biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz.
Peter Solarz
art blog(derogatory)
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

tannertan36
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

izzy's playlists!

Love Begins
Show & Tell
almost home
I'd rather be in outer space 🛸

Product Placement
sheepfilms

❣ Chile in a Photography ❣

No title available
Cosimo Galluzzi
No title available

titsay
todays bird

oozey mess
Not today Justin

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from T1

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from Japan
seen from Indonesia
seen from United Kingdom

seen from United States
@icsanci
biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz.
beni göğsünde uyutamaz mısın. gebereceğim artık uykusuzluktan, kabuslardan, yalanlardan dolanlardan. sadece bir kaç saat beni göğsüne yatırmaz mısın
her hareketim yapmacık ve zorlama geliyor. değil yirmi dokuz, yüz harf olsa alfabemde yine yanlış bir cümle kurarım, iki doğru söz edemem. sesim kulağıma çok yabancı geliyor. hiç bir düzlemde gidemiyorum kendi etrafımda daireler çizip duruyorum. varacağım yer, hedefim yok. cümlemin hiç sonunu getiremiyorum. bir lafı ilk seferinde anlamıyorum, hatama koşup doğru olana tek bir adım atma gayretinde bile bulunmuyorum. tümüyle yanlışım.
sevenim var
dunya batsin umrum degil
seni aklımdan çıkarıp önüme koymak isterim
Unutmaya kıyamıyorum, hatırlamaya da daha fazla gücüm yok.
saat vurdu geceye, aç şarkıları, dağılma zamanı.
dağınık cümlelerim arasında derli toplu duran tek şeysin
sana sarılmaktan daha güzel bir mektup var mıdır leylâ.
bozsana dengemi.
gel bi' öp bedeli neyse öderiz.
şöyle bir silkelensem yirmi iki günün kırk yıllık hatrı dökülür eteklerimden. saat sekiz dedi mi ürperirim şöyle bir, eve döneceğizdir. burası sarıldığımız yerdir, şurada kahvaltı etmişizdir, ben ellerimi ellerine şu yokuşta tutuşturmuşken, sen sazlıkların arkasında dudağıma küçük bir kasaba öpücüğü bırakmışsındır. otobüslerin numarası yoktur, yanlışlıkla bindiklerimiz ve inmeyi unuttuklarımız işte o duraklarda sıralanmış, boğaziçi köprüsü kıs kıs gülmektedir, bir beton zeminden kucağına zıplamışımdır. işte burada ben ağzımda iki sigara yakmışım, söylenmeni dinlemişimdir. sen bana sarıl diye, sırf sen bana bir kez daha sarıl diye, merdivenlerden üstüne düşüyormuş numarası yapmışımdır. yani artık bu sokakların isimleri tabelalarda yazan değil, bu semtlerin ismi haritada görünen değil, bu dünya bildikleri gibi değil, hepsi biziz. yalnızca bizim bildiğimiz.
ellerin var falan. yanımda yürürken kolum koluna çarptığında hissettiğim bir şey var. adını kimse koymasın. benim daha fazlasını anlatmaya halim de yok. ama sen hep diyorsun ya: temas etmezsen ölecek gibisin. ölecek gibiyim.
ya ne bileyim seviyorsun falan, böyle masada bir şey unutsa-bıraksa heyecanla çantana atıp eve taşıyorsun, aradığında telefonu kulağına götürmek yerine kafana sürtüyorsun, sokakta elleri dolu yürürken resmen üzülüyorsun, paketlerden nefret ediyorsun. biri de demiyor ki, sen bu sevgiyle nasıl yaşıyorsun.
bir alışkanlığınız varsa, bu daha da kötü. yeni birine kahveyi şekersiz içtiğinizi ezberletene kadar kaç şekerli kahve içeceksinizdir, kim bilir. kırmamak için pek bir şey söylemeyecek, katlanacaksınız. bir gün, dayanamayıp, yine sade kahve isteyip, onu sevdiğinizi söylediğinizde, “hadi, hadi” diyecek, “seni tanıdığımdan beri şekerli içiyorsun.“
sen benim yitirdiğim ve bir daha sahip olamayacağım her şeysin. böyle gitmek görmedim desem yalan olur. ne gidenler oldu daha önce de. ne hızlı, ne acele, ne acılı. görsen korkarsın. gitmeler, insanın bir yerde kalma hevesini alıp götürüyor. çünkü nerede kalmak istesen, mutlaka bir giden bulunuyor.
yazın ortasında kışı düşünerek saçları üşümesin diye güzel bir şapka örerken seni sevmediğini söylüyor ama şapkayı örmeye devam ediyorsun. koltuğun üzerinde kırk derece sıcakta üşümekten titreyerek ilmek kaçıran sensin çünkü.