
No title available
No title available
Today's Document
styofa doing anything

⁂
Alisa U Zemlji Chuda
sheepfilms
Show & Tell
Keni
Acquired Stardust
Sade Olutola

Product Placement
trying on a metaphor
d e v o n
Peter Solarz

Andulka

blake kathryn
tumblr dot com

shark vs the universe
KIROKAZE
seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Ukraine

seen from United States

seen from France

seen from Ukraine
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Türkiye

seen from Germany
seen from Singapore

seen from Austria
seen from Türkiye
seen from United States
@laliberteeee
Portrait de la jeune fille en feu
...bir kez daha baktım; kolunun üstüne attığı trençkotla, şapkasız, ağır ağır ama hedefe doğru yürüyordu, anlarsın ya, nereye gittiğini çok iyi bilen biri gibiydi; hiçliğe gidiyordu. Anladım ki onu bir daha görmeyeceğim. Birini bir daha görmeyeceğini bilince insan delirecek gibi oluyor.
İşin Aslı, Judith ve Sonrası - Sandor Marai
“...çünkü ‘üzüntü’ kelimesinin tüm eş anlamlarını unuttum. Şimdi sensiz yapabileceğim tek şey, senin bıraktığın boşluğu başka bir şey ile doldurmak olacak.”
Johan Van Der Keuken, Yvonne et Georgette, 1956, from “Achter Glas” series
phoebe tonkin and teresa palmer pose for vouge australia.
Eve by Mateusz Ferenc
Egon Schiele — Girlfriends, 1913.
“ Sana ne kadar tuhaf gelecek ben öldükten sonra, şu yaptığın şeyler. Boynunun altında artık kollarımı bulamayınca, dinlemek için başını üzerine dayadığım kalbimi, gözlerinin üstünde şu dudaklarımı. Çünkü, bir gün, çok uzaklara gitmem gerek. ” birdenbire, o gitmiş, kendimi müthiş bir baş ağrısına yakalanmış, en korkunç karanlığın; ölümün içine atılmış hissediyordum. Beni bırakmaması için ona yemin ettiriyordum. Belki yirmi kez verdi, bu aşk sözünü. Ama benim ona “ seni anlıyorum. ” dediğim kadar boştu o vaatler.
Yıllar, yıllar evvel ona küçük bir not yazmıştım. Ve bugün ben bu notu oyuncak ayısının içine sakladığını öğrendim.
“Kjæresfe Pingmar” Onu “Pingmar” diye çağırırdım. “Çok sevgili Pingmar”
Bunu İngilizce söyleyeceğim: “Seninle tanışmanın hayatta bana neler verdiğini çok az insan tecrübe eder. Burada oturduğumuzdan beri 35 yıl oldu. Gerçek manasıyla burada… Ve bana dedin ki: ‘Birbirimize acıyla bağlıyız.’ Evet, merhamet dolu bir bağ bu. Teşekkürler. Senin Liv. Sana aşırı derecede düşkünüm.”
Ardından küçük bir kalp.
ⓘ senin sesin dışında bir şey duymuyorum
‘Bekledik, başka başka odalarda..’