Noah Kahan

roma★
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
One Nice Bug Per Day
Game of Thrones Daily
h
YOU ARE THE REASON

bliss lane

Jar Jar Binks Fan Club
sheepfilms
Show & Tell

tannertan36
we're not kids anymore.

Love Begins

gracie abrams
🪼
No title available
Keni
official daine visual archive
art blog(derogatory)
seen from United States
seen from Croatia

seen from Colombia
seen from United States

seen from New Zealand

seen from United States

seen from New Zealand
seen from Brazil

seen from Bangladesh
seen from Italy

seen from United Kingdom
seen from Russia
seen from Colombia
seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from Germany

seen from Saudi Arabia
seen from United States
seen from Colombia
@laliberteeee
Portrait de la jeune fille en feu
...bir kez daha baktım; kolunun üstüne attığı trençkotla, şapkasız, ağır ağır ama hedefe doğru yürüyordu, anlarsın ya, nereye gittiğini çok iyi bilen biri gibiydi; hiçliğe gidiyordu. Anladım ki onu bir daha görmeyeceğim. Birini bir daha görmeyeceğini bilince insan delirecek gibi oluyor.
İşin Aslı, Judith ve Sonrası - Sandor Marai
“...çünkü ‘üzüntü’ kelimesinin tüm eş anlamlarını unuttum. Şimdi sensiz yapabileceğim tek şey, senin bıraktığın boşluğu başka bir şey ile doldurmak olacak.”
Johan Van Der Keuken, Yvonne et Georgette, 1956, from “Achter Glas” series
phoebe tonkin and teresa palmer pose for vouge australia.
Eve by Mateusz Ferenc
Egon Schiele — Girlfriends, 1913.
“ Sana ne kadar tuhaf gelecek ben öldükten sonra, şu yaptığın şeyler. Boynunun altında artık kollarımı bulamayınca, dinlemek için başını üzerine dayadığım kalbimi, gözlerinin üstünde şu dudaklarımı. Çünkü, bir gün, çok uzaklara gitmem gerek. ” birdenbire, o gitmiş, kendimi müthiş bir baş ağrısına yakalanmış, en korkunç karanlığın; ölümün içine atılmış hissediyordum. Beni bırakmaması için ona yemin ettiriyordum. Belki yirmi kez verdi, bu aşk sözünü. Ama benim ona “ seni anlıyorum. ” dediğim kadar boştu o vaatler.
Yıllar, yıllar evvel ona küçük bir not yazmıştım. Ve bugün ben bu notu oyuncak ayısının içine sakladığını öğrendim.
“Kjæresfe Pingmar” Onu “Pingmar” diye çağırırdım. “Çok sevgili Pingmar”
Bunu İngilizce söyleyeceğim: “Seninle tanışmanın hayatta bana neler verdiğini çok az insan tecrübe eder. Burada oturduğumuzdan beri 35 yıl oldu. Gerçek manasıyla burada… Ve bana dedin ki: ‘Birbirimize acıyla bağlıyız.’ Evet, merhamet dolu bir bağ bu. Teşekkürler. Senin Liv. Sana aşırı derecede düşkünüm.”
Ardından küçük bir kalp.
ⓘ senin sesin dışında bir şey duymuyorum
‘Bekledik, başka başka odalarda..’
‘Bir daha hançer.’