“İstediğin kadar ters yap, küsüp gitmeyeceğim.” Gitme Selin, gitme. Bak gözlerindeki gökyüzüne, orada sevilmeye muhtaç bir çocuk var, orada başını güvenebileceği bir göğse dayamak isteyen bir adam var, orada kendini sevilmeye layık görmeyen bir hiç var.
Madem, uzanıp kavradın elini güven vermek isteyerek, bırakma, n’olur bırakma.
“Bu sen değilsin. “ dedin ya, değil, hiç değil. 6 yaşında bir yerlerde bırakmış güvenmeyi, bisikletten düşünce dizi kanamış diğerlerinin, onun güveni kaybolmuş en güvenmesi gerekene. Bu o değil, zırhı, sadece bakanın görebileceği bir zırh, sen daha derini gör daha derini hisset. “Sana öyle geliyor, ben gayet buyum.” Bak, bu da zırhından yansıyan, inanmıyor ki öncelik olacağına, kalbine birinin dokunacağına. İnanmıyor, birinin zırhını aşıp da özünü göreceğine.
Gözlerinden yansıyana bak, bak “Her şeye rağmen bir an gülümsedi çocuk. Sıcak, sade ama biraz kuşkulu.” bak da gör.
Sonra sev, göğsünde en güvenli yeri ayır da sev, gözlerinde yansıyan çocuğu büyüt de sev, dizlerinde hala kanayan yarayı öp de sev, gülüşündeki kuşkuyu dağıt da sev.
Sev Selin, sev.














