İçime sıkışmış bir şeyler hissediyorum
“Bana ne iyi gelir?” diye düşündüm:
Neşat ertaş’mış meğer…
“Mühür gözlüm seni elden kıskanırım ”
Eşliğinde yazmanın muhabbetine daldim gene
Beni bu kadar gerilere çeken ne bilmiyorum.
Belki de bulduğum samimiyet.
En acıklı nağme bile tebessüm ettiriyor insana, ne kadar kötü sesli olsam da eşlik ederken buluyorum kendimi.
Âşık olup öyle devam etmek geliyor insanın içinden.
Biz insanlar garibiz biraz gerçekten, Sevip, âşık olup acı çekiyoruz ama yine de sevmeye devam ediyoruz.
Elimiz yansa acıyınca ateşten çekiyoruz ama âşık olmaktan sevmekten vazgeçemiyoruz…
Gerçekten yapamadığımız için mi yoksa bu durumda acı çekmek bize zevk verdiği için mi?
Her şeyin yolunda gitmesi için birçok fedakârlık yapıp önümüze bakıyoruz ama konu yine aşk olunca durup zaman harcamayı ihmal etmiyoruz.
Geriye dönünce düşünüp gülüyoruz sadece o zamanlar kendimize bile itiraf edemediğimiz şeyleri şimdi başkalarına fıkra gibi anlatıyoruz…
Küçük bir kızın kendinden altı yaş büyük birinin dikkatini çekebilmek için annesinin rujunu alıp dudaklarını yanaklarına kadar boyaması gibi ne yapması gerektiğini bile bile ruju yanaklarına taşırmasındaki tek amaç dikkatini çekebilmek olsa gerek.
Acaba benden hoşlanıyor mu diye tüm gün düşünmek; ahh ne güzeldir çocukken aşık olmak…
Yine de demeden geçemiyorum; nerede o eski aşklar?
Kaçamak bakışlar, göze alınan bedeller…
Pehh
Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Romeo’ lar Juliet’ler…
Aşkının külünden yanacak olan yok mu günümüzde artık?
Her biri tozlu rafları dolduruyor, yüzüne bakılmıyor, örnek alınmıyor…
Ne sözler verildi'de hepsi lafta kaldı
Bu kalp seninle vardı yine seninle yok oldu…
Sebebim sensin yar bunu böyle bil, hasretin tüketti beni tükenmek yetmedi eller değil Sevgilim sen öldürdün beni
Gözlerin hançerdi sapladın kalbime eller değil sevdiğim sen öldürdün beni
Sen yaşatmamıştın ama sen öldürdün beni
Acıymış özlemmiş kadermiş…
Hepsi bende
Kaderim bu olamaz
Hayır!
el bağlayıp boyun bükemem
Gün gelecek eller değil ben öldüreceğim seni
Dilim söyler kalbim dur!
Der
Sen öldürdün beni ama ben sana kıyamam ki
Küçücük yüreğimizle nereleri göze almışız, büyüdükçe cesaretimiz de azalıyor belki daha az kararıyor gözlerimiz…
En güzeli de mantığa yer yok, sadece sevmeye odaklanabiliyorlar.
Her şey başlayıp bitiyor bu dünyada, sevdiğimiz şeylerinde bir sonu oluyor, Sevmediklerimizin'de…
Olmasa iyi ya oluyor işte
seni alıp götüren bir şarkı beklemediğin bir anda bitiveriyor.
Sözgelimi sevdiğin kimseler kaybolup gidiyor işte,
Kalabalıkların arasında parmağına konan kelebek uçup gidiyor,
Hiç bitmeyecekmiş gibi kıvrılan ırmak gidip bir denize dökülüyor sonunda.
Geriye doğru baktım da senin için yıldızlı atlasın ilk sayfasını açtığım günün ardından dört mevsim geçmiş,
Dört mevsim olmuş sana bir şeyler söz açıp durmuşum;
Kimi sayfalarda resimler çizmişim kimi sayfalarda komik şeyler anlatmışım kimi sayfalarda kavgalar etmişiz.
Nasıl geçtiğini anlamadan mavi kaplı defterimin sonuna gelivermişim.
Dayanamam üşüyorum yüreğinden uzaklarda
Şimdi sana yıldızlı atlasın son sayfasını açıyorum
Bir gün bir yerlerde karşılaşır mıyız bilmem?
Ben senin için açtığım mavi kaplı defterimi yine senin için kapatıp gidiyorum
Ben yokken iyi bak kendine…
İşte böyle geriye bakıp ve kocaman bir ahh çekiyor insan.
Şimdi de o göz göze gelince utanılacak, emek gerektiren her şeyin çabuk tüketilmediği aşklar olsa…
Ne yazık insanı insana bağlayan iki lakırdının yerini markalar almış, göz göze bakarken eskiden sevgililer, şimdi bacak boyu ya da bronz ten olmuş önemli olan.
Geçenlerde okuduğum bir yazı çok güzel özetliyor aslında durumu:
Günümüzde sözde sevgili makamını doldurmak için birlikte oluyor insanlar.
Eskiden aşklar tek kişiyle yaşanırdı şimdi ise kiralık sevgililer almış yerini…
Aşk, sevgi, sevgili kelimeleri kirletilmiş. İnsanın içinden gelmiyor bu kadar basitleştirilmiş sözleri.
Ne kolay seni seviyorum demek…
Ah be azizim ben sevmeyi bilmem
Lakin
Kaç defa öldüğümü saymadım hiç.







