbim ancak Sensin.
Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sen teksin, Senin hiçbir ortağın yoktur.
Ey âlemlerin Rabbi!
Seni her türlü eksik ve noksan sıfattan tenzih ederim. Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.
O çok yüce ve pek büyük olan Allâh-û Teʽâlâ’nın yardımı olmadan hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
Allâh-û Teʽâlâ, Nebiyy-i Ümmî olan Efendimiz Muhammed’e ve âl-i ashâbının cemîsine salât ve selâm eylesin.
Müşriklerin nitelemekte oldukları şeylerden tenzih, O izzet sâhibi Rabbine!
Selâm olsun o tüm gönderilen Peygamberlere!
Bütün hamdler de Allâh’a; o tüm âlemlerin Rabbine!
(Abdüh Muhammed Baba el-Mecmû‘atü’l-mübâreke, fi’s-salavâti’l-me’sûra ve’l-e ‘mâli’l-mebrûra, sh: 17-20)
İşte bu, Abdullâh ibni’s-Sultân (Radıyallâhu Anh)’ın istiğfarıdır ki bu, her şeyden koruma ve emniyettir. Abdullâh ibni’s-Sultân bu istiğfarı Receb ayının her gecesinde okurdu. Bu kişi içki, zinâ, fisk-u fucûr, namaz ve oruca gevşeklik ile tanınmış biriydi. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) zamanında bulunan bu kişi öldüğü zaman onu yıkayacak, cenaze namazını kılacak ve ardı sıra gidecek kimse bulunmadı. Cibrîl (Aleyhisselâm) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gelerek: “Ey Muhammed! Rabbin Sana selâm söylüyor, seni tahiyye ve ikram ile seçkin kılıyor ve: ‘Kalk Abdullâh ibni’s-Sultân’ın cenazesine yürü, onu yıka, kefenle ve namazını kıl’ buyuruyor” dedi. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ayaklarının parmakları üzerinde yürüyerek onun cenazesine katıldı, lahdine indi ve tebessüm buyurdu, Sahâbe-i kiram (Radıyallâhu Anhum) bu duruma şaşırdı. Cenazesinden döndüklerinde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e, parmaklarının uçları üzere yürümesinin sebebini sordukları zaman: “Ben meleklerin toplandıklarını gördüm, onların çokluğundan dolayı, parmak uçlarımdan başka yerin üzerine basacağım bir mekân kalmadı” buyurdu. O zaman tebessümünün hikmetini sorduklarında: “Cennetten bir avlunun onun kabrine geldiğini, onun ardında da bin hûri bulunduğunu gördüm ki, her bir hûrinin elinde Havz-ı Kevser’den doldurulmuş bir kadeh olup, her biri: ‘Ben kalkacağım ve onu içireceğim’ diyordu. İşte bunun için tebessüm ettim” buyurdu. Sonra Nebî (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Kalkalım, onun evine gidelim de, hâl-i hayâtında ne amel ettiğini eşine soralım” buyurdu. Evin kapısına vardıklarında onu kilitli buldular. Kapıyı çaldıklarında kadın: “Fısk ve fücûr ehlinin kapısını çalan da kimmiş?” deyince ashâb: “Yâ Ümme’l-hayr! Gönderilenlerin Efendisi ve peygamberlerin sonuncusu için kapıyı aç” dediler. O da kapıyı açtı. Onlar ona eşinin hâlini ve hayatında yaptıklarını sorduklarında kadın: “Yâ Rasûlellâh! Ben ondan ancak çirkin işler, içki içmeler ve fısk-u fücûr gördüm. Lâkin Receb ayı geldiğinde kalkar, şu duayı okurdu. Çok okuduğu için onu ondan ezberledim” dedi. Bunun Üzerine Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Ali (Radıyallâhu Anh)’a “Bu İstiğfarı yaz” buyurdu. Böylece kadın söylüyor, Ali (Radıyallâhu Anh) da yazıyordu. Yazmayı bitirince Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem): “Bu istiğfarı okuyan ve evine yahut eşyasının içine koyan kimseye, Allâh-u Teʽâlâ bin sıddık sevâbı, seksen bin melek sevâbı, seksen bin şehit sevâbı, seksen bin hac sevâbı, seksen bin mescit imârı sevâbı, boynu Cehennemden âzâd olunmuş seksen bin kişinin sevâbı, Havz-ı Kevser’den içen seksen bin kişinin sevâbı, melâike-i kirâmdan seksen bin melek sevâbı, âbidlerden seksen bin âbid sevâbı, yedi kat gök ehlinin sevâbı, yedi kat yer ehlinin sevâbı, sekiz Cennet kapısından girenlerin sevâbı, Arş’ın ve Kürsî’nin taşıyıcılarının sevâbı, Levh’in ve Kalem’in görevlilerinin sevâbı, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ, Îsâ ibni Meryem ve Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sevapları kadar sevâp ihsan eder. Bu istiğfarı ömründe bir kere dahi okuyanı da, Cehennem ehlinden olsalar bile anne-babasını da Allâh-u Teʽâlâ bağışlar. Gecesinde ve gündüzünde bunu okuyan, Nebî (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in civarında olur. Bu istiğfarı okuyana Allâh-u Teʽâlâ seksen bin kasr (köşk) bina eder. Her bir hücrede seksen bin serîr, her bir serîrin üzerinde de hûr-i ̔inden seksen bin hûri bulunur. Onlardan her birinin başı ucunda da dünya ve içindekileri gölgeleyecek kadar büyük bir ağaç olur. İşte bu mükâfatlar bu istiğfarı ömründe 4 (dört) kere okuyanlar içindir. Şüphesiz Allâh-u Teʽâlâ o kişiye Mekke, Medine ve Beyt-i Makdis’te ibâdet edenlerin sevâbını verir. Bunu okuduğu gece ya da gündüz vefat edecek olursa Allâh-u Teʽâlâ seksen bin meleğe onun cenazesine katılmalarını ve kendisi için istiğfarda bulunmalarını emreder. Allâh-u Teʽâlâ o kişiye Münker ve Nekîr suâlini (kabirdeki sorulara cevap vermeyi) âsân eder. Allâh-u Teʽâlâ kabrinde ona Cennete doğru bir kapı açar. Kıyamet günü kabrinden kalktığında yüzü aydan daha parlak olur. O zaman mahşer ehli: ‘Bu gönderilmiş bir nebî (peygamber) midir, yoksa mukarreb (yakın kılınmış) bir melek midir?’ der de: ‘Hayır! Adem oğullarından rastgele bir kuldur ki Allâh-u Teʽâlâ ona bu duânın bereketiyle değer vermiştir’ denilir. Sonra ona bineceği bir Burak getirilir de böylece o, Cennetin kapısına doğru yürür ve hesapsız olarak oraya girer. Bu istiğfarı okuyana yılan, akrep, yırtıcı hayvan ve eziyet veren bir şey yaklaşamaz. Kendisi ânî ölümden kurtulur, zâlimlerin, hîlekârların, kıskançların, büyücülerin, fâsık ve fâcirlerin şerrinden kurtulur. Allâh-u Teʽâlâ ona rahmet nazarıyla tecellî eder ve o, cinlerden, ifritlerden, şeytanlardan ve bütün eziyet verenlerden selâmet bulur” buyurdu. (Abdüh Muhammed Baba el-Mecmû‘atü’l-mübâreke, fi’s-salavâti’l-me’sûra ve’l-e ‘mâli’l-mebrûra, sh: 11-17)