No title available

@theartofmadeline
hello vonnie
Noah Kahan
YOU ARE THE REASON
I'd rather be in outer space 🛸
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

Origami Around

Game Changer & Make Some Noise

Love Begins
taylor price
todays bird
macklin celebrini has autism

roma★

blake kathryn
NASA
The Bowery Presents
Sweet Seals For You, Always
No title available
Interview Vampire Daily

seen from Germany

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Bangladesh
seen from Chile
seen from Chile
seen from Chile
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@hellolemontree
23 yaşım 14 yaşıma, 14 yaşım 6 yaşıma seslendi.
Gerçekten bize ait olan bir şeyi Adine, hiç kimse elimizden alamaz. Gerçekten bize ait olan, er veya geç bizim olur. Bu yüzden, senindi benimdi cinsinden bütün hasisçe kaygılar değersizdir. Yapmamız gereken tek şey yolumuza devam etmektir; bize ait olan birlikte gelir, bizimle beraber yürümeyeninse, -burada durdu ve derin bir nefes aldı- bizi durdurmasına izin vermemeliyiz.
Arayışlar - Lou Andreas-Salomé
Sir George Clausen, 1909.
şu satırları okuduğunu hayal ediyorum;
“Gidiyordu. Arkasından gidemezdim. Giderdim de, gidemezdim. Kadın olmak sıklıkla frene asılmayı gerektiriyordu çünkü. Gaza basıp duvara toslamışlığım da vardı. Geçmişten ders çıkarmak hiç benlik değildi ama bazen canın o kadar acıyordu ki, aynı acıyı bir kez daha yaşamamak için kendini sandalyelere çivileyebilir, kapıları kilitleyip anahtarları yutabilirdin. Ben de aynını yaptım. Frene bastım.” Melisa Kesmez/ Bazen Bahar
‘’Konuştuk bütün gece, büyümekten, alışmaktan Herkes bilir, söylemez, koptuk bir çocuktan Tam birbirimize göreyiz, eğitimli günahkârlarız biz Ağlarız suçumuza, oluruz tertemiz
Birden bir rüya başlar, meğer gerçek yokmuş Eskisi gibiyiz, masum bir hayvan Birden bir dünya başlar, sanki hiç kırmamışız Anlamışız meğer, niye varız biz?
Bir düş gördüm peşinden koştum İyi ki ağladım, iyi ki güldüm Bir ses duydum çağırdın geldim İyi ki var bir hikayem, başım sonum
Sabahın küçük serçesi, umut var mı hâlâ? Yoksa yarın bir düş mü, dün gibi? Boş bir vagon gibi durmuş, zaman aramızda Tanıyan yok, bilen yok; gurbetteyiz
Birden bir tren çığlığı, açılıyor kapılar Kim binip gidecek, hangimiz kalacak? Birden bir dünya biter, sanki hiç görmemişiz Anlamışız meğer, niye varız biz?’‘
sir john lavery (1887)
the quite hour / dod procter (1935)
tükkanı açtık.
tükkanı kokulu açtık. evet.
https://open.spotify.com/track/3OrqExOwr13y6UCI1LGhA4
günaydın, tükkanı açtık.
https://open.spotify.com/track/0Rr1IrRiPyCurxicOXwBhz
‘‘...Ama elinde gümüş bir kupa tutan bir okul müdürüne ya da kolunun altında ölçü çubuğuyla bir profesöre saygıdan dolayı hayalinizin başından bir tel saç, renginden bir ton feda etmek, en iğrenç ihanettir, bununla kıyaslandığında, servetin ve iffetin feda edilmesi - ki bir zamanlar insanın başına gelebilecek en büyük felaket denirdi buna- pire ısırığı kadar kalır.’‘
Virginia Woolf
tükkanı açtık.
tükkanı açtık.