Şimdi ne yazdığım şiirler ezberimde,ne de bağıra çağıra söylediğim türkülerin sözleri.
Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum…
Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerinde tadı yok..?
Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden…?
Susuyorum artık…
Sustukça daha çok içime batıyorum
Sustukça,üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu,suskunluğuma sarılıyorum.
Ama yinede saplanıyor yüreğime bazı kelimeler.
Sessiz geceler sığınılacak en güvenilir liman sanki benim için.
Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir ifade etmiyor.
Düşünüyorum da bugüne kadar hep;gibi yazmışım,gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi;gibi sevmişim..
Elbette hiçbir şey,ben ol deyince olmaz.
Bunu biliyorum ama zamanda geçiyor hızla.
Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben yavaş yavaş tükeniyorum…
Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde?
Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…?
Öyle anlamsız ki yaşadığım hayat.
Herşey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için,kayboluyor.
Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenemiyorum…
Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum yada yüreğime su serpecek elin sahibini…
Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini…
Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken…
Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı…
İçimi kanatan özlemlerle yaşnalıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan…
İşte yine susuyorum…
Siyah bir geceye dönüyor her anım ve yazdığım her şiir kanatıyor yaralarımı.
Yanalncı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanlarıda önemsemiyorum.
Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…