O Gece Kültürümüze Yepyeni Bir Element Katacaktık
Merhaba. 65-66 yaşlarında beyim. Sizlere anlatacağım bu iç gıcıklayıcı hikaye esasında yaklaşık on sene öncesine ait, ama beni ilk günkü gibi heyecanlandırdığı için artık içimde tutmamaya ve sizlerle de paylaşmaya karar verdim.
Hikayemin geçtiği 2011’li yıllarda halen aktif bir beydim. 08/09/1999 tarihinden önce devlet memurluğu, sigortalı veya Bağ-Kur'lu hizmet süreleri bulunan bir öğretmen olmamdan ve yine 15/6/2002 tarihine kadar olan toplam hizmet sürelerimin esas alınarak yaş gruplarımı da tamamlamamdan dolayı artık 25 yıllık hizmet süremin dolması için gün sayıyordum. Şeyda öğretmenle tanışmam da işte tam bu günlere rastlar.
Şeyda öğretmen, eğitim camiasında çok iyi tanınan, kültürlü ve çok da alımlı bir bayandı. 08/09/1999 tarihinden önce devlet memurluğu, sigortalı veya Bağ-Kur'lu hizmet süreleri bulunan ve 20 yıllık hizmet süresini doldurmuş bir öğretmen olmakla birlikte; görevinden ayrıldığı ve açıkta iken SSK'lı veya Bağ-Kur'lu çalışmaları olduğu için, 2829 sayılı kanunun 8’inci maddesine göre son yedi yıllık hizmetlerinin en az yarısından fazlasının (3 yıl 6 ay) Emekli Sandığı’na tabi olması koşuluyla, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri esas alınarak aylık bağlanması gerekiyordu. Upuzun ve bakımlı saçları beline kadar inerken, iri gözleriyle hayalini bile kuramadığım şiirsel bir bayanın özlemini hissettiriyor ve bu ihtiyar delikanlının içini adeta bir kor gibi yakıyordu. Artık O’ndan başka bir şey düşünemez olmuştum. Mamafih, örfümüze adetimize, daha da önemlisi, kültürümüze uygun şekilde yaklaşmalıydım, aksi bana yakışmazdı.
Neden sonra, Öğretmen Evi’nden eğitimci dostların da aracılığıyla Şeyda öğretmenle tanışmış, hemencecik de kaynaşmıştık. Kültür ve felsefeden tut, yapay zeka teknolojilerinden dijital fotoğrafçılığa kadar geniş bir yelpazede derin söhbetler ediyor, birbirimize her gün daha da ısınıyorduk.
Yine kültür felsefe derken konudan konuya atladığımız bir gün, ‘Ay Halit öğretmenim, biliyorsun ben kültürü, kültür endüstrisi kıskacında ele almayı seviyorum’ deyiverince içimde bir şeyler kıpırdanmıştı. O beklenen gün en sonunda gelmişti, artık ne olacaksa olacaktı. Bu güneşe kar dayanmaz, delikli taş yerde kalmazdı.
’Hoca Halit, hadi iyisin, yine dört ayak üstüne düştün!’ diye düşünürken, aseksüel olduğunu bir tweet vasıtasıyla öğrendiğim Şeyda öğretmen, zihnimi okurcasına hınzır bir gülüşle sözlerine devam etmiş ve kulağıma, ‘Bu da beni ister istemez Adorno ve Horkheimer gibi, modernizmin kültürü aynılaştırıcı etkisinin olduğunu ve kapitalizmin de etkisiyle tek boyutlu bir toplumun yaratıldığını savunan toplumbilimcilere yaklaştırıyor Halit öğretmenim. Senin de bildiğin üzere; temel çabalarını genelin tikel üzerindeki hegemonyasını kırmak olarak açıklayan bu düşünürler, endüstrileşen dünyada kültürün de endüstrileştiğini ve bu şekilde aynılaştığını belirtiyorlar. Bireyin de endüstri ürünleri gibi metalaştığını, özgünlüklerini kaybettiğini ifade ediyorlar’ gibi o gün o odada o çatı altında o konjonktörde çok da anlamlandıramadığım, çok da konduramadığım şeyler fısıldamıştı.
Artık ok yaydan fırlamıştı. Somut bir adım atmanın zamanı gelmişti, bu sıcağa kar dayanmıyordu. Kendisini aseksüel olarak tanımlayan tavrının arka planında güçlü bir tarihsel fon bulunduğunu anlayışla karşılamakla beraber; omuzlarını ancak örten kıvır kıvır saçlarını ve kıvır kıvır saçlarının dans ettiği pamuksu omuz başlarını düşündükçe içimde bir volkan patlıyordu.
Eski bir öğrencisinin, ülkemizde düzenlenen ve 58 ülkeden toplam bin 880 genç sporcunun katılımıyla gerçekleştirilen 2011 Dünya Üniversiteler Kış Oyunları kapsamında canlı yayında boy göstereceği gerekçesiyle beni evine davet ettiğinde içimde bir şeyler kıpırdanmıştı. Alp Disiplini ve snowboard ile beraber en sevdiğim disiplin olan kayakla atlama müsabakalarının da o gün start aldığını görünce sevincim ikiye katlanmış, yıllardır giymediğim Norveç malı bordo tulumumu üzerime geçirip Şeyda öğretmenin evinin yolunu tutmuştum.
Ilık bir Nisan öğleden sonrasıydı. Şeyda öğretmen, beni üzerinde ayak bileklerine kadar inen simsiyah ipeksi bir elbiseyle karşılamış, mandalina özlü çarpıcı parfümüyle başımı döndürüvermişti. Artık ne olacaksa olacaktı. Bu iş, Dört Tepe Turnuvası’na benzemezdi. Doruklardan büyük bir hızla düşmenin değil, hayatının altın çağında o doruklara inim inim tırmanmanın zamanıydı. Neden sonra, ‘Şeyda öğretmenim, artık belli bir yaşa geldik, bu eziyet neden, iki medeni insan gibi sevişirken bu mesafe neden…’ deyince, ‘Ay Halit öğretmeniiiimm, alemsin valla, sevişmek bizim kültürümüzde var mı ya hu!’ diye hınzır hınzır gülmüştü.
O gece kayakla atlamayı, Adorno’yu, Horkheimer’i, Frankfurt Okulu’nu, kitlelerin aldatılışı olarak aydınlanmayı filan boşverip kültürümüze yepyeni bir öge, taptaze bir element katacaktık. Hem de sabahın ilk ışıklarına kadar… Artık huzur içinde emekli olabilirdik.
Olamadık. Şeyda öğretmen sadece toplam hizmet süresini değil, aynı zamanda bu dünyadaki süresini de doldurmuştu. O şaşaalı günün hemen ertesinde -emekliliğine sadece birkaç hafta kala- Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, cenazesi de ikindi namazını müteakip Karaisalı İlçe Mezarlığı’na defnedilmişti.
Link: http://www.daktilogazetesi.com/haber/bizim-kulturumuzde-sevismek-yok/2303











