Antonio Canova (1757-1822) – Aphrodite et Adonis
No title available
Jules of Nature

if i look back, i am lost
wallacepolsom
AnasAbdin
Keni
Today's Document

@theartofmadeline
Lint Roller? I Barely Know Her

No title available

Love Begins

Kaledo Art
dirt enthusiast
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
cherry valley forever
h

Andulka
🪼

titsay
styofa doing anything
seen from Canada
seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Spain

seen from United Kingdom

seen from Brazil
seen from Chile

seen from United States
seen from Singapore

seen from Malaysia

seen from Finland
seen from Saudi Arabia

seen from India
seen from Canada

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Peru
seen from Canada
seen from Hungary

seen from Saudi Arabia
@inurfuckingmind
Antonio Canova (1757-1822) – Aphrodite et Adonis
Kedi Rehberi 🐈
Neredeyse tüm kedişlerin sergilediği standart davranışlar var ve bu davranışları anlamanız kedişinizin mutluluğu için çok önemli. Psikolojik durumu ve halet-i ruhiyesi insan kadar hassas ve değişken olan bu minnoşların neyi neden yaptığını anlamak çoğu zaman zor olsa da bedensel dillerinin evrensel olarak kabul görmüş bazı parçaları mevcut. Mesela da…
1. Eğer kediniz sizi görünce yere yatıp göbeğini size açıyorsa bu “göbeğime dokun ve beni sev” anlamına kesinlikle gelmiyor. En hassas ve savunmasız oldukları bölgelerinden biri karınları. O bölgeyi size açması “sana güveniyorum” anlamına geliyor. Pek tabii uzanıp orasına dokunmanız da onun güvenini sarsıyor. Zaten çoğu zaman tırmalama veya ısırma şeklinde karşılık verirler. Her ne kadar insan o şirinlik abidesi davranışı “hadi beni sev” olarak algılasa da aksine ona dokunmazsanız size güvenmekte haklı olduklarını anlıyorlar. Sakin ve tatlı bi’ ses tonuyla “oy kurban olduğum” falan deyin geçin.
2. Kedilerin meme emme zamanından kalan bi’ davranışı var; o da hamur yoğurur gibi sizi yoğurmak. Masajvari bir takım davranışlar. Aynı şeyi yünlü, peluş kıyafetlerinize de yapıyor olabilirler. Bu yine kedişinizin bulunduğu ortama “annesinin yanı” kadar güvendiğini gösteriyor. Meme emerken annesinin tüylerine uyguladığı yoğurma işlemini sizin yanınızda sergilemesi inanın bana aranızdaki sevginin en büyük göstergesi.
3. Kedinizin önüne bir parça tavuk veya köfte attınız mesela. ÇAAAT bi’ vuruyor, et havada uçuyor ve sonra ordan oraya, ordan oraya savruluyorlar etle beraber değil mi? Bunun sebeplerinden biri, “yemeğin” kedilerdeki genetik kodlanış biçimi. Avlanma usulüne göre beslenen kedişler, yiyeceği şeyin hareketli olmasına programlı. Yiyeceği şeyi illa kendisi avlayacak, kendisi kıpırdamaz hale getirecek ve öyle yiyecek. Bir diğer sebebi de avladıktan sonra avını dürtükleyerek yenilebilir hale gelip gelmediğinden emin olma dürtüleri. Mesele oyun ve şımarıklık değil yani, az evvel kendi ellerinizle pişirdiğiniz köfteyi ciddi ciddi avı sanıyor!
4. “Bari sıçarken rahat bırak ya” cümlesi eminim kedi besleyenlerin en sık kurduğu cümlelerden biridir. Bunun altında öyle tatlı bir sebep yatıyormuş ki.. Tuvalet ihtiyacını gidermek, kedigillerin en savunmasız olduğu anlardan birini temsil ettiği için ekürileri tuvaletini yapan kedileri kollamakla yükümlüymüş. Sürüde hep bi’ “sıçanı kollama” içgüdüsü var yani. Özetle siz tuvaletinizi yaparken tepenize dikilen, gözünü size dikip sizi rahatsız eden kedişleriniz sizin götünüzü kolluyor. Kazara yere bi’ şey düşürün bakalım, öyle büyük bi’ nefret ve panikle üstüne atlıyorlar ki aşırı aşktan geberebilirsiniz!
5. Kediler korkunca kabarır diye bilinir ya. Onun tek sebebi korku değil aslında. Yani insanda olduğu gibi istemsiz bir tüy ürpermesi veya dikenleşmesi değil; bilinçli olarak kabarıyorlar. Olduğundan daha büyük görünmek için. “Bak ben kocamanım seni mahvederim ha” diyorlar yani. Böyle bir şapşallık olabilir mi?
6. Evden dışarı çıkan ve eve geri dönen bir kediniz varsa mutlaka dışarıdan fattık futtuk bir şey getirmişliği olmuştur. Amacı piçlikmiş gibi görünse de dışarıdan eve küçük ceset taşıyan kediler sizi ödüllendiriyor aslında. Nasıl ki altın kolyenizi bir kedinin önüne koysanız değeri hakkında gram bilinci olmaz, sizin için de fare veya kuş ölüsünün evin ortasına konması hiçbir şey anlam ifade etmeyebilir ve hatta sizi öfkelendirebilie bile. Ama o kendisi için çok değerli olan bir şeyi size getirerek sizi ödüllendiriyor, bir şeyler için teşekkür ediyor ve sizi seviyor aslında.
7. Kedinizin eşyalara, hatta size sık sık yüzünü sürtmesi, dolapların falan yanından geçerken yanağını dolaba sürtmesi falan da genellikle “sevilmek istiyorum” olarak algılansa da aslında kedilerin yanaklarındaki koku bezleriyle alakalı bi’ davranış. Eşyaları, hatta sizi bile yanak yordamıyla salt kedilerin alabileceği bir kokuyla işaretliyor ve “bu benim” mesajı bırakıyor. Başka bi’ kedinin yaşadığı bi’ eve kedinizle gittiğinizde onun eşya köşelerini manyak gibi kokladığını ve o yerlere yanağını sürttüğünü görebilirsiniz. “Hayır, benim” mesajıdır o. Bu açıdan biraz piç olabilirler ama üstünlük kanlarında var ve yapacak hiçbir şey yok.. =D
8. Pencerenin önünde “vek vek vek” sesler çıkaran bir kediş, kuşlara bilenen bir kediştir. Bazı araştırmalar, kedilerin kuş sesi çıkararak kuşları trolleğini söylüyor. “Ben de sizdenim” diyerek kendi yanına çekecek, üzerine atlayacak zaar. Bazı araştırmalarsa kedilerin kuş veya fare avladıktan sonra onları yerken ağızlarının aynı hız ve hırsla çalıştığını, o an hayalinde o kuşu parçaladığını ve ağzının o yüzden öyle fattık futtuk hareketler sergilediğini, o “vek vek vek” seslerinin de içinde et olmayan, dolayısıyla boşa çıkan ağzından istemsizce yükseldiğini söylüyor. Her durumda derdi kuş yani. Tek derdi şekil şukul.
9. Kediler yalnızca çok mutlu ve keyifli olduğunda mırrrrlamazlar. Aşırı korktuklarında, o kucağınıza aldığınızdaki mırlamanın aynısını duyabilirsiniz. Uzmanlar korku hırlamasının artık çaresizlik limitinde olduğunu ifade ediyor. Kediş korkudan mırlama evresine geçtiyse her neye maruz kalıyorsa o duruma acilen engel olmanız gerekiyor; unutmayın ki kediler ne yazık ki kalp krizine çok yatkın hayvanlar..
10. Bir kedi size göz kırpıyorsa ya size hayrandır ya da bir amaç doğrultusunda size yalakalanıyordur. Pragmatist doğalarını göz önünde bulundurarak göz kırpan kedinizin mamasını ve suyunu kontrol etmenizde fayda var. Ha hepsi yerli yerindeyse o zaman kedinizin size hayranlık duyduğundan emin olabilirsiniz =D Gözlerinin içine bakıp siz de ona göz kırparsanız, yeni bir kırpış ile karşılık verecektir. Hayırlı olsun, aşıksınız.
Ha! Son olarak. Kedilerin keyfinin kahyası yine kedilerdir diyerek aşağıdaki Şekil A.1’i buraya bırakıyorum. Mantık bu yani, çok da şeyapmayın:
just imagine the jokes LMAO
you fools, deadpool would be proud of it
Deadpool in the next movie: “DO YOU KNOW WHO I AM?! I VOICED PIKACHU!”
OHHOHOHHO
Netflix, George Orwell’ın Hayvan Çiftliği haklarını satın almış. Pek yakında Andy Serkis tarafından yönetilmiş efsane bir film izleyeceğiz. Bilmeyenler için Andy Serkis: Gollum Amca. Beynimde konfetiler patladı, bir de şampanyalar.
“Bu arada da Venüs de Allah’ın belası bi’ yer yani ooaayıp yaaa öhehehehah” derken Afrodit’ten bahsettiğini biliyosunuz di mi? Ahepqüarjqahepqüarjq ÇOK AŞIĞIM!
Ali Şeriati; hayatım boyunca farkında olduğum en enteresan insan. Müslüman ve aktivist (Marksist) bir sosyolog. Adamın mahlası oksimoron. İslamcı ama, koskoca Jean Paul Sartre’a “Bir dinim yok. Ama birini seçmek isteseydim o Şeriati'ninki olurdu” dedirtmiş bir İslamcı. Bu söylem aracılığıyla Avrupa’da tanıtılmış bir İslamcı. Abdestli sapkınların, namazlı emperyalistlerin korkulu rüyası o. “Gerçek İslam bu!” olsa muhtemelen Müslüman olurdum.
Onun ne kadar az tanındığını 15 Temmuz darbesinde sezmiştim. Saat başı okunan selalar ve peşi sıra gelen sokağa çağrı, birkaç insanla paylaştığım “Şeriati ‘bir yerde yangın varken biri seni ibadet etmeye çağırıyorsa, bil ki bu bir hainin davetidir’ demiş ya, olay direkt bu değil mi ya” önermem “Şeriati?” sorusuyla sınanınca, ah demiştim, ah Ali, keşke ölmek yerine dünyayı ele geçirmiş olsaydın!
“Camide olup ayakkabılarımı düşünmektense, yolda yürüyüp Allah'ı düşünmeyi tercih ederim” diyerek duacı kapitalistleri çığrından çıkaran, “Kuran'ın ilk emri ‘oku'dur, ‘işit’ değil” diyerek okumadan, kulaktan dolma bilgiler ve gelenekler doğrultusunda inananların içine rahatsızlık salan, “Okuyun, zira mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor” diyerek, İslam için kafa kesenleri magmanın dibine sokan ve işine gelmeyenler tarafından “vay zındık” diye yaftalanan bir tanecik Ali Şeriati’nin, dinin toplumu yönetme amacıyla bir araç haline getirilmesi ve bu araçtan etkilenen toplumların özellikleri üzerine yazdığı öyle güzel eserleri var ki, yaşasa ülkemin güncel halinden bahseder, epey ekmek yerdi!
Yeri geldi, açtım Şeriati’nin konusunu:
“Senin orucun, yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir” demiş çünkü. Uzun uzun, ince ince düşünülmesi gereken bir dönemdeyiz. “Ramazan bitince (iftardan sonra) düşüncen, ahlakın, özelliklerin ve yolun hiç değişmedi. Üstelik Ramazan ayında dahi aç kalmak dışında işinde, eylemlerinde hiçbir değişiklik olmadı” demiş ve Ramazan ibadetini salt belirli saat dilimlerinde aç kalmak olarak algılayan ezici çoğunluğa yergi ile yaklaşmış. Çünkü ona göre ibadet etmenin amacı bireysellikten ziyade, varoluşsal bir mesele. Edilen ibadetin bireyi değiştirmediğini, dolayısıyla toplumu da değiştiremeyeceğini ifade etmeye çalışıyor. İbadetin amacını çoğumuz gibi “nefse” indirgemiyor yani, “toplumu iyileştirme” şeklinde yüceltiyor. Onun dini o kadar yüce çünkü.
Din, sosyalizm ve kapitalizm bir araya gelince, akla otomatik olarak Ramazan’a göre şekillenen restoranlar, fast food zincirleri, beş yıldızlı otellerin iftar geceleri falan gelmiyor mu? “Fiks iftar menüsü 80 tl.” McDonald’s bile Ramazan menüsü çıkarıyor. İftar vakti evden dışarı çıkın, yolunuza çıkan hemen her yemek durağı harıl harıl iftar saati adına hazırlanıyor. Ben, ismini vermek istemediğim - çünkü aslında çok sevdiğim - bir arkadaşımın ismini vermek istemediğim - çünkü reklamını yapmak istemediğim - ünlü bir yengeç restoranında “kocamcanımla iftar vaktiiiii” diye check-in yaptığını biliyorum, arkadaşlar. Ne yaşadığınızın farkında mısınız? İnsan aynı anda hem kapitalist, hem Müslüman olabilir mi? İnsan aynı anda hem tahammülsüz olup, hem de tahammül empatisine aracı olan oruç olgusuna sığınabilir mi?
İlk “sen nasıl oruç tutmazsın” dayağı haberi Bursa’dan gelmiş.
“Kim oruç tutuyor, kim oruç tutmuyor”un peşine düşüyorsan, senin orucun tam da Şeriati’nin söylediği yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir. Açlığın verdiği gerginliğin gazıyla etrafına adet öncesi sendromu gazabı yaşatıyorsan, senin orucun yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir. Ramazan inancım olmadığı için çeki düzen vermediğim kıyafetlerime bakıp “orospiiiii” çekiyorsan, senin orucun yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir. “Orucuma saygı duyacaksın” diyorsan, senin orucunun ağzına kürekle vururum: bu kısmı bambaşka bir yazının konusu.
Saatleriniz aç ve susuz geçiyor ve buna saygı duyuyorum. Gerçekten saygı duyuyorum, helal olsun hepinize. Ama bunu yaptığınıza değsin olur mu? Ali’ye kulak verin.
“Her yerde olan fakirlik açlık ya da açıklık değildir. Fakirlik para ve altına sahip olamama da değildir. Fakirlik, sahafta satılmamış bir kitabın üzerindeki tozdur. Fakirlik, kağıt imha makinasında, gazete parçalayan bir bıçaktır. Fakirlik, arabanın camından dışarıya atılmış muz kabuğudur. Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, fakirlik “düşünmeden” geçirilen bir gecedir.“
Ona kulak verin ve neyin empatisini kurduğunuzu iyi bilin. Çünkü gerçek İslam bu!
…. olsa muhtemelen Müslüman olurdum.
Orijinal olmayan ancak orijinalinden ayırt edilemeyecek kadar muazzam boyanmış saçlarınız ve siz, çok güzelsiniz. “Yok gibi, dopdoğal bir makyaj nasıl yapılır” doktora başlığı üzerine yirmi Youtube videosundan oluşan bir bibliyografya kasarak edindiğiniz öğretilerin peşinden, en ucuzu 200 lira olan makyaj malzemeleriniz ve siz, gerçekten çok güzelsiniz. Işıl ışıl takılar ve tokalar eşliğinde erkeğinizin çok vergili arabasının ön yolcu koltuğunda otururken gerçekten muhteşem görünüyorsunuz; hele o “kızlarla” bir araya gelip çakmasını küçümsediğiniz harika topuklu ayakkabılarınızla o arabadan inince beni bile kendinize aşık edebilirsiniz.. Ah o ten, ah o ölü güllerin yapraklarıyla süslenmiş bir yatakta akşam yemeğinin parasını ödeyen erkeğinizin altında yatacak olan o kusursuz vücudunuzun o benzersiz kokusu. Tek bir damlası bile benim koca koku şişemin iki katı fiyatına sahip olan o kusursuz parfümünüzün harikulade kokusu. Kadın. Kadın, sen ne güzel bir şeysin! Elbette her bakanın gözünü kamaştıran kocaman bir pırlantayı hak ediyorsun, az mı uğraştın senelerdir be!
Bir de bana bak, normal bir insanın asla doğuştan getiremeyeceği kadar yapay bir saç rengi ve asla düzgün bir şekilde sürmeyi beceremediğim 12 liralık rujum, ne avam ve çirkiniz. Averaj bir arabanın şoför koltuğunda çukurlara girip çıkarken yanımdan geçen, ön yolcu koltuğunda muazzam bir kadının oturduğu, çok vergili bir arabanın peşinden “yavaş, yavaş, sinyal ver, sikik!” diye bağırarak küfür ettiğimi de hayal ederseniz, ne kadar iğrenç olduğumun farkına varabilirsiniz. Dahası, bana uzatılan 21 ölü güllü buketle falan da mutlu olamayacak kadar az nekrofiliyim. Ağzıma sıçayım, ben pırlanta falan da istemiyorum, istemiyorum ki, ben bir şeycik istemiyorum. Öyle amaçsız, öyle boş, öyle dağınık, öyle ahmak.. Kadın. Kadın, sen ne güzel bir şeysin ve ben seni ne çok kıskanıyorum.. Ne çok istiyorum bir bilsen, en büyük derdim Merve’nin kocişkosuyla pazar kahvaltısı yaptığı yer, benim kocişkomun tercih ettiği yerden daha lüks olsun.. Öyle çok istiyorum ki her kadında bir vajina olduğu halde karşıma çıkan erkekler bir diğer ayırt edici özelliğe hiç gerek duymasın; kendimi hiç geliştirmeyeyim, kendimi hiç eğitmeyeyim, sadece vajinam cennet gibi koksun..
Kadın. Kadın, seni alan yaşadı. Beni alabilecek erkek ise henüz yaşamıyor, hiç yaşamadı.
Prof. Dr. Yaşar Kemal Erdem (Hacettepe - Gıda Mühendisliği) geçen gece alkol alıyor. Sonra diyor ki “lan alkol aldım, arabam burda kalsın da evime taksiyle gideyim.” Bindiği taksi ev yolunda takla atıyor ve adam ölüp gidiyor.. Bi’ düşün?
Yine geçen gece Melis’lerin yan dairesinde 8 yaşında AKCİĞER KANSERİNİ YENMİŞ olan bir çocuk ölüveriyor. Sebebi, hastaneden kaptığı enfeksiyon. 8 yaşındasın ve kanseri yenmişsin, öleceğin varsa her şekilde ölüyorsun abi. Peş peşe yaşanan bu iki örnek beni gerçekten çok etkiledi.
Ölüyorsun lan. Saçma sapan ölüyorsun!
Zorlandığım için üzerine daha fazla bir şey yazamayacağım. Bu iki örnek üzerinden siz kendi aklınızdan yazın etraflı bir makale, olur mu? Üzerine düşünün yani. Düşünmeden geçmeyin. Bi’ de ne olur, düşünürken aklınıza gelen ilk isme “Seni seviyorum” diye mesaj atın hemen bi’.
“Pencil” kelimesinin Latince “penis + culus (küçültme eki) = peniculus (pipicik)” kökünden geldiğini ve zamanla “pincel” olduğunu, sonra da “pencil”a dönüştüğünü biliyor muydunuz? Ben bugün öğrendim.
Edebiyat ve resim üretimi adına karakaleme hep “bu penismiş, kağıt da vajinaymış, ikisini birleştirince yoktan bir şey var ediyorsun ve bu resmen doğurganlık” kafasıyla yaklaşıyordum. Farkında olmadığım zamanlarda bile harika bir dil - edebiyatçıyım Allak karetsin zekaya bak dilbilim fışkırıyor ya.
Umarım evrenin bir yerlerinde sustuklarım duyuluyordur. Umarım şu an sustuğum her şey karanlık bir boşlukta bile olsa yüksek sesle yankılanıyordur. Buna ihtiyacım var.
Macrostomum hystrix adlı hermafrodit yassı kurtlar, çiftleşecek eş bulamayınca üremek için kendi penislerini kendi kafalarına saplayıp içeri sperm enjekte ederek çoğalıyormuş.
Yalnızlık ne illet bi’ dertse canlı denen şeye kendi kafasını bile siktirebiliyor. Üzülüyorum.
“İnsanlar, bağışlandıklarında arsızlaşan, bu yüzden onlara yumuşak ve sevecen davranılamayan çocuklara benzerler. Bir dostun ödünç alma isteğini reddetmekle o kişiyi yitirmeyiz; ama ödünç istediği şeyi ona vermekle, onu çok kolayca yitirebiliriz; bunun gibi, bir dosta karşı gururlu ve onu biraz ihmal edici bir biçimde davranarak onu yitirmeyiz ama ona karşı çok fazla dostça ve kibar davranırsak, onu yitiririz; çünkü bu davranışımız onu küstah ve katlanılmaz kılacaktır.”
Arthur Schopenhauer
Asena Melisa Sağlam'a minibüste saldıran Ercan Kızılateş'in yargılandığı davanın ilk duruşmasına, hakimin sanığa...
Hakimin ismi Abdulvahap Duran. Ve bizim böyle insanlara ihtiyacımız var.
Hayrettin 👏 👏 👏
Hayat, cinsel ilişkiyle bulaşan ölümcül bir hastalıktır.
Zargana, Hakan Günday (via otisakaman)
Derdimi çok iyi biliyorum da, hiç iyi anlatamıyorum. Kendi kendimeyken çok güzel anlatıyorum da. Oturup biriyle konuşayım dediğimde olmuyor.
Hakan Bıçakcı (via otisakaman)
Ateist değilim, Müslüman da değilim. Tarafsız gözlemlerimde ateistleri Müslümanlardan farklı kılan en belirgin şey, atesitlerin kendi yaşamlarını - bu bir metafordur: - cennetleştirme çabaları. Onlar yatırım yapmalarının gerektiğini düşündükleri ikinci bir şansı var saymıyorlar, dolayısıyla tek şanslarını doya doya, huzurla yaşamaya çalışıyorlar. Bence bu bilinç, insanı iyiliğe ve güzelliğe “şöyle yanacaksın, böyle cezalandırılacaksın” korkusundan daha çıkarsızca, daha hırpalamadan iteleyen bir bilinç.
İyi bir insan olmak için, hak yememek için, etrafıyla iyi geçinmek için, insanların halinden anlamak için, onlara yardımcı olmak için, kendini temiz tutabilmek için kanunvari bir kitaba ihtiyaç duyan insanların iyiliklerinin içten olabileceğine inanmadım hiç, bu yüzdendir dinlerle aramın iyi olmayışı. Ama içime bu gücü koyan, aklıma bu bilinci yerleştiren, yüreğime insan sevgisini salan, çok sorguladığım ama koptuğumda delireceğime inandığım Tanrıma inançsızlık duymayı da beceremedim. Ortadaki yolda bulunmak yerine bir kenar yol seçecek olsam - bu bir metafordur: - dünyada kendi cennetlerini yaratanlardan biri olmak isterdim. Ben onlardan hiç kötülük görmedim, onlar fikrimi değiştirmeye, bana müdahale etmeye çabalayacak kadar umursamadılar hiç ne bok yediğimi.
Ben, Gezi Parkı eylemlerinde vurulduğum aşikarken, canımın acısından pantolon giyemez ve bacağımdaki sargıyla seke seke okuluma gitmeye çabalarken tam otobüsten indiğimde arkamdan “ay mesaisi erken başlamış, gündüz gündüz işe çıkmış kaşar hahah” diyen türbanlı bacılarınızın ettiğini onlardan görmedim hiç. Ben otobüste dudağımdaki ruja baka baka ağzını kıpırdatarak sanki şeytanmışım gibi içinden dua okuyan teyzenin üzerimde kurduğu baskıyı onlardan görmedim.
Çünkü - bu bir metafordur: - onların cennetinde “Ateizm için can da veririz, can da alırız” gibi bir mottoya yer yok. “Kadın adet olunca pis olur” gibi, “kadını dövebilirsiniz” gibi, “şiddet haramdır ama haramdan uzak durmazsan şiddet mübahtır” gibi fattık futtuk düşünceleri de yok. Diyorum ya, içlerindeki iyiliği borçlu oldukları bir tezgah da yok. Seviyorum galiba.