Fenâyı âlemi takrir için cemaate,
Cenaze, vâ’aza çıkar, kürsi-i musallâya!...
Nâbi
No title available
TVSTRANGERTHINGS
One Nice Bug Per Day

if i look back, i am lost
Lint Roller? I Barely Know Her

祝日 / Permanent Vacation

No title available

Product Placement
ojovivo
trying on a metaphor
dirt enthusiast
noise dept.
YOU ARE THE REASON

Andulka

⁂

PR's Tumblrdome
AnasAbdin

oozey mess
almost home

★
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Guatemala
@lacivertsaat
Fenâyı âlemi takrir için cemaate,
Cenaze, vâ’aza çıkar, kürsi-i musallâya!...
Nâbi
Karnımız doyunca aşk başlayacak..
Kocaman bir Ah..
Ben kasetin sarkan kahverengi bandını, parmakla ya da kalemle geriye dolayan neslin sonuna yetiştim. Sevdiğiniz insanlara karışık kaset hazırlar gibi , playlistler hazırlayın.
sen iyisi mi boyle yap 😉😂
Love Animated GIF
… İnsanlar acıklı sözler dinlemek istemiyorlar. Onları üzmek çok zor: kitabı suratınıza kapatıveriyorlar; sıkışıp kalıyorsunuz sayfaların arasında.
Oğuz Atay, Günlük
#oğuzatay #günlük #kafkaokur
Edeb, iyi davranış (terbiye) ile doğru bilginin (talîm) terkibi olan güzeli eylemek işidir. ancak her üç eylem de Türkçe’nin dile getirdiği üzere, ne tür olursa olsun bilgiye dayanır: İyi davran-a-bilmek, doğru bil-e-bilmek, güzeli eyle-ye-bilmek. Kadim kültürümüzde bilgi/ilim, aklın ibadeti olarak kabul edilir. Nasıl ki ibadetin sâlih olabilmesi için temizlik/taharet zorunlu ise bilginin de sahîh olabilmesi için aklın temiz olması gerekir. aklın tehâreti ise ahlaktır; dolayısıyla temiz/tahir olmayan bir aklın ürettiği bilgi, hem tür olarak insana hem de çevreye zarar vermeye mahkumdur. Bu nedenle, hem iyiyi hem de doğruyu beraberce kuşatan güzeli ancak ve ancak insan-ı selîm yani edebli, haddini bilen insan üretebilir. Çünkü kadim kültürümüzde terbiyenin en üst amacı kalb- selîm, talimin en üst amacı akl-ı selîm, edebin en üst amacı ise zevk-i selimdir. Bu üç selime sahip kişi, zarif kişidir; zarif, zerafet sahibi kişi ise alim olduğu kadar ariftir; bildiği kadar tanır, tanıdığı kadar da güzeli eyler.
Klasik kemençeyi bilsem ve ömrümün son anına dair bu eseri icra etsem ve sonra derin bir nefes alıp tutsam içime, sonra rahatlamış, olgun, sükuna ermiş bir ifadeyle versem..mütebessim..
yaşadığımı varsayardım o zaman işte..
Dışarı'dan gidenler, dışarı'yı fazla ciddiye alanlar, sırrı yani insanı dışarıda arayanlar acz hissederler. Bu acz sürdürülebilir olmaktan çıkınca insanı korku/havf kaplar. Korku kalıcı bir hal alırsa kişiyi anlamsızlığa sürükler. Hayatı anlamlandırma yetisini kaybeden kişi ise ya kendisini koyverir yani aralaştırır ya da kendisini imha eder. Maneviyatı yani kişinin anlam dünyasını dışarıdan hareketle kuracağını zannedenler, zamanla, içeriyi dışarısına benzetir; insanı bir meta gibi algılamaya başlarlar. Acz ve neden olduğu korku, insan olmaklığın çıkış noktasıdır: [İnsaf ile ger olursa dikkat/Nimet mi değildir acze ruhsat]; ancak bu-ara-da kalmak insanın önce kendisini, daha sonra çevresini imha etmesinin başlangıcıdır:. İnsan'ın acz ve korkudan, kendisine geçmesi, kendisinde gömülü olanı bulması, kudemanın deyişiyle, hâle hamd etmesi, şükretmesiyle başlar; bu insana bir kuvvet verir; bu kuvvet de korku'yu ümide/reca dönüştürür. Öyleyse dışarı'dan içeriye, acziyetten kuvvete, korkudan ümide adım atma, hamd/şükr etme ile başlar. Bu nedenle hamd/şükür köprüdür; kişiyi dışarıdan içeriye taşır: [Hamd ana ki kıldı halka rahmet/Tahmîdde acze verdi ruhsat].
foto : best-miracle
Aşağılamak, terk edişi kolaylaştıran bir tatmindir, bir geçiştir. Tam bu noktada kişinin mensup olduğu kültürü eleştirmesi ile aşağılaması arasında ciddi bir ayrım yapılmalıdır. Eleştiri mensubiyeti ve âidiyeti güçlendirir, zayıflatmaz; çünkü eleştirilen şeyin daha güçlü hale getirilmesidir, zayıflatılması değil; varoluşunu pekiştirmektir, yok etmek değil.
Kendini Aramak / İhsan Fazlıoğlu
İnsan ötesi değiliz hiç birimiz. İnsan aşırı olmamak belki de yapmamız gereken. Ne sevincini dile getirmemek, ne de hüznüyle ağlamamak değil aslında. Başımız göğe değince kolun kanat, ellerin kuş olmasıdır. Uçarken bir yandan sorumluluklardan da kaçmamaktır. Baş öne eğilince ise vazgeçmemektir. İlla ki insan kalmaktan.
Böyle böyle olgun bir hayatı onurla verebiliriz ölümün eline…Bir istirahat iyi gelir zira. Şükrüyle de sabrıyla da bir yorgunluktur ömür.
ayşe şener / neşeli hüzün
foto: elle cannelle / tiredness
Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar. Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır
Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıra da
Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarken gül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep ordadırlar
(...)
Herkes iki kapılı handan geçmek zorunda
Ne fark eder hayat sarayının kemeri alçak, yüksek olsa?
Vara yoğa incitme kalbini; hoşça yaşa
Her olgunluğun sonunda yokluk var nasıl olsa
25.gazel
İmam-ı Gazâlî'den bir nasihat:
Ey oğul! Ahirette selâmet istersen kimseyi incitme. Bir çocuk görünce “Bu günah işlememiş masumdur. Ben günahkârım, bu benden üstündür” de. Kendinden yaşlı birisini gördüğün zaman da, “Bu benden çok ibadet etmiştir. Benden efdâldir” de.
Beni de aranıza kat olur mu?
Ömer (r.a) bir gece kontrol maksadıyla şehrin sokaklarında dolaşırken bir evde kandil yanmakta olduğunu gördü. Eve yaklaştığında ihtiyar bir kadının hem yün eğirdiğini hem de şu meâlde bir şiir okuduğunu duydu:
“Sâlihlerin selâm ve duâsı Muhammed (s.a.v)’in üzerine olsun. Yâ Rasûlallâh! Bütün seçkin kimseler Sana rahmet okusun. Sen geceleri ibâdet eder, seher vakitleri çokça ağlardın. Ama ölüm merhale merhale herkese erişiyor. Âh! Bir bilebilseydim âhiret yurdu beni sevgili (Peygamberi)mle bir araya getirecek mi?”
Ömer (r.a) oturup bir müddet ağladı. Sonra kapıyı çaldı. İhtiyar kadın kim olduğunu sordu: “–Ömer bin Hattâb” cevâbını verdi. Kadın: “–Ömer’in benimle ne işi var, bu saatte burada ne arıyor?” diye endişelenince: “–Allâh’ını seversen kapıyı aç, korkma!” dedi. Kadın kapıyı açınca, Hz. Ömer ona: “–Biraz önce söylediğin şiiri bir daha oku!” dedi. Kadın da okudu. Son mısraya gelince Ömer (r.a): “–Beni de aranıza katmanı ricâ ediyorum!” dedi. Bunun üzerine kadın son mısrâyı:
“Âh! Bir bilebilseydim âhiret yurdu sevgili (Peygamberi)mle beni ve Ömer’i bir araya getirecek mi? Ey Gaffâr olan Allâh’ım! Ömer’e mağfiret eyle!” diye bağladı. Ömer (r.a) da memnûn olarak geri döndü.
(Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, XII, 562/35762)