Çok uzun süre sevgisiz kalınca kendinide sevmiyor insan..
Cosimo Galluzzi
occasionally subtle

roma★
KIROKAZE

if i look back, i am lost

titsay
Sweet Seals For You, Always

JBB: An Artblog!

Janaina Medeiros
d e v o n
AnasAbdin
taylor price
will byers stan first human second
I'd rather be in outer space 🛸

pixel skylines
dirt enthusiast

No title available
Lint Roller? I Barely Know Her

Andulka

Love Begins

seen from Germany

seen from United States
seen from Kenya
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Singapore

seen from Malaysia

seen from Germany
@humakusunannesi
Çok uzun süre sevgisiz kalınca kendinide sevmiyor insan..
02:38
“İnsan ölüyorsa acıdan ölür bir gün
kendine bir daha uğrayamadığından,
koyduğu yerde durmayışındandır hayatın hatanın dönüşsüz oluşundandır.”
-- Birhan Keskin
Yılmadan yap. Fırsatı kaçıracağın için değil, önünde yılgınlık göstereceğin her kimsenin bir zorba veya bir zorba adayı olması yüzünden. Yılma ki sıcaktan kavrulana gölgen, suda boğulana elin erişsin. Önce yap, sonra açıklarsın. Bilgece yap. Yani koruyarak, yani için titreyerek, yani yıkılmasın diye. Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan. Yılmadan, bilgece ve tutkuyla. Önce yap, sonra açıklarsın.
Tahrir Vazifeleri 2, İsmet Özel
credit : Craig Martin
"Hakikate beni ulaştıracak şey aslında kendimle barışmaktan geçiyordu.
Bunu hissediyordum ama esas soru bunu gerçekleştirmeye cesaretim var mıydı?"
Hanne, Bahadır Yenişehirlioğlu
Beni anlamalısın. Çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.
Mitokondrisi bende kaldı
Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti...
Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı...
Enerji santrali, kaynağı anne
İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir.
Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir ve babadan değil, anneden gelir. Anne her çocuğuna enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir.
Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!!! Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder. Ben bunu yazarken ve siz bunu okurken annelerimizin bizlere miras bıraktıkları mitokondrinin ürettiği enerjiyi kullandık farkında mısınız...
En karmaşık yapı
Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri. Kendine has DNAsı var, kendine özgü kişiliği var, kendisine has proteinleri var, çalışma mekanizması ve prensibi var. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gider.
Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam eder. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçer.
Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlar. Analarımızın mitokondri DNA’sına, o DNA’nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirler kimiz ve nereden geldik...
Ben bugün laboratuvarımda mikroskopumun başında annemi düşünüyorum. 15 Ağustos sabahı vefat etti annem, elimden bir su tanesi gibi kayıp gitti...
Annem benim vefat etti ama ölmesi mümkün değil, çünkü mitokondrisi bende kaldı...
———————————————————————————
Türk bilim insanı Doç. Dr. Hande Özdinler’in yazısıdır. Kaynak
Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى
Rabb'in seni bırakmadı ve sana darılmadı.
| Duha suresi 3. ayet
Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya, yanındakine, “Benim gördüğümü sen de görüyor musun? ” diye sorar.
Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. Kulaklarıma inanamıyordum. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum.
Kimseye soramıyordum da “Benim gördüğümü sen de görüyor musun? ” diye.
Seni unutma fikri bile, sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde.
Murat Menteş
Sonra içime hatta dışıma kapandım.
Küsmek gibi bir şey.
Bir çeşit gölge fesleğeni.
Bir çeşit olmayan hayat.
Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.
Epeyce göçebe yaşadım, sadece Bir valizim oldu.
Bir yığın insan tanıdım.
Ama hep yalnızdım…
Didem Madak
İyi geceler Arthur
kalbimi nöbetçiler basıyor arthur!
adım geçiyor bütün cinnet haberlerinde
yürüyorum, yürüdükçe ben
istanbul’un topuklarına sıkıyor yağmur
artık
uzunca bir seyahate çıkmıştır günlerim.
lüzumsuz ayrılıklar apartmanı’nda
biliyorum
değişik bir böcek türüdür yalnızlık
yemeğin içinden filan çıkar
öğrendim şimdi hayatı karşılamayı
yerleştirdim tüm acılarımı da
alfabetik sıraya göre
öğrendim her sabah
beni dünyaya biraz daha şair
biraz daha sakat bırakan aynada
tuhaf bir delilik var aynaya bakmakta
ve gereğinden fazla
panzerlerle yarışmakta gözlerim.
uyuyunca geçiyor, diyor
saatin birbirinden çirkin onkiki kızı
son zamanlarda rüyalarım da yara bere
içinde
gözkapaklarıma birer yarabandı
yapıştırırsam, belki bu iyi gelebilir
diye düşünüyorum
aklım, şüpheli bir paket gibi duruyor
kafamda
[hayat bilgisinden bu sene ikmale kaldım canım.
mutluluk kariyerim sona erdi.
bana kaderimin bir yarım volesi mi bu?
rabbime sordum, “ofsayt” dedi]
bana kandan elbiseler dikme anneciğim!
sevgim yıllardır çekirdek çitliyor sıkıntıdan
yaşamak, bende temassızlık yaptı galiba
ya da
hayallerimi yıktı yavşaklar
otopark yapacaklar yerine –belki de
bir alışveriş merkezi.
ben bu gece geç gelicem arthur
orhan gencebay’a söyle: yatsın bu dünya
beklemesin beni.
Merve Burma
Rüzgar uyumuş, ay dalıyor her taraf ıssız
Ölgün bakıyor varsa uzak bir iki yıldız
Bak çıt bile yok korkma benim bahçede yalnız
Ey gözlerinin rengi kadar, kalbi güzel kız
Meftunun olan gözlerim endamını görsün
Kumral saçının üstüne busem de taç örsün
Hüsnün ezelî saltanatından da büyüksün
Ey gözlerinin rengi kadar, kalbi güzel kız
Beste: Refik Fersan
sanem hanım. sanem. evlen benimle sanem. kadınım ol benim. yasadıgım tüm acıları, yaptıgım bütün kötülükleri, pismanlıklarımı, hatalarımı akla. basına çiçekten taçlar yapayım, sana siirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. bazı aksamlar dvd’de film seyredelim seninle. birlikte hüzünlenelim, birlikte gülelim. sanat galerileri gezelim. sen benden daha çok anla modern sanatı. gördügümüz eserlerin ne anlama geldigini açıkla bana, ben basımı sallayayım. ah ben ne aptalmısım! nasıl olup da varlıgından kuskuya düsmüsüm? oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dısında ne anlamı olabilirdi ki? bak simdi her sey ne kadar açık görünüyor oysa. ilk görüste aska inanırsın, degil mi sanem? evet, çok dogru. ben de baska türlüsüne inanmam zaten. biliyor musun sanem, ben seni hep severim. her gün daha çok severim. bak mesela pencerenin önüne bir kus konar ben seni severim, bir tren yolculugunda pencereden dısarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden, hangi uzak hatıraya ait oldugunu bir türlü çıkaramadıgım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kus sıçar ben yine seni severim… anlıyor musun beni? sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. diyelim yazlık bir yere gitmisizdir de, bir aksam sen çok hos bir tunik giymissindir, oradaki bütün erkekler bayılır sana, hemen asık olur. ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. ama belli etmem. ama sen yine de sezersin. öyle bir laf edersin ki ben, benden baska hiç kimseye bakmayacagını anlarım. o kadar da incesindir. bir de bir iyilik rica edecegim senden. gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçagın adını söyle bana. söyle ki, ona hemen düello sahitlerimi göndereyim. silah seçimini o yapsın. evet. utanarak kabul ediyorum ki, bunu bir yerde okudum. ama ne fark eder? bütün siirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? sarkılar senin için söylenmedi mi? masumların kanı senin için akmadı mı? ruhum hep seni aradı benim sanem. hep seni arar. milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, günesler patlasın benim ruhum seni arar. ve biliyor musun sanem, bulur da. simdi buldugu gibi bulur. seni seviyorum. seni seviyorum. seni seviyorum.”
“Ne olur çekme ellerini karanlığımdan, bir sen kaldın dünyada güzel bildiğim.”
Ümit Yaşar Oğuzcan
"Sesimi beğendiysen kafese koymana gerek yok. Ben zaten senin bahçenin bülbülüydüm” diye bir cümle geçer Kelile ve Dimne’de. Sevmeyi bilmeyen güzeli hayattan koparır, onun yetenek ve niteliklerini köreltir. Hakikaten seven kimseyse güzeli yalnızca sakınır, kendi nazarından bile.
.