Gündoğumuna İthafen
Bazen hayata edebi roman muamelesi yapıyorum. En çok da gündoğumuna. Gündoğumu dediğin milat gibi geliyor bana. Gece çökünce sen de çöküyorsun bir yandan. Bir köşeye çekilip iç hesaplaşmanı yapıyorsun. Monoloğun ardı arkası kesilmiyor. His ağacının dallarında geziniyorsun. Kızıyorsun önce. Affetmek gelmiyor içinden. Gurur basamaklarını tırmanıyorsun emin adımlarla. Merdiven çıkmak yoruyor sonra. Olduğun yere oturuyorsun. İçinde bu kadar yıpratıcı duygu biriktirdiğin yeter diyorsun. Bak birazdan güneş doğup etrafı aydınlatacak. Ayaz da sis de kaybolacak. Çiçekler böcekler renklerine kavuşacak yeniden. Denizlerin göllerin içi ısınmaya başlayacak. Kuşlar birbirine olanı biteni anlatmaya başlayacak, sen onları dinleyip gülümseyeceksin. İnsanlar âlemini pek sevemediysen doğayı örnek al sen kendine. Olanı biteni doğayla benzeştir. Gece olur da karanlık çökerse, bir de sis kaplarsa ortalığı, korkma bekle. Güneş doğup da etraf aydınlanmadan gördüklerine anlam verme. Yanılırsın çünkü. Karanlık olunca kendilerini gösteremeyen çiçeklere bak. Renklerinin kaybolmadığını biliyor onlar, güneşin doğup kendilerini tekrar parlatmasını bekliyorlar sadece. Sende de renkler solduysa, sabret güneş elbet doğacak. Kendini deniz say. Onun soğukluğunu atması için biraz güneşe ihtiyacı var. Senin güneşin ise sevgi, şefkat, umut, hayal, af… Senin de için bunlarla ısınacak. Buzların çözülecek. Kalpleri çürümüş insanlar alacak eline mikrofonu bazen. Dillerinden kötü şarkılar dökülecek. Nasıl ki kuşları dinleyip gülümsüyordun, onlara da gül geç. Dinleyen olmadığını anlayınca başka diyarlara göç ederler zaten. Özetle; batıp karanlıkta bıraksa da, yine doğmak güneşin fıtratında var. Sen gözünü gökyüzünden ayırma.






