Gaye su Akyol
Stranger Things
The Stonewall Inn

No title available
Claire Keane
noise dept.
NASA
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
No title available
EXPECTATIONS
Lint Roller? I Barely Know Her
cherry valley forever
Today's Document

shark vs the universe
hello vonnie
will byers stan first human second
One Nice Bug Per Day
RMH

Love Begins
Game of Thrones Daily

Product Placement

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Singapore

seen from United States
seen from France
seen from Netherlands

seen from Malaysia
seen from Iraq

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Colombia
seen from Colombia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
@leaytac
Gaye su Akyol
“Başkaları gibi yaşamasını bilmeyenler, başkalarını taklit etmeliydi. Onlar da ellerinden geleni yapıyorlardı: Deniz kıyısında bir kahveye oturuyorlar, ah ne kadar güzel! diyorlardı. Deniz havası bize iyi geldi, diyorlardı. Önlerinden takalar geçiyordu: Ne sıcak renklere boyanmış tekneler! diyorlardı; o renkle o rengi hangi ressam yanyana getirmeye cesaret edebilir? (Bunları Nursel Hanımdan öğrenmişlerdi.) Sağlam deniz havasını içlerine çekiyorlardı; insanın temiz havaya ihtiyacı var, diyorlardı. (Bunu da Bilge’den öğrenmişlerdi.)”
—
diyorum ki hayat kısa- ve acı -mutlak- pek çok kişi yaralı, peki ne çıkar bundan? * diyorum ki ölebiliriz- en iyi yaşamsallık üstün değildir çürümekten, peki ne çıkar bundan? diyorum ki cennette- bir şekilde yeni bir eşitlik kurulacak- peki ne çıkar bundan?
(via leaytac)
Bir hayvan azıcık sapıtsa, insana benzemeye başlar.
İnsanlarla düşüp kalktıkça düşüncelerimiz kararır; ve bunları aydınlığa kavuşturmak için yalnızlığımıza döndüğümüzde, düşürdükleri gölgeyi buluruz.
Vaktiyle, bir çelişkiden bir diğerine ağırbaşlı bir şekilde geçilirdi; biz aynı anda o kadar çoğuyla haşır neşir oluyoruz ki, ne hangisine bağlanacağımızı, ne de hangisini çözeceğimizi biliyoruz.
???
Her çağın kendine ait doğallığı vardır. Bu çağın doğallığı da insanın üzerinde bir karakter taşımamasıdır. Doğal olmak isteyen insan çağın gereklerine boyun eğecek ve karakterini her sabah yenileyecektir. Geçmişten gelen doğallık bugün işe yaramaz. Maymunlar gibi davranmanın ve adını da doğallık koymanın salaklıktan başka bir şey olmadığını herkesin anlaması lazım. Bu çağda gerçek doğallık, yapay olduğu için aşağılanan insanı davranışların tümüdür. Nefret etmesine rağmen patronunun yüzüne gülen insan doğaldır. Lokantada, yan masadaki kadının çantasının markasından yola çıkarak onu yargılayan kadın doğaldır. Moda olduğu için zevk almadıkları müzikleri dinleyen çocuklar doğaldır.
“Ahlak veya alçaklık diye bir şey yok. Hayatın sonlanana dek, sona dek yalnızca ‘sen’ ve senin kuralların var. Bir zamanlar olduğumuzu sandığımız kişilerin hayaletleri olduğumuz zamana dek.’’ diyor Legend’ın sonunda. Asla tatmin edici şekilde anlayamıyorum bu sözü, sürekli farklı anlamlar çıkarıyorum oyüzden çok iyi anlamış gibi davranmayacağım. Kafamı kurcalıyor yalnızca. Umarım sizinkini de kurcalar. Die bitches.
Degisiyoruz
bu zamana kadar sözlükte böyle bir başlığın açılmamış olması acaba bu sadece ben miyim diye beni düşüncelere sevk etmiştir. benim lan bu. yaşamayı bilmiyorum, hayatta bir hedefim yok. hayatımda beni mutlu edecek tek güzel bir şey olmuyor. insanlar gezer, eğlenir, tiyatroya, sanat galerilerine, oraya buraya giderler benim hiçbiri için içimde en ufak bir istek bile yok. dedim ya yaşamayı bilmiyorum ben, ailem de öğretmedi. ailemin beni yetiştirirken benden olmamı istedikleri tek şey uslu bir çocuk olmak ve derslerimde başarılı olup iyi bir meslek sahibi olmamdı. oldum da, yani ailemin benden bütün beklentilerini karşıladım. iyi de bir mesleğim var, ama gel gör ki şu an 29 yaşındayım ve hayatım bok gibi. hayatımda yapmak istediğim, kendime hedef koyabileceğim tek bir şey yok. bazen sıkıntıdan ulan evlensem geçer mi acaba diye düşünüyorum ama etrafımda birlikte olmak istediğim bir kız bile yok. yanlış anlaşılmasın, etrafımda kız var ama içimde hiçbirine dair en ufak bir istek, hoşlanma yok. bir hobi edinmeye çalıştım ama iki ayda ondan da sıkıldım. içimde yaşayan bir insan kaldı mı onu da bilmiyorum. insan dediğin sürekli bir şeyler ister, hayaller kurar, heveslenir, coşku duyar değil mi? yok abi yok. belki de bunlar, çocukluktan itibaren bir yarış atı misali sürekli o sınavdan bu sınava koşturulma esnasında sağlıklı bir çocukluk yaşayamamaktan ileri geliyordur, belki de sorun yalnız bendedir, veya bende hiçbir sorun yoktur ama gerçekten de hayatım bok gibidir. niye böyle lan?
sadece dört soru sormuştum sana ama bu gece başka bir soru düşündüm: zalimin mazlum ile, celladın kurban ile dönüp durduğu bu dehşet çemberi bunca delilik ne kadar daha sürecek böyle? bu yıl, benim değişen. eskiden uysal bir kuzuydum, sonra bir kaplan oldum ve vahşi bir kurt. güvercindim önceden, bir ceylandım. bugünse bilmiyorum ne olduğumu.
Biliyor musun Barbaros, bazen ne düşünüyorum? Yaşamaya büyük bir yeteneğim olduğunu düşünüyorum. Yani nasıl yaşanması gerektiğini çok iyi biliyorum. İyi hayat nasıl geçirilir, çok iyi biliyorum. Ama ilgimi çekmiyor. Yani yaşamaya büyük bir yeteneğim var ama ilgimi çekmiyor.
eğer geçmeseydi kuran-ı kerim'in üstünden onlarca kuşak, ben inanırdım yazılanların hepsine. ama inanmıyorum o onlarca kuşağın dürüstlüğüne. o onlarca kuşağın dinine sadakatine inanmıyorum! çünkü insanı tanıyorum. çünkü kendimi tanıyorum. canı öyle çektiği için duaları değiştiricek her dinden kuşaklar tanıyorum. insan dokunduğu herşeyi kirletmiştir bugüne kadar. dinin kendini bundan koruması o kadar uzak bir ihtimal ki! kimse gelip anlatmasın bana insanın iyiliğini, din kitaplarını. ben sadece mucizleri kabul ederim. onlara inanmak, insan zekasının kötü tarafından çıktığı belli olan yazılara inanmaktan daha kolay. kızıldeniz'in yarıldığına, gerektiğinde kadının dövülebileceğinden daha çok inanıyorum. çünkü mucize bana daha temiz geliyor. ne birinin çıkarına, ne de bir başkasının zararına binlerce yıl önce bir denizin yarılmış olması. ya da bir mağara girişinin örümcek ağıyla kapatılması.ama o, adam smith'in ekonomi için söylediği ancak bu konu ya da uyan “gizli eli” öyle bir hissediyorum ki dört kadınla yatılan aynı yatakta. öyle hissediyorum ki o kirli insan elini, yahudi'nin portestan'ın para kazanma hırsında. inanılanın bu dünya dışından gelmesi gerekir beni benden alabilmesi için. ismi farketmez tanrı, allah, jah… her neyse, benden olmamalı! bendeki çıkarcılığı, kıskançlığı, hırsı onda da gördüm mü, soğurum yazdırdıklarından. ama ben bilirim ki yine insandır onları ortaya serpiştiren. o kutsal kitaplara kanlarını karıştıran. inanırsam bir gün boyun eğerim iyiliğe. ama matbaadan çıkmış bir kitaba inanmamı beklemek, zekamla alay etmek dışında benden insanın kötülüğünü de unutmamı beklemek olur. tanıdığım o iğrenç türü de unutursam bir gün, inanırım elbet yazılanların hepsine.
(via leaytac)
Köylerimizde okul kalmadı...
Gariban köylü ne yapsın bunlara sarılıyor işte
Vallahi senin hatrına
yine bir kitabın filmini izledim ve bu sefer gerçekten tövbe ettim
güzellik dolduruyor içimize
kötü değiliz belki mızıkçıyız biraz yalancı neşeler saçma düşlerle avunduk kızdık mı küstük mü