sheepfilms

@theartofmadeline

⁂
Peter Solarz

pixel skylines
Today's Document
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
tumblr dot com
Jules of Nature
Game of Thrones Daily

JVL
styofa doing anything

ellievsbear

if i look back, i am lost
TVSTRANGERTHINGS

祝日 / Permanent Vacation

Origami Around
art blog(derogatory)
todays bird
AnasAbdin

seen from Taiwan

seen from United States
seen from United States

seen from Sri Lanka
seen from Germany
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Jordan
seen from United States
seen from Pakistan

seen from United Kingdom

seen from Australia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Bulgaria
@icimerenkkacti
Bazen her şeyi dilediğim gibi hiç bir sınırlama olmadan anlatmak istiyorum. Daha doğrusu paylaşmak istiyorum. Bilin istiyorum ama aynı zamanda istemiyorum. Bilmiyorum gereksiz mi üzüyorum kendimi yoksa bilinçli yapıldığını mı düşünmeliyim?Tek bildiğim yanındayken kendimi yalnız hissetmekten nefret ettiğim. Ya da hiç bir sorun olmayıp kuruntu yaptığımı kabul etmeliyimdir? Sanırım en iyi yaptığım şey ya da her neyse.
Selam millet
Yazmaya ne uzundur ki vakit ayıramamaktayım. Aslında öyle değil. Bir şeyleri sürekli yazarım ama konu buraya gelince üstü kapalı anlatmaya çalışmak "ööh" dedirtti artık. Her neyse. Tam bir karmaşanın içindeyim desem yeridir sanırım. Bazen plan yapmamak gerekli herhalde. Ya da "o nasıl olacak off bu nasıl olacak çok doluyum, vaktim yok vs." diye kendinizi sıkıntıya da sokmanıza gerek yok sanırım çünkü siz bunlarla uğraşırken bir bakmışsınız ki sorun tamamen çözülmüş! Ya iyi bir şey olmuştur ki bu genellikle olmaz, ya da kötü. Her şey de bir hayır vardır diyip geçiyorum. Herkese iyi geceler millet
The first time I saw you , I thought: ''Look at that boy. I'm going to love him forever and ever and ever.'' #8
Filmlerde neden öyle olur?
Filmler hayallerimiz midir yoksa gerçekleştirebileceğini mi hayal eder insan. Düşüncelerin, hissettiklerin. Hepsi kafanın içinde. Orada ki her şey sana ait. Seninle yaşar, seninle dokunur, seninle hisseder. Sadece senin gördüklerini görmesini istediğin insanlar vardır. Kafanın içinde yaşadıklarını yaşatmak istediğin. Beyazperde olmasını istediğin. Tesadüfler, başkaldırış, tutku, güç, karanlık ve seçimler. 'Film' dediğinin gizemli sokaklarında ev sahipliği yapıyorlar. Sen sadece iki saatlik bir ziyaretçi iken, sende uyandırdıkları geçici bir ziyaretten ibaret değil. Hissediyorsun en derinden. Sahip olmak istiyorsun. Hız yapmak ve sonrasını düşünmemek. Anı yaşamak. Kıl payı kurtarmak bazı şeylerden. Çekip gitmek. Eve dönmek. Benliğine dönmek. Vazgeçmek ve asılmak sımsıkı. Gerçekte olamadığın kadar cüretkar olabilmek. Aslında bütün olay bu. Başaramadığının başarıldığını görmek. Elde edemediğinin, elde edilişini izlemek ve kendini onunla iç içe sokabilmek. Neden mi? Çünkü filmler de böyle olur.
Baktığın en son hatırladığın gibi değildir
"Neredeyim ben?" dönemine giriş yapmış bulunmaktayım. Bir sorgulama dönemine daha merhaba. Ne zaman geleceksin diye bekliyordum ben de. Sadece birbirinize ait olduğunuzu düşündüğünüz insanlar vardır. İkili ilişkilerden bahsetmiyorum. Atıyorum; bir arkadaş grubunuz vardır ve bilirsiniz, siz en iyisisinizdir. Daha sonra bir anda dank eder. En ufak bir ayrıntıdan ışıklar çakmaya başlar. Yanar kafanın içinde ki her yerde. Aradan zaman geçmiştir ve istesen de istemesen de hayallerinin peşinden gitmek zorunda olduğun o yolda, her gün karşına yeni biri çıkar. Sonra dönüp bir bakmışsın ki, baktığın en son hatırladığın gibi değildir.
Daha uzun zaman geçirip, tanıdığımı düşündüğüm insanlar gittiklerinde böyle incinmemiştim sanırım. Sorunum budur belki. Hayal kırıklığını kaldıramıyorumdur. Bir anda kendi kendime hayaller kurup kaptırırsam kendimi kaçınılmaz son bu olacaktı tabiki de. Ne bekliyordum ki? Çabalayıp da başaramadıklarım listesine hoşgeldin. Burada olmandan hiç hoşlanmadım
Christian Bale, Hugh Jackman ve Nolan kardeşler mi?!
-spoiler içermez-
Şimdiye kadar izlediğim en iyi filmlerden biridir şüphesiz. En bilindik tabirle, Batman ve Wolverine farklı maskelerle karşımızdalar diyebilirim. Bir sihirbazlık gösterisi kadar şaşırtıcı, hırs ve tutkulu insanların yarışı. Egoların muhteşem çatışması. Nolan'dan muhteşem kadrolu, karanlık, güzel hikayeli bir film daha.. Bol sürprizli ve non-kronolojik anlatımı çok etkileyici, saplantı ve rekabet dolup taşıyor!
Kesinlikle sayılı filmlerimin arasında ve zaman hangi zamanı gösteriyor olursa olsun, bu film eskimez millet benden söylemesi.
Merhabalar!
Son bir kaç gündür kafamı dağıtmak adına yaptığım şeylerden biri de filmlerle zaman geçirmek oldu. Buraya bunu fazlasıyla yansıtıyorum çocuklar. Normalde eleştiriye pek yakın olduğumu söyleyemem. Sevmem de. O ne öyle. Huysuz gibi her şeye bir yorumunun olması. Katlanılır şey değil fakat gelin görün ki; bir film izleniyorsa eleştirilmeye değerdir. Kendimi de bu konu da eleştiriye çok yakın görüyorum. Bundan sonra zaman buldukça yeni izlediğim veya genel olarak sevdiğim filmleri eleştireceğim. Eğer sizde bir film severseniz, denemelisiniz. Sevdiğiniz şeyler hakkında kendinize özgü fikirlerinizin olması, her zaman için ayrıcalıktır. İyi günler diliyorum!
Korsan ya da Kovboy!
Dün gece yorumladığım The Great Gatsby'nin DiCaprio'su olduğu gibi, The Lone Ranger'ın ise Johnny Depp'i var. E şey bir de Social Network'ten tanıdığımız Oxford'lu kardeşlerden biri ve tabi ki de unutmadan J. Depp'e yine Helena eşlik ediyor. Filmde bir bağları olmasa da birinin olduğu yapıtta diğerinin de olması gerektiği, bizlerde bağımlılık yaptı açıkçası.
Eğer filme dönecek olursak; Western olma havasına girilmiş fakat pek başarılı olduğunu söyleyemem. Kurgusal anlamda bazı boşlukları var maalesef. 2000'li yıllarda yapılmış olsaydı göklere ulaşabilirdi fakat günümüzde çok daha iyi örnekleri olduğu bir gerçek. Buna rağmen sıkan bir havası yok filmin. Görsellik yerinde. Aşk, aksiyon ve komedinin altına gizlenmiş, gözü doymazlık ve bunun yarattığı zararı işliyor film. Sen ne kadar adalet yanlısı olursan ol, içinde yaşadıkların kendi çıkarları peşinde oldukları sürece.. adalet hak getire! Eğlendirmesi kesin olan bir yapım fakat izlemeseniz de bir şey kaybetmezsiniz.
Not: O bilindik kovboy şarkısını duyunca oradan oraya koşturasım geliyor ayol!
DiCaprio oyunculuk dersi vermiş!
Güçlü bir kitaptan. Güçlü bir senaryo. The Great Gatsby. Arşivlik bir filmdi benim için. Saniyeler sonra nelerin olabileceğini kestiremediğim bir filmdi.Bu yüzden de inanılmaz sardı. Soundtrackler müthiş. Lana Del’in sesi filmle iç içe geçmişti. Aslına bakılacak olursa rengarek bir gösteri havasında geçen, müzikler eşliğinde enfes bir gösteriye dönüşen bir yapıttı. Konu ise pek yok fakat bu filmden sonra bir başrol oyuncusunun, koca bir filmi tek başına götürebileceğine bir kez daha inandım. Filmde verilmek istenen her şey DiCaprio’nun yüzündeydi resmen! Efsanevi bir oyunculuk. Saygı duyulası. DiCaprio’nun hatırına izlenebilecek bir film. Şahsen ben zaman kaybı olarak görmedim. Eleştiriye fazlasıyla açık ve iyi uyarlanmış bir senaryo. Şimdiden iyi seyirler!
Basın ozgurlugu mu? O da ne?!
Bir ülkenin en önemli silahlarının başında gelir medya. Yıkıcı, yok edici anlamda söylemiyorum bunu. İcraat olmadan, psikolojik baskıyla düşüncenizi savunmak gibi misal. Bizde nerede peki medya? Özgürlük? Ya da pardon. Kimin elinde diye sormalıydım. ''Ben medyayım!'' diyenlerin maskelerinin altında hangi kimlik yatıyor? Yağcılıktan mı bahsedeyim yoksa emperyalizmden mi? Dönen onca dolap ört bas edilirken alakasız, önemsiz konular tam bir kaos niteliğinde. Gerçekler lanse edilmiyor. Çabalayan medyacılarımız yok değil. Varlar. Kendi menfaatleri dışında, ülke için sahne alan. Çıksınlar çekildikleri köşelerinden. Medya asıl sahiplerini bulsun. Yakın zamanda ..
Bir daha da beni aramadı. Ben de onu aramadım. Beni öldüren bir adama ne diyebilirdim ki, en fazla kusursuz bir cinayet işlediği için tebrik edebilirdim. Ama ölü kadınlar hiç konuşmazdı
Stateless - Bloodstream
Bu şarkı bu saatlerde sevilesi. Dinleyin.
Adios Bitches
Karanlıkta kalmak istedim şuan. Odamı seyretmek istedim. Garip değil mi? Yani düşününce evet tabi ama.. Odamın en çok bu halini seviyorum. Sessiz. Karanlık. Storların arasından süzülen o ince ışık. Bir de gecenin köründe geçen o araba sesleri yok mu illa güzel bir şeyi gölgeleyen andavallar çıkacak tabiki unutmuşum sizde haklısınız. Heh ne diyordum andaval diyordum ama demiyim öyle niye kaldım ki ben onda. Her neyse bazen çok sinirleniyorum çocuklar. Hayır neden yani. Şurda oturmuş kendimi dinliyorum aylar aylaaar sonra. Sapıkcasına bir uykum varken sapkın gibi düşünmek istiyorum. Uzun zamandan sonra aklım ilk defa bu kadar net bana karşı. Akıl oyunları oynamıyor ilk defa bu kadar temiz. Evet diyorum evet! Böyle olmalı. İstiyorum diyorum kendime, evet tam zamanı. Niye kendi kendime kafa açıyorum ki diyorum. Sus Beyda sapık gibi her ayrıntıyı düşünmekten vazgeç bulandırma zihnimi diyorum. Mutsuzsun evet çünkü sebebi bu diyorum kendime. Kabulleniyorum ya. Evet abi kabulleniyorum! Hayır o yüzden değil yok bu yüzdendir demiyorum. Sebebi canımı acıtıyor biliyorum ama yalan söylemiyorum kendime. İnanmıyorum kendime. İşte bunu yapıyorum böyle ender zamanlarda. Uzandığım yerden baktığım dolapta bunları görmeye başlıyorum, kendimi dinliyorum farkında olmadan. Gerçek beni. Sonra ne mi oluyor? Demin ki öküzün sürüsünden arabalar geçmeye başlıyor vay efendim komşudan mı ses gelir artık yoksa ev mi konuşur tıkır tıkır artık ne halt oluyorsa bir anda kaybolur tüm düşüncelerin. PUF! Uçup gitti. Arkasından bakamazsın bile. Öyle saniyelik öyle de pis bir şey. Sinirliyim diyordum buaralar evet var bir çirkinlik. Asi pislik bir şey oldum gidiyorum ben. Dünyanın öbür ucuna gidiyorum yani şuan. Kanada da bir şubem var zaten. Alara. Belki onun yanına giderim. Sonuç itibariyle, adios. Zaten acıkmıştım da.
Yazmaktan çekinir hale gelmek. Hissettiğin tüm karmaşayı, mutluluğu bir anda dökebilmek hemde o an ki düşüncelerinle. Saatlerce. Sadece yaz. Durmadan yaz üstünü çizmeden yaz. Bittiğindeyse oku onları. Hissettiklerine inanamayacaksın. Daha az önce yazmışsındır bunları daha yeni dökülmüşlerdir senin ellerinden ama.. bitmişlerdir. O kağıda noktayı koyduğun an duygularının yoğunluğuda geçiyor demektir. İşte bundan korkuyorum. O yoğunluk kaybolduğunda, içinde olduğum o an neler yazdığımdan korkuyorum. Ne hale geldiğimi görüyorum. Yüzüne bir anda bir şeyin çarpması gibi. Nasıl bu kadar incinebildiğimi ya da mutlu olduğumu. En çok da mutluluğumu görmek korkutuyor şu sıralar çünkü mutlulukta acıtıyormuş bazen
Korkuyorum. Küçük bir kız çocuğu gibi korkuyorum. İçinde olduklarımdan. İçinde büyüdüklerimden. İçimde büyümesine izin verilenlerden, korkuyorum kendimden. Hayır bu kadar uzun süremez biliyorum. Bu da bitecek. Temelli dağılacak bu da. Dağılacağız hepimiz.