burayı tamamen terk etmemem için güzel blogları takip etmeye ihtiyacım var. önerileriniz varsa çok mutlu olurum.
Jules of Nature
Cosmic Funnies
Sade Olutola
i don't do bad sauce passes

Origami Around
$LAYYYTER
Sweet Seals For You, Always

JBB: An Artblog!
Alisa U Zemlji Chuda
noise dept.
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

No title available
YOU ARE THE REASON
AnasAbdin
Peter Solarz

Product Placement
trying on a metaphor
Show & Tell
hello vonnie

★

seen from Germany

seen from Germany

seen from Germany
seen from Thailand
seen from United States

seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from Argentina
seen from Türkiye

seen from Argentina
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from Poland

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
@hivronn
burayı tamamen terk etmemem için güzel blogları takip etmeye ihtiyacım var. önerileriniz varsa çok mutlu olurum.
“Irkçılığın esas işlevi seni dağıtmaktır. İşini yapmaktan seni alıkoyar. İnsanı, var olma nedenini tekrar tekrar açıklamak zorunda bırakır, döne döne varoluşunun sebebini açıklarsın. Biri çıkar, dilinin olmadığını söyler, olduğunu ispat etmeye yirmi sene harcarsın. Biri çıkar sanatının bulunmadığını söyler, bulur çıkarırsın. Biri çıkar, hiç krallıklar kurmadığını söyler, bulup çıkarırsın. Bunların hiçbirine gerek yok. Nasıl olsa her zaman bir iddiaları daha olacak.”
Toni Morrison
Hakikaten ömrümüz önce varlığımızı başka bir millete armağan etmekle geçti. Bununla birlikte süregelen ardı arkası gelmeyen katliamlarla devam etti. Çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden manevi değerlerimiz dahil her şeyimizi sömürüp katlettiler. İçimde olmayan bir nefret yarattılar çocukluğumdan bu yana. Yaşadığımız travmaların haddi hesabı yok. Gerçekten bıktım.
bir dil bulacaksın, yeni bir dil. eğer ki çok şey değişmişse sen de değişeceksin. odun değilsen başka bir dil tutturacaksın. kalbim.
"biz ölünce -siz susuyorsunuz ya, biz ondan ölüyoruz işte- ölünce biz, karşısında durup susacağınız kimse olmayacak. silahlarınızla yalnız başınıza kalacaksınız."
Sevmeye başladığımız kişileri hayatın manası gibi görmekteki aceleciliğimiz, hiçbir şeye uzun zaman bakabilme sabrı ve tahammülü yoksunluğumuzdan, ondaki güzelliğin ve içindeki gerçek benliğinin izini sürememekteki, başarısızlıkla sonuçlanıyordu.
Bu nedenle bir zamanlar sevdiğimiz çoğu insan, sonradan bizim için huzursuzluk veren bir yabancıya dönüşüyordu.
Yabancıların en yakınlarımız ve en yakınımızdakilerin giderek yabancıya dönüştüğü ilişkiler ağında, her halükârda içerideki o en derin yerdeki yalnızlık duygumuz büyüyordu.
Bekleyişin Şarkısı'ndan
karanlık bir sokaktayım. ellerim cebimde, gözlerim ayak ucumda. o kadar küçüğüm ve kendimi o kadar büyük hissediyorum ki. on yedi yaşındayım. ama on yedi ton yükü kaldırabilirmişim, on yedi bin km yürüyebilirmişim gibi. cesurum, hep, her zamanki kadar.
tıp fakültesinin son finalinden çıkmışım. hepsinden kaldığımı biliyorum. dışarıda yüzümü yakan bir ayaz var. ben acıları nereye bırakacağım allahım, acılarımı, diye düşünüyorum. kulağımda bu şarkı var. ayaz, kalbimi yakıyor.
tarih iki şubat iki bin on bir. acıları bırakacak yer bulamıyorum. hayalimden vazgeçip tıp fakültesini bırakıyorum.
tarih iki şubat iki bin yirmi bir. ben hala acıları bırakacak yer bulamıyorum.
LaWje - Çawa Tê Herî
Tam 00:00 da kimden mesaj alıyorsan ya da arıyorsa onunlasındır.
e kimseden almadım ben. tşk.
her kalp kendi hüznünü kavrar. anlaşılmayı beklemeyin.
Günün bitişini yine durakta izlemece. Kısa süreli mutluluklarım çok hoş.
“baktım rüzgârsın sen, baktım çamaşır ipini zorluyorsun. hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim. baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun. ayağına terlik giy, bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun.
biz satranç oyuncusuyuz sevgilim. üzerimizde kara bir leke biz satranç oyuncusuyuz. inanıyoruz ceketlere düğmelere, inanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe. işte yitirdik bütün taşlarımızı, darmadağınık oyun tahtası. bir tek şahımız duruyor sevgilim. o da evli, iki çocuk babası. kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim. uykumuzu bölüyor buradan çocukluğumuza kadar. buradan çocukluğumuza kadar bir telaş. içi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz herkese küsmek için. hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar.
yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar. bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan. ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım. kıymetini bilmediğimiz şeyler var.
yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim. geçen günlere üzüldük, tamam yola düşelim. düşünelim: başka günlerin duvarı daha sağlam. düşünelim: başka günlerin sokağı daha neşeli. başka evlerin kadınları erkekleri tam bir kahraman. tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde, bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman.
ama baktım sen rüzgarsın sevgilim, kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun. başucunda bir bardak su, beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun.”
Barış Bıçakçı
biraz umut.
çok üzgünüm, çok mutsuzum, boğazım düğüm düğüm. bu kadar acı, bu kadar üzüntü fazla değil mi? ölüm orucunda ölmek, yitip gitmek ne demek? neden bu kadar zorlaştırıyorlar yaşamayı, neden bu hırs, neden bu öfke? nasıl duymuyor, görmüyor gibi davranabiliyorlar? Yaşamaya dair, yaşama dair insan eliyle yapılan bu işkenceleri, bu katliamı asla anlayamayacağım. Insanlığın neden ve nasıl bu denli aç ve kör olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağım. Bu kötülük hiç bitmeyecek. helin, mustafa, ibrahim ve ebru. ölüm orucunda hayatını kaybetti.
"Bu kadarı da olmaz!" dediğimiz her şeyi bize kafamıza vura vura, aklımızla dalga geçer gibi gösteriyorlar. İnsanlar twitterda hak, hukuk, adalet arıyor. Her yeni güne bu haberler ile uyanmak midemi bulandırıyor.
bakın,
o çocuklar büyüyecek, o çocuklar büyüyecek, o çocuklar...
15 gün önce nusaybin’de yaşanan, henüz yeni yayınlanan videodan çıkamıyorum.