Çok net olmasa da, hatırımda kaldığı kadarıyla, çocukluk hatıralarımdan birini yazacağım.
Binbir ısrarla, annemle babamı yolun karşı tarafındaki bakkaldan top alıp kardeşimle oynama konusunda ikna etmiştim. Anneannem tedirgindi çünkü ev sahibinin evine ya da çevre evlerden birine zarar gelmesinden korkuyordu. Annem tedirgindi çünkü anneannem tedirgindi. Babam sinirliydi çünkü anneannemi sevmiyordu ve onun evinde olmaktan dolayı huzursuzdu. Kardeşim isteksizdi çünkü babamdan ve annemden çekiniyordu. Ben çok sıkılıyordum çünkü o evde bir çocuğun eğlenebileceği hiçbir şey yoktu ve bunca yıldır kısıtlanan isteklerim ve davranışlarım karşısında yılmıştım ve ısrarcıydım.
Dikkatli olmamız konusunda defalarca uyarıldıktan sonra evin sokağa bakan tarafıdaki küçük beton alanda oynamaya başladık. Bir süre sonra ben, her zamanki gibi, agresifleştim ve topa daha sert vurmaya daha artistik hareketler yapmaya başladım. Kardeşimi tam olarak hatırlamıyorum. Galiba o da her topa vuruşumdan sonra beni uyarıyordu.
En sonunda korkulan oldu ve apartan kapısının camı tuzla buz oldu. Zannediyorum sırtımdan buz gibi terler akmıştır. Korkudan yanaklarım ateş basmış, kıpkırmızı olmuştur. Dediğim gibi tam hatırlamadığım için verdikleri tepkiler de net değil. Büyük bir ihtimalle anneannem balkona fırlamıştır, annemle babam da kapıya doğru koşmuştur. Kardeşim de onu tehlikeye attığım için korkuyla karışık sinirle bana söyleniyordur. Babamın gergin suratı, sinirden kıpkırmızı olmuş göz akı ve keskin yeşil gözleri hatırımda ama. İçimden geçirdiğim neydi bilmiyorum ama benzer bir şeyi şimdi yaşasam “İşte şimdi babam götümden kasap çengeliyle asıp siker beni” derdim.
Azar kısmından sonra camın nasıl tamir edileceği konuşulurken, “Herhalde cam parçalarından bir tanesini yanımıza alıp örnek olsun diye camcıya gideriz” diye içimden geçirdim ve öyle de oldu. İşlediğim kabahat sonrası korku ve utanç duygularının yanında bir de gurur hissetmiştim. Çünkü problem benim öngördüğüm gibi çözülüyordu.
Camcı kısmını hatırlamıyorum. Sadece elimde su dolu bakır bir tas içinde cam macununu tutuşum var resim olarak. Cam macununu da ilk o zaman görmüştüm. Eski binaların ahşap pencere ve cam kenarlarında sıcaktan çatlamış ve kurumuş o tuhaf yumuşak, yapışkan madde taptaze bir şekilde elimdeki bakır tasta kurumasın diye suyun içine konmuştu. Bir yandan o eski ahşap pencereleri düşünürken bir yandan da suyun içindeki macundan fırlayan hava kabarcıklarının yukarı doğru süzülüşlerini izliyordum. Babam kendine bir merdiven bulmuş kapının üst tarafındaki camları ve macunları temizlerken anneannem de, gereksiz bir mahcubiyetle, karşı apartmandaki meraklı teyzelere laf yetiştiriyordu. Ben de tasın altından parmağımla vurarak hava kabarcıklarını çıkarmaya çalışıyordum. Kayaya sıkışmış küçük balıklar olduklarını hayal ediyordum. Bazı baloncuklar çıkacakları ufak deliklerde takılı kalıyordu ve ben ya tekrardan parmağımla vuruyordum ya da bakır tası hafifçe sağa sola sallıyordum.
Derken bir şey oldu, tas gürültüyle elimden fırladı. Üstüm başım su içinde ne olduğunu anlamaya çalışırken, babam sol ayağını merdivenin üstten ikinci basamağında duran sağ ayağının yanına koydu tekrar. Meğersem ben tas içindeki su ve macunla oynarken, babam benden macunu istemiş bir kaç kere ve ben duymamışım. O da sinirlenmiş ve elimde tuttuğum tasa tekme atmış.
“Hem sıçıp batırıyorsun hem de aval aval etrafa bakınıyorsun.” dedi. Anneannem de, “Babanı dinle, zaten rezil olduk konu komşuya.” diye ekledi. Annemi hatırlamıyorum ama bir an evvel şu tamir olayının bitmesini istediği için sinirle bakmıştır bana mutlaka. Ben içeriye gidip tasa yeniden su doldurup olay mahalline geri döndüm.
Tüm bunlar olurken kardeşimin nerede olduğunu ve ne yaptığını gerçekten hiç hatırlamıyorum.