NASA
$LAYYYTER
d e v o n
Stranger Things
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
cherry valley forever
styofa doing anything
One Nice Bug Per Day

if i look back, i am lost

#extradirty
Misplaced Lens Cap
occasionally subtle

Origami Around
taylor price

oozey mess

Kaledo Art

roma★
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
todays bird
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@khrysothemiss
feldmoching
- Alo... Dumlu?
- Evet... Dumlu.
- Efendim hava biraz fenalaştı.
- Morallerinizi bozmayın. O hava size daha 2 gün yeter. Sen çocukları yatır. Sigara içmeyin.
- Yok efendim, hepsi yatıyor. Sigara da içmiyoruz. Işık da yok. Karanlıktayız.
- İhtiyaç lambalarını kullanmayın, ileride lazım olacak.
- Kullanmıyoruz zaten. Birinin ışığı çok zayıfladı.
Zaman geçtikçe umutları tükenen askerler, bunu uzun soluklu bekleyişten de anlamaya başladı.
Kötü hava şartları dalgıçların dalışını fazlasıyla zorlaştırıyor, dalgıçları bir sağa bir sola savuruyordu. On bir adet dalış yapıldı ancak hiçbiri bir sonuç vermedi. Yüzeyde yapılan çalışmalar sonuçsuz kaldı. Boğazdaki vahşi akıntı, derinlik, hava şartları ve teknolojik yetersizlik Dumlupınar'ı ulaşılmaz kılıyordu.
Artık tüm çıkar yolların ulaşılamaz ve imkansız olduğu anlaşılınca askerlere rahatça konuşabilecekleri, türkü söyleyebilecekleri ve sigara içebilecekleri belirtildi.
"Her şey buraya kadarmış kumandan, birer cigara yakalım mı?"
Son gerçekleştrilen konuşmadan yarım saat sonra denizaltıyla tekrar iletişime geçilmeye çalışıldı ancak duyulan tek şey askerlerin hep bir ağızdan söylediği türkü oldu.
Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen sallan gel, ben boyuna bakayım
Bu hikaye Gelibolulu bir deniz subayı öğrencisi ve Gelibolulu bir kızın aşkının hikayesidir. Bu subay Bahriyeli okulundan mezun olur ve mezun olduğu gün sevgilisi ile buluşmak için söz verdiği yere gitmek için yola koyulur.
Buluşma yerine kız çoktan gelmiştir. Kız sevgilisi ile buluşacağı için çok mutludur. Bahriyeli buluşma yerine gelir, sevgilisi ile buluşur. Kız çok mutludur ama oğlanda bir durgunluk vardır. Kız ne olduğunu sorar, oğlan mezun olduğu için artık görevlere gideceğini ve belki de aylarca görüşemeyeceklerini söyler.
Kız korkar, içinden "Acaba benden ayrılmak mı istiyor" diye geçirir.
Ve "Olsun, ben beklerim" der.
Oğlan bu sözlere sevinir. Yanında getirdiği bir kutuyu kıza verir.
Kız sorar "Nedir bu?"
"Aç!" der oğlan.
Kız açar, kutudan kalın bir el kitabı, bir de el feneri çıkar. Kız anlam veremez, "Nedir bu?" diye sorar.
Oğlan, "Bu kitap mors alfabesidir. Bunu oku öğren, ben boğazdan geçerken bana söylemek istediğini böyle anlatırsın" der. "Ben boğazdan ne zaman geçeceğimi sana telefonla bildiririm" diye ekler. Ve oğlan göreve çıkar.
Bir gün kızın bir arkadaşı kıza gelir ve oğlanın aradığını söyler. Oğlan herkesin evinde telefon olmadığı için arkadaşını arayıp haber vermiştir. Arkadaşı kıza, işte şu gün, şu saatte boğazdan geçecekler diye söyler.
Kız da ailesinin korkusundan mors alfabesini geceleri çarşafın altında el feneri ile çalışmaktadır. Sevgilisinin geçeceği haberini alınca da geceler boyu çalışır.
Denizaltının geçme saati gelir. Kız odasının boğazı gören penceresinin önünde gözü ufukta beklemektedir ve birden denizaltı görünür. Kız başlar geceler boyu öğrendiğini uygulamaya. Alır el fenerini, başlar yakıp söndürmeye, uzun uzun, kısa kısa, uzun kısa uzun. Tabi kızın yazdığını denizaltı güvertesindeki tüm denizcilerde görür, biri koşar komutana haber verir:
"Komutanım karadan biri mors alfabesi ile birşeyler yazıyor, biri bize bi mesaj vermek istiyor." diye.
Komutan çıkar güverteye okur kızın yazdığını:
"Seni seviyorum."
Hemen sorar, "Kime geliyor bu mesaj?"
Kimseden ses yok. Bizim oğlan komutana doğru yaklaşmaktadır elinde bir fenerle. Olayı anlatır komutana ve cevap vermek için izin ister. Komutan "Olmaz!" der, o elindeki fenerle olmaz. Geç denizaltının projektörüne. Oğlan hemen gider yakar projektörü başlar yazmaya, uzun uzun, kısa kısa, uzun kısa uzun.
Şöyle yazmaktadır: "sonsuza kadar."
O gece Gelibolu, denizaltının dev projektörü ile bir aydınlanır, bir söner, bir aydınlanır, bir söner.
Bu iki aşığın hikayesi askerler arasında efsane gibi yayılır ama kimse o kız kimdir, oğlan kimdir bilmez.
Oğlan yine göreve gider. Boğazdan geçmelerine bir hafta kala yine haber yollar, "Şu gün gece, şu saatte boğazdan bir denizaltı konvoyu geçecek. Ben konvoydaki ilk denizaltıdayım, yani ilk gördüğün denizaltıda ben olacağım. Ona göre şaşırma" der.
O gün gelir, kız beklemeye başlar yine penceresinde. O gün takvimler 4 Nisan 1953'ü göstermektedir. Oğlanın da içinde bulunduğu Dumlupınar denizaltısı İsveç bandıralı Nabuland ile Gelibolu açıklarında çarpışır. Ve batar. Yani kıza daha görünmeden denizin derinliklerine gider.
Konvoydaki Bahri Kurt komutasındaki ikinci denizaltı ise olanlardan habersiz rotasında ilerlemektedir. Gelibolu önlerine gelir. Tabi kız, ilk bu denizaltıyı gördüğü için başlar yazmaya,
"Seni seviyorum."
Erler mesajı okur. O kulaktan kulağa duydukları efsanenin doğru olduğunu anlarlar ve "doğruymuş, doğruymuş" fısıltıları arasında erlerden biri Bahri Kurt'a haber verir. Kurt güverteye gelir ve kızın mesajını görür. Erler sorar,
"Efendim ne yapalım?"
Kurt düşünür "Bu kız heralde denizaltıları şaşırdı, çünkü sevdiği bu gemide değil, olsaydı gelirdi."
Ere, "Şimdi bu kız sevdiğinden mesaj alamazsa uyuyamaz, biz bir cevap yazalım." der ve geçer projektörün başına, başlar yazmaya,
"sonsuza kadar."
Kız karşı mesajı görür ve rahatlayarak yatağına döner.
Saatler sonra anlaşılır ki, Dumlupınar kaza geçirmiş.
Marta Bevacqua