Ve Durgun Akardı Don – Mihail Şolohov – Grigori Melekhov
Dört cilt olarak yayınlanan ve destansı roman olarak adlandırılan Ve Durgun Akardı Don eserinin içeriği oldukça zengindir. Eserde anlatılan hikaye yaklaşık olarak on yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Mayıs 1912’den Mart 1922’ye kadar olan sürecin işlendiği eserde Melekhov ailesi ön planda olmak kaydıyla Don bölgesinde geçen olaylar işlenmektedir. Barış döneminde başlayan eserin konusu sırasıyla I.Dünya Savaşı, devrime bağlı olarak gelişen İç Savaş, Kazak ayaklanmasıyla devam etmektedir. Ardı arkası kesilmeyen savaş içerisinde karşılaşılan olaylarla birlikte eserde asıl olarak bir halkın kaderi anlatılmaktadır.
İlk olaylar daha eserin ilk cildinin yayınlanmasının ardından ortaya çıkar. Eserin Şolohov tarafından değil de, savaş sırasında ölen bir kazak subayının notlarından oluşturulduğu, Şolohov’un tesadüf eseri eline geçen bu notları kullandığı söylentisi yayılır. Ama bir grup edebiyatçı ve eleştirmenin desteğiyle dedikodular kesilir. Şolohov’un 1965 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almasının ardından, 1974 yılında Paris’te yayınlanan edebiyat bilimci Tomaşevskiy’in eşi İ.N. Medveyeva Tomaşevskaya’nın yazmış olduğu kitapta, kitabın sahibinin Şolohov olmadığı, Kazak yazar Fyodor Dmitriyeviç Kryukuv olduğu vurgulanmaktadır. Bu kitabın önsözünün başka Nobel Ödüllü bir yazar olan Soljenitsin tarafından yazılmış olması ve aynı intihal olaylarını desteklemesi de oldukça ilgi çekici, ama bu durumu iki yazar arasında yıllarca süren çekişmeye bağlamak lazım.
Roman soylarında Türk kanı olan Melekhovlar’ın kısa bir aile tarihi ile başlıyor roman. Romanın başkahramanı Grigori Melekhov, hem yakışıklı hem de çapkın… Kocası askerde olan komşusu Aksinya ile ilişkisi vardır ama ailesi onu bu durumdan kurtarmak için Natalia ile evlendirir. O arada, kocası askerden dönen Aksinya, Grigori’nin evlenmesiyle daha da mutsuz olur. Grigori, başlangıçta bu durumu kabullenmiş görünse de, bir süre sonra buna katlanamaz. Kaçarlar, hayatlarını birleştirirler ve bir çocukları olur. Grigori, çok gözüpek bir Kazak ve savaşçı. Savaş dışındaysa ne yapacağı belirsiz uçarı biri. Savaşta bir Kızılların, bir Kazakların yanında oradan oraya sürüklenmesi ne kadar kolaysa, hayatındaki iki kadın arasında gidip gelmesi de o kadar kolay. Kitabın en değişken karakteri Grigori, onun da Don’un ne yöne akacağı hiç belli olmuyor.
“Bak işte Alekseyeviç, şu politika denen şey ne kadar vahşi bir şey! başka bir konuda bu kadar kan döktüremezsin. Grişka ile olan muhabbetimize bak, ki biz onunla kardeş sayılırız, okulda beraber okuduk, kızların peşinde birlikte dolaştık, kardeşim gibidir. Ama şimdi onunla konuşmaya başlayınca kalbim karpuz gibi çatlayacak hale geliyor. İçimde bir şeyler kopuyor. (…) Bu savaşta ne kardeşlik ne de akrabalık var. Yolunu çizer ve o yoldan gidersin”
Bizim yolumuz aynı değil! Kendi kardeşlerimizle savaşmak istemiyoruz. Halkın üstüne yürümeyeceğiz! Birbirimize mi düşürmek istiyorsunuz? Hayır!”



















