gel, ölümlerden ölüm beğenelim. sen faşist bir ülkede devrim türküleri söyle, ben de seni seveyim.
Mike Driver

Andulka
Today's Document
No title available

izzy's playlists!
TVSTRANGERTHINGS
todays bird
No title available
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
NASA
Xuebing Du
Not today Justin
Game of Thrones Daily
Jules of Nature

roma★
trying on a metaphor
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
d e v o n
One Nice Bug Per Day
tumblr dot com

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Lithuania
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Japan

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Brazil
@laveynn
gel, ölümlerden ölüm beğenelim. sen faşist bir ülkede devrim türküleri söyle, ben de seni seveyim.
çiçeklerim soluyormuş, balıklarım ölüyormuş.
seni kimse tam gözlerinin içine bakarak dinlememiş. sıranı beklemişsin, sıkmaktan korkarak konuşmaya başlamışsın, hep sözün kesilmiş. susmuşsun. kimse sana “evet sen ne diyordun” dememiş. dinlemediğin tespitleri başınla onaylamışsın. bardağınla oynamışsın, saatleri saymışsın.
at gibi gidenin nasıl döndüğünü bir ara örneklerle anlatmak isterim. unutmayın ki, haklının acelesi yok. kendinizden eminseniz rahatça uyuyabilirsiniz, birilerinin bir yerlerde mutlaka uykusu kaçıyor.
“voilà c’est la fin de cette partie de l’histoire, la fin de cette vie là.” — bu, hikayenin o kısmının sonu, o hayatın sonu.
detail of love’s messenger by marie spartali stillman, 1885.
orayı hiç karıştırma.
“biliyorsun, korkutulmuş bir kızın yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan trenlerdeki nefret
her gün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları, bütün bunları biliyorsun”
geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek.
1964’de shel silverstein tarafından yazılmış bir masal var, bu gece onu anlatacağım, uykusuza masallar: the giving tree.
bir zamanlar bir ağaç varmış
ve küçük bir çocuğu çok sevmiş.
her gün o çocuk gelir ve
onun yapraklarından toplarmış
ve onlardan taçlar yaparmış.
onun gövdesine tırmanır,
ve dallarında sallanır,
ve elmalarından yermiş.
beraber saklambaç oynarlar, çocuk yorulduğunda,
onun gölgesinde uyurmuş.
ve ağaç çocuğu çok sevmiş, mutluymuş.
ama zaman geçmiş ve çocuk büyümüş.
ağaç genelde yalnızmış.
çok.
bir gün çocuk ağacı görmeye gelmiş: “gel gövdeme tırman ve dallarımda sallan. elmalarımdan ye ve mutlu ol” demiş.
ama çocuk “tırmanmak ve oynamak için çok büyüğüm” diye karşılık vermiş.
“bir şeyler almak ve eğlenmek istiyorum. “üzgünüm,” demiş ağaç “ama hiç param yok.”“sadece yapraklarım ve elmalarım var.
elmalarımı al, onları şehirde sat. paran olacak ve mutlu olacaksın.”
çocuk tırmanmış ağaca ve toplamış elmalarını.
ve ağaç mutluymuş.
ama çocuk uzun süre gelmemiş, ağaç mutsuzmuş.
bir gün çocuk geri gelmiş, ağaç mutluluktan titremiş. “gel gövdeme tırman ve dallarımda sallan ve elmalarımdan ye mutlu ol” demiş.
“ağaçlara tırmanmak için çok meşgulum” demiş çocuk:
“beni sıcak tutması için bir eve ihtiyacım var.” eşim ve çocuklarım olsun istiyorum, yani bir eve ihtiyacım var.
bana bir ev verebilir misin?”
“benim evim yok” demiş ağaç.
orman benim evimdir, ama sen benim dallarımı kesebilir, bir ev yapabilirsin. ve mutlu olursun.”
ve çocuk dallarını kesmiş ve evini inşa etmek için götürmüş. ve ağaç mutluymuş. ama geri geldiğinde,
zar zor konuşuyormuş.
“gel, çocuk” diye fısıldamış “gel ve oyna.”
“ben oynamak için çok mutsuz ve yaşlıyım” demiş çocuk.
“beni uzaklara götürecek bir tekne istiyorum. bana bir tekne verebilirmisin?” “gövdemi kes ve bir tekne yap,” demiş ağaç.
ve ondan bir tekne yapmış ve denize açılmış.
ve ağaç yine mutluymuş ama o kadar da değil.
ve çok uzun zaman sonra
çocuk geri gelmiş.
“üzgünüm, çocuk,” demiş ağaç “ama sana verecek
bir şeyim kalmadı –
elmam yok.”
“benim dişlerim elmalar için çok zayıf artık” demiş çocuk. artık dallarım yok,” demiş ağaç.
“onların üstünde sallanamazsın” “dallarda sallanmak için çok yaşlıyım,” demiş çocuk.
“gövdem yok,” demiş ağaç.
“tırmanmaya yorgunum” demiş çocuk.
“üzgünüm,” diye gülümsemiş ağaç.
“keşke sana verebileceğim bir şeyim olsaydı. ama hiçbir şeyim kalmadı. sadece eski bir kütüğüm.”
“artık bir şeye ihtiyacım yok,” demiş çocuk.
“sadece dinlenecek bir yere ihtiyacım var.”
“peki” demiş ağaç,
gel, otur, dinlen.”
ve ağaç, mutluymuş.
böyle bitmiş ağaçla çocuğun masalı. sadece oturmak isteyen birer yaşlı olmadan, gövdesi kesik bir ağaç gibi olmayı öğrenelim diye.
eski ve güzel günleri özlüyorum. kaybettiğim günleri. bana bakarken gözleri ışıldayan sayılı insanları. ve en çok kendimi.
anlamlı bir hayat yaşamak istemek ve bunun için uğraşmak. öyle düşünmek ki soluksuz kalmak. günün sonunda kendini anlamsızlığın dehlizlerinde, uçsuz bucaksız vadilerinde, rüzgarlı uçurumlarının kıyısında, bataklıklarında bulmak.
“ben de kendimi idealist sanmaya başlamıştım, süslü laflarla giydirilmiş içgüdülerimize verilen ad budur.”
“birisi beni olduğum gibi severse, sonunda kendime bakmaya cesaret edebilirim, belki.”
— höstsonaten, 1978
hep küçük bir hayat istiyorum sanırdım. kendi halinde. ama ben büyük bir hayatın hayalini kuran ve içinde kendine ait küçük bir dünya kurmak isteyen biriymişim. bu yüzden hayallerim artık canımı yakıyor. huzursuzluğum bu yüzden.
“yetinmeyi bilir misin,
sana verdiği kadarıyla hayatın?
hoş, bilsen de bilmesen de
yara bere içinde bu yollardan geçeceksin.”
gündüz uyuyamıyorum. kitap okurken çok sık dikkatim dağılıyor. önümde dizi açık yarısını izlemiyorum. aşağı atlıyım diyorum, yüksekten korkuyorum. ben bu hayatla ne yapacağım. hayatımın kayışını havuçlu kek ve kahve eşliğinde izliyorum. neyse tatlım güzel olmuş.