Leyendecker's Honeymoon: Hansry edition.
I'd rather be in outer space 🛸
Not today Justin
Keni
YOU ARE THE REASON

pixel skylines
sheepfilms
Sade Olutola

Kiana Khansmith

Origami Around
Game of Thrones Daily
ojovivo
Stranger Things
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

PR's Tumblrdome
will byers stan first human second
we're not kids anymore.

No title available
RMH
KIROKAZE

Product Placement

seen from Malaysia

seen from Netherlands

seen from France
seen from Germany
seen from United States

seen from Canada

seen from United States

seen from United States

seen from France

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Singapore
seen from Ukraine

seen from France

seen from Bangladesh
seen from Canada

seen from United States

seen from United States
@kirmizikarga
Leyendecker's Honeymoon: Hansry edition.
veda stratejisi
bundan hiç de uzak sayılmayacak bir zamanda, nefis bir akşamüzeri, denize yakın, ferah bir otoparkta, evlerimize dönmek suretiyle vedalaşmak üzereyken, ikimizin birbirimizden başka ortaklaşabildiği hiçkimsenin olmayışından olacak ki eğer içimizden birisi ölürse diğerinin bu elim olaydan nasıl haberdar olabileceği üzerine ufak bir strateji planı geliştirme ihtiyacı hissetmiştik.
bu muhteşem planın en önemli -ve şimdilerde anladığım kadarıyla en zayıf- varsayımı birbirimizle irtibatımızın hiç son bulmayacak olmasıydı.
şu anki durumdan şikayetçi değilim, sadece merak ediyorum; birbirimizden tek bir haber almayışımızın üzerinden tam 40 gün geçti.
ikimizden birisinin ölmediğinden nasıl bu kadar eminiz?
Tomas Transtromer, from"Streets in Shanghai“ Bright Scythe
“portakal sevmem, en sevdiğim renk kesinlikle mor değil”
bunu artık bıraktım.
Uzun süredir arkasında gururla duracağım tek bir satır bile yazamadım. Hayatımda yoluna koymaya çalıştığım şeyleri bir bir gediğine oturtturdukça ayaklarım yerden kesiliyor ve ne yapacağımdan gittikçe daha da emin olmadığım günlere uyanıyorum.
Ağır taşlarımı hafiflettim, okumayı bıraktım, iyi şeyler dinlemeyi azalttım ve mümkün olduğu kadar sıradanlaştım. Hepsi birbirinden farklı ve savunmasız zamanlarımda göğsüme saldıran ağrılar olarak geri döndü bana, elime ne geçti?
Sakin kalmak istedikçe panikliyorum, ilerlemek istedikçe ağırlaşıyorum. Kimseyi tanıdığımdan emin değilim ve her geçen gün duvarlarım kalınlaşıp yükseliyor.
Kafamı sabit tutmak ne zor. Göğsümü hafifletmek ne zor.
Bu sevmediğim hikayeyi yazmayı ne zaman bırakırım?
Biliyorsun. Şu andan itibaren okumaya başlayacağın bütün kelimeler sana yazıldı. İçimde bir kuyu var, kazıyorsun. İçimde bir ateş var, harlıyorsun. İçimde bir deniz var, ağlatıyorsun.
Ah, bir bilsen! Dostum, bunlar yiğidi boğazlayıp öldürür, hakkını aralarında bölüşürler arkasından. Dostum, bunlar cehenneme kadar yolu olanlardır, seninle yürümek istemediklerine sevin. Dostum, kulaklıklarınla bir ekranın karşısına gömüldüğün, kendine yarattığın bir metrekarelik dünyan sana güzel bir bahçe olsun. Dostum, hiç kimsenin sana dönüp bakmasına bile İzin vermeden yürüdüğün o yolların hep ferahlıklara çıksın. Başına ne gelirse gelsin sen adına yakış. Boynunu bükme. Başını hep dik tut. Bunlar sana sahip çıkmak isteyişlerimdir. Bunlar sana bir kere çok sıkı sarılmak için şu anda sahip olduğum bir çok şeyden düşünmeden vazgeçebilişlerimdir. Bunlar suratıma bakmayışlarındır. Bunlar yine de sana olan sevgimden hiçbir şey eksiltmeyişlerimdir. Bir dara düşsen ilk benim koşmak isteyişlerimdir. Mutluluktan gözlerini yaşartan bir şey olsa ilk benimle paylaşsan keşkelerimdir. Bunlar, canım dostum, bir akşamüstü yağmur yağarken, Ankara’yı tepeden gören güzel bir parkta sana hiç utanmadan açtığım sırlardır. Ne yapacağını bilmediğin 100 tane kitabımdır. Yenik düştüğün öfkendir dostum, bana yönelttiğin bütün umursamazlıklarındır.
Dostum, bil ki benim gittiğim, ismimi bilen tek bir kişinin olduğu, evim diyip sığındığım, severek sahiplendiğim, bıkmadan adımladığım, Her yerde, her sokakta, her parkta, çiçekçide, kitapçıda, arkadaşımda Senin için sonuna kadar açık bir kapı vardır. Bu sana verebileceğim en iyi güvencedir. Sana dilediğim herhangi bir şeyi bırakabilme seçeneğim olsa yine tam da bunu seçerdim.
Şimdi gidiyorum. Bu da seni sahip olduğum bütün hücrelerle kucaklayışımdı
Çiçekleri ezmeden bahçeleri gezmenin yolunu bir türlü bulamadım. Bazılarına tohumlarımı bıraktım, yeşermedi. Kapılarından çıkıp arkama baktığımda, ölü uçurum çiçekleri, solmuş lavinyalar ve yaprakları koparılmış papatyalardan başka bir şey yoktu. Her çıktığım kapı yalnızlığa biraz daha yakınlaştırdı beni. Etrafıma bakıyorum da, nasıl da korkuyorlar şu illetten, “biri olsun! biri olmalı! ne olursa olsun olmalı artık!” Ödleri kopuyor yalnız yaşlanıp yalnız ölmekten. Başka birinin varlığına duyulan o aciz his, yalnızlıktan kaçma duygusu. Gün geldiğinde sırtlarını kapının eşiğinde kaşıma korkusu. Bu korkuyu içimde hiç yaşamadım. Hayat içimde bir bulantı yaratmaya sürekli devam ediyor. Yalnızım ve en güçlü tarafım da bu.
Peter Nicolai Arbo “Asgardsreien / The wild Hunt of Odin”, 1872
Tooth, 2012 by Joakim Eskildsen
"Bazı şeyleri yalnızca hatırlamayız, başka bazı şeyleri ise hatırlamadığımızı bile hatırlamayız."
güzelim, insan duvara anlattığı şeyi unutmaz
Kimseyi zayıf noktasından vuracak kadar delirmedim, iyi kalpli olmayı senden öğrenecek değilim.
"kıpırdasa şiir olacak kızlardandı."
ağzımı burnumu kırmışsın ama bir kaldırımın üzerine narince bıraktığın için teşekkür ederim.
New Philosopher