sheepfilms
Misplaced Lens Cap
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

ellievsbear
Three Goblin Art
he wasn't even looking at me and he found me
ojovivo
🪼
KIROKAZE
Show & Tell
untitled
I'd rather be in outer space 🛸

Love Begins
almost home
occasionally subtle

tannertan36
todays bird
Claire Keane

❣ Chile in a Photography ❣

#extradirty
seen from Bolivia
seen from Australia

seen from Indonesia

seen from Malaysia
seen from Canada

seen from United Kingdom

seen from China
seen from Indonesia

seen from United States
seen from United Arab Emirates

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Ukraine

seen from Malaysia
seen from France
seen from Netherlands
seen from Saudi Arabia

seen from Brazil
seen from United Arab Emirates

seen from Saudi Arabia
@irencbiherif
Bugun Canım Çok Sıkılıyor Ama Belli Etmiyorum (15.27)
Canım çok sıkılıyor
Belli etsem soracaklar diye korkuyorum
Korkmak delikanlıya yakışmaz
O yüzden belli etmiyorum
Saat kaç?
15.27
Ferrarim olsa canım sıkılmazdı
Kim bilir
Çay içmeye karar verdim
Sevgi şovları, anlamsız tespitler, insanlığa dair şikayetler, alttan alta belirtilen yücelik ifadeleri, sahte duygu hezeyanları, riyakar dostluklar... Kenar mahallelerin sokak arasında sergilenen bir çok şeyin genişletilmiş hali. Yüklenen onca değer ve derin analizlerin arkasındaki "görsünler" iştiyakı. Büyüyen şehirlerin sergılenmesıne izin vermediği "yüce insani değerlerini" sergileme sevdalılarının kabesi.
(via https://open.spotify.com/track/62LJFaYihsdVrrkgUOJC05?si=WwPRToB9SRKgAJ2KMx8sVw)
Geçen zamanla beraber bir çok şeyin anlamını yitirdiğini görüyorsun. Bir zamanlar uğruna kendini üzdüğün, olmazsa strese girdiğin ne varsa önemsiz şeyler haline dönüşüyor. Öyle ki "şeyler" ile tanımlıyorsun artık. Şey işte...
Zaman hiç bir şeyin ilacı değil. Her şeyin yok edicisi.
Chechnya, Russia (1999) - Dmitri Beliakov
Chechen insurgents wife arranges her scarf on a mountain base
İlişkilerden geriye bir şey kalmaz. Sadece geçmişte bıraktığın sen kalırsın. Dönüp dönüp özlediğin zamanlar. Güzel bir haziran akşamı, saçların rüzgarla dans ederken sana baktığım an. Yeniden o insan olmayı isterdim... Değilim.
Bunca ahmağın büyük bir iştiyakla siyasetle ilgilenmesinin tek nedeni hiçbir vasfa ihtiyaç duymayan bir saha olması. Belirli aşamadan sonra bıkacaklarını düşünüyor insan ama hayır. Önemli bir şey yapıyor hissini başka nasıl elde edecekler ki.
Beğenilme ihtiyacı çok tuhaf bir durum değil. Nihayetinde insanlığımızın bir parçası. Fakat tuhaf olan, beğenilme ve karakter arasındaki giderek bozulan ilişki. Sosyal medyada beğeniyi arttırmak çoğu zaman var olduğumuzdan farklı bir gerçeklik üretmeye sevk ediyor bizi. Bu noktada mahlaslar (nickler) gerçekte var olan insanı ele geçirmeye başlıyor. Var olmayan bir şeyi yaratmaya çalışırken onun bizi yarattığını fark etmiyoruz. Beğenilerin esiri sahte kişilikler diyarında ise yazılanlara bir önem atfetmeyi çok anlamlı bulmuyorum.
Tumblr kızı olmaktan mutluyum.
Zafer dolu günlerimiz geride kaldı. Heyecanı kaybetmenin hüznü var biraz. Yeni hiç bir şey yok. Tekrarlardan ibaretmiş gibi. Zamanı ellerinde tuttuğun hissi yerini biraz daha merhametli davranmasını ummaya bıraktı. En acısı aşkı kaybettik...
Hayat bir şekilde herkesi yenmeyi başarıyor. Zaten kaybedeceğimiz bir maçtaymışız meğer.
Uzun zaman önce burayı ilk açtığımda bayağı bir hevesliydim. Şimdi hale bak, unutmuşum bile hesabı. Yeniden ayağa kalkmak, bir şeyler yazmak ve yeni fikirler bulmak için güzel bir zaman.
Kıvırmanın dik alasını yapmışsın. Ben yeterince değil belki ama araştırıyorum. Ve şimdiye kadar "oğlancılık" ile ilgili fantezi ürünü bir minyatürden başka bir kanıta rastlamadım. Sen öyle olduğunu iddia ettiğin için sordum kaynağını. Olması gereken de bu değil mi zaten? Elinde bir delil olmadan, ölmüş ve hiçbirine cevap veremeyecek insanlar hakkında hem dini olarak hem de itibar bakımından çok ciddi ifadeler kullanmak da hainliktir. Bir insan kendi tarihini kör bir öfkeyle karalamamalı.
yeterince araştırmadıysan yeterince araştır o zaman kardeşim, ne yapayım yani? devlet ağzıyla konuşup hainlikle itham etmeler falan, ne oluyoruz ya? diyoruz ki, sarayda oğlancılık vardı. yoookk olur mu öyle şey, vay efendim islam halifesi öyle şey yapar mı… tamam, o yok. yüzlerce kadın alıkonularak cariye yapılmış diyoruz, “ama hanedan soyunun devam etmesi için bu olması gerekiyordu” diyorsun. padişahlar kardeşlerini, oğullarını, beşikteki bebeklerini boğazlamış diyoruz, “ama devletin bekası…” diyorsun. olana yok diyorsun, kabul ettiğin pislikleri de meşrulaştırıyorsun. söyle bana ne yapalım? sonra da ben kendi tarihini kör bir biçimde karalayan oluyorum.
“diyanet neden zarar veren bir kurumdur?” diye sormuştu geçen bir arkadaşımız, ona da kısaca cevap olsun. diyanet, pislikleri örtme ve meşrulaştırma işini yapmak için var çünkü de ondan. üstelik bu iş için milyar dolarlık bütçeleri de var. yaa yaa.. padişahların fetva makamları da bu iş için vardı. kardeşinin, oğlunun kellesini mi alacaksın, sor şeyhülşeytana. o sana bir yol uydurur, yaptığın alçakça işi islam adına meşrulaştırır. meşrulaştırır ki o deriiiin hassasiyetleri olan ümmet ikna olsun.
kur’an, hanedanınızın soyunu devam ettirin, devletinizin bekasını koruyun mu diyor? kur’an adaleti koruyun diyor, adaleti. ülkeleri talan ederek, talan ettiğin ülkelerdeki kadınları alıkoyup köleleştirerek, beşikteki bebeği boğazlayarak, halkı reaya yaparak adaleti koruyamazsın. o yüzden dedim, bu padişahlara öykünen kitleden çocuk tecavüzleri konusunda çok fazla şey bekliyorsunuz diye. sonra da islam halifesi, yüce hakanımız, cihan padişahı, hoyda breee. ne anlatıyorsunuz abi siz?
tarihi, kadir mısıroğlu’nun anlattıklarından mı ibaret sayıyorsun bilmiyorum ama yeterince araştırman için sana görev veriyorum, süren başladı.
sevgilör.
Rakkas
Meye, içkiye ve şirrete dolu bir salon. Karanlıktan karanlık Pislik içinde aydınlık. Rakkas çıktı sahneye Darbukacı vurdu deriye Düm…. tek… Rakkasın bedeni yorgun ama kıvırdı Gözler bedeninde bıyıklar buruldu Düm… tek…. Üzerinde erkeklerin bıraktığı izler Salon karanlık Sahneye vuran ışık aydınlık Düm… tek… Fahişeler gülüştü masalar arasından Gözler baktı bedenine şehvetle dolu Salon meye, içkiye ve şirrete doydu Düm… tek… Rakkas ter, rakkas yorgun ama yüzünde tebessüm Karanlık içinden bir göz Gözlerine bakan tek bir çift göz Deri yırtılacak gibi vurdu darbukacı Düm… tek… Rakkas mutlu Gözler bayram Kafalar duman Işıklar vurdu sahneye aman da aman Düm… tek… Karanlık arasından bir adam önünde bir tek Votka belki veya rakı, sek Adamın gözleri değil, Rakkasa hayalleri aktı Yaban gözler bedenine baktı Düm… tek… Fahişeler dişleri beyaz Adamlar yanlarında üstleri beyaz Salon karanlık Sahne ışık Rakkas yorgun Sahnede ama sıra onun Adam baktı önünde bir tek Düm… tek… Rakkas mutlu Rakkas sarhoş Salon sarhoş Ruhlar sarhoş Bedenler sarhoş Düm… tek… Yalnız adam, baktı ona önünde bir tek Işıklar vurdu sahneye parlak Darbukacı hızlandı, öyle ya dokuz sekiz Düm… tek…. Adam tek Hayalleri tek Geride bırakıp gitti sahneyi o bir tek Düm… tek… Ve Rakkas gerdan kıvırdı yine gülerek Düm ve son kez tek.