Uzun araştırmalarım sonucu, tamam çokta uzun değil, bir kaç yelkencini bloğu ve google earth ile datçada insan hayvanından uzak ama birşekilde zahmetlide olsa arabayla ulaşabileceğimiz kamp alanları buldum. Bunların ilki datça yarım adasına girer girmez yolun sağ tarafındaki yola benzeyen şeyden arabayı parçalamak pahasına girmekle araştırmalarımın yanlış olmadığını gördüm. Ki ekibin diğer üyleri tatmin olmayıp başka yerlerede bakalım kafasına girince, itiraz etmedim. Neyse diğer gittiğimiz heryek çok kötüydü. ya çok kalabalık yada kamp için müsait değildi. O sırada tenekede tavuk diye bir şey dikkatimizi çekti. Deneyelim dedik. Sanki bir francheise havasında yapılmıştı bizim beklentimiz adını daha önce Antalya köprülü kanyonda duyduğumuz tenekenin içinde ateşe atılıp pişen birşeydi. Ama burada küçük tüplerin bağlandığı, özel yapım teknolojik kaplarda pişiyordu. Buda dikine bir halde tüm tavuğun pişmesi ve akan suyununda altındaki sebzelere lezzet vermesiprensibine dayanıyor. Aslında fikir güzel ama tavuk çok pişerse tüm suyunu aşağı bırakıyor ve kuru birşey kalıyor işte tam olarak bizim başımıza gelen buydu diyebilirm. Karnımız doydu sonuçta ona bi itirazı olan olmadı.
Yemek sonrası alışveriş yapmak için yola koyulduk. Hikayenin aslında mangal üzerine kurulması gerekiyordu. Ama müthiş bir bilinçlendirme projesi sonucu datçada ateş yakmanın yasak olduğunu öğrendik o yüzden propan tabanlı gaz ocağımızda taze fasulye ile mutlu olmasını bilecektik. Kamp alanına giderken halen başka alternatiflerin peşindeydik. Ama gene sonuç alamadık. Herzaman ilk aklıma gelen doğru değilmidir. Bütün okul hayatı boyunca bunu tecrübe ettik. Arabanın altını bu sefer daha az vurarak kamp alanına geldik. Çadırlar kuruldu, artık acemice değildi. Çadırların üstüne güneşliğimizide kurduk ince bir mühendislikle.
Kızlar yemeğe koyuldu. Bizde kampın eksiklerini toparladık. Tencerenin kapağını unuttuğumuz için, fasulye pişmiyordu. o yüzden red dot design ödülü alacak kapağı tasarladık. Bir adet tshirt ve tava bunu için yeterliydi :)
Sofraya oturduk, salatamız, taze fasulyemiz, konserve pilakimiz vardı, mutlu bir şekilde karnımızı doyurduk.
Saat 11 gibi sohbet ederken, ağaçların arasında bir ışık belirdi ve sallana sallana ortaya çıktı.
ışık e aramızda geçen dialog
-Buraya bir tekne geldimi
-Beni almaya geleceklerdi, Siz ne yapıyorsunuz burada
-Kamp kurduk, sorun olmaz heralde
-Olmaz, Benim burada bal kovanlarım var
( küçük bir su birikintisi ve etrafındaki yüzlerce arıyı açıklıyor)
-Dayı, burda hayvan varmı
-oooo ayı,domuz,yılan,akrep hepsi var. aman ateş yakmayın.
-İlerideki mesire yerinden 4 tane ayıyı buraya bıraktılar, domuzlarda var ben bile tufekle dolaşıyorum buralarda, bide kızgın mevsimi yaz, yemek bulmak için aşağı inerler, bence burada kamp yapmayın
-bu saate bi yere gidemeyizki
-iyi sabah erkenden gidin yarında burada kalmayın
dedik ve ışık gene ağaçların arasında kayboldu
Bizde tırstık biraz aslında tüm gece arabayı çalışır halde tutuk,ışıkları açık bir halde, çadırları ağaçların altından sahile taşıdık. Sabaha karşı 5 e kadar uyumadım. sürekli kontrol ettim.
Sabah gele gele oranın eşeği geldi :)