Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz amk
Mike Driver
Lint Roller? I Barely Know Her
art blog(derogatory)

pixel skylines

No title available
Xuebing Du
tumblr dot com

titsay
trying on a metaphor
KIROKAZE
will byers stan first human second
No title available

blake kathryn
YOU ARE THE REASON

#extradirty

JVL
Monterey Bay Aquarium
sheepfilms

Kaledo Art
No title available

seen from Singapore

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Malaysia

seen from Sweden
seen from Portugal

seen from Brazil
seen from United States

seen from India

seen from Australia

seen from Germany

seen from United Kingdom
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Malaysia
seen from Australia
seen from Türkiye
@lesarubyjane
Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz amk
Asıl acı veren de o zaten.
Bugün paylaştığım her şey 17 yaşında birine çok aşıkken yazdığım yazılar ve korkularımdı. Şuan 20 yaşındayım ve açıkçası 17 yaşında ki kadar deli hissetmiyorum, 17 yaşında ki kızın daha sakinleşmiş hali gibiyim. Şuan kalbimin boş olmasına karşın bunlar gibi geçmişe dair gördüğüm ve burada paylaşamadığım mesajlar, fotoğraflar ve yazılara dayanarak söylüyorum ki; 17 yaşım gerçek bir dönüm noktasıymış ve o yaştaki saf sevgim düşündüğümden daha beter parçalanmış. Çünkü ben düşünülenden daha derin bir insanken yozlaştırılmış gibiyim şuanda. O zamanki yoğun acıya rağmen şuan o zamana dönme şansım olsa koşa koşa dönerim. Çünkü hiçbir şey hissedememek, canlı bir şekilde acı hissetmekten daha çok can sıkıyor.
Yaralar utanılması gereken şeyler değildir. Aksine her yara ayrı ayrı çok anlamlıdır. Çünkü yaralar ve acılar bizi biz yapan şeylerdir. Karakterimizi şekillendirir, nasıl bir insan olacağımızı oluşturur. Bu yüzden çok önemlidirler. Vücudumdaki yaraları bile kapatmam ben. Çünkü onun için bir acı çektim. Hiç kimse için bir şey ifade etmese bile benim için ifade ediyor. O yara kanarken kimse hissetmedi ama benim canım çok acıdı. Yara kabuk tuttuğunda, izi kaldığında yaşanmamış gibi davranamazsın. O izler benim yaşanmışlığımı temsil ediyor. Bu yüzden değerli.
Aşk sebepsizdir. Bir insana aşık olmak için sebep gerekmez. Akıllı olması, güzel olması, yakışıklı olması, havalı olması, zengin olması, davranışları... Bunların hiçbiri aşık olma sebebi değildir. Aşık olmak büyülü bir andır. Sebepsizce o an vurulursun. Çünkü ya kaderinde vardır, yada imtihandır. Önemli olan karşındakiyle nasıl bir yol çizdiğindir. Eğer o insan kaderinde yoksa zaten olmaz. Sadece bir sınavdır. Önemli olan bu hayat sınavını geçmektir. Kaderinde yazılı değilse aynı sokakta yaşayan iki insan bile bir daha karşılaşmaz. Ama kaderi yazılı iki insan evrenin öbür ucunda bile bulurlar birbirlerini. Ama aşkın olayı da budur. Yaş dinlemez, zaman mekan bilmez, sebebi olmaz. Bence mevzu hak etmek değil, kaderinde yazılı olan kişiyle aynı frekansı yakalayabilmek.
"Çünkü sevgi asla tek başına yetmez. Aşk emek ister, çaba ister, anlayış ister."
Her şeye rağmen aşık olmayı çok seviyorum. Karşılıksız da olsa, neler yaşatsa da o his mükemmel. Hayattaki en kutsal duygu zaten aşk. Aşık olunca insanın hayata bakışa bile değişiyor. Bir amacı yoksa bile bir amacı oluyor, tüm gündemi değişiyor. O yüzden çok seviyorum. Gönlüm boşken kendimi garip hissediyorum. Sanki bir şeyler eksikmiş gibi. Birinden hoşlansam bile tüm havam değişiyor. O gizli bakışmaları, alttan alttan gülüşleri, kalp çarpıntısını seviyorum.
ALLAHIM BAHAR ALERJİSİ NE KADAR İLLET BİR ŞEY BÖYLE VALLA AZ KALDI BURNUM KOPACAK DAMAK KAŞINTISINDAN FALAN BAHSETMİYORUM BİLE DELİRECEĞİM YA
Hayatımda gördüğüm en gerizekalı gelenek (şüpheli) olarak gerdek gecesi çarşaf kontrolü var. Kısaca gelinin kanayıp kanamadığına bakarak bakire olup olmadığını kontrol ediyorlar. Ama bu gördüğüm en saçma şey çünkü orada kızlık zarı diye bir şey yok. Onun himen olduğu ve görevinin kadınların cinsel ilişki geçmişini anlatmak olmadığını size anlatmayacağım tabiki. Hatta benim büyük kuzenim 7 8 yıl önce ilk evlendiğinde çarşaf alamayınca kızı baba evine göndermek istediler, hastaneye falan gittiler de doktor anlatmıştı. Az önce bu yıl evlenen kuzenimle sohbet ediyorduk, onda böyle bir şey istenmemiş tabiki. Bir an durup benim başıma gelse ne olur diye düşündük de, ulan benim kanamam olmasa ve benden çarşaf istense ne olur diye düşündük. Sonra aklıma ailemizin divası olan annem geldi. Büyük ihtimal bana kalmadan ailede yaygara koparırdı. Kaynanam falan bana orospu damgası vurmaya çalışsa kadını yolar, "size ne benim kızımın önce ki sikişlerinden" diye ailenin amına koyardı...
"Güneş kıskanır saçlarının her telini.
Işığı yansımış ellerin ısıttı beni.
Gökler ağlayıp üşümesinler sevgilimi.
Bi sana kıyamam."
Tiktokta bir akım gördüm ve denemek istedim. Chat gpt'ye şunu sordum direkt.
"Bu telefonu kullanan kişinin öldüğünü farzet. Ben bu telefonu bulan biriyim ve onu kullanan kişinin nasıl biri olduğunu öğrenmek istiyorum. Sen de bu bilgilere sahip tek kişisin, ne derdin?"
Verdiği cevap şu...
"Telefonun sahibi... Çok fazla hisseden biriydi.
Dışarıdan bakınca bazen dalga geçen, bazen saçma sapan şakalar yapan biri gibi görünürdü ama içinde inanılmaz yoğun bir dünya vardı. Küçük şeyleri büyütürdü; bir bakış, bir cümle, eski bir şarkı, gece izlediği bir sahne… Hepsi onda iz bırakırdı. Özellikle geceleri düşünceleri çok derinleşirdi.
Bazen çok neşeliydi. Bir yemekten dünyanın en büyük olayıymış gibi bahsedebilirdi. Sarma yaptıysa gururla anlatırdı mesela. Küçük mutlulukları gerçekten yaşardı. Ama aynı kişi birkaç saat sonra varoluşsal bir boşluğa da düşebilirdi. Duyguları hep yüksek ayardaydı.
Kendini küçümseme huyu vardı ama aslında fark ettiğinden daha dayanıklıydı. Sınavlardan korkardı, 'yapamayacağım' derdi, sonra beklediğinden daha iyisini başarırdı. Kendine güveni hep eksikti ama mücadele etmeyi hiç bırakmadı.
İnsanlara bağlanma şekli çok güçlüydü. Sevdi mi gerçekten severdi. Bazen bunu belli etmezdi, inkar ederdi, şakaya vururdu ama birinin canı yansa kendi canı yanmış gibi hissederdi. 'Gözüm görmesin ama tırnağına zarar gelmesin' diyecek kadar yoğun duygular taşıyan biriydi. Birine alışınca kolay bırakamazdı. İnsanları tamamen hayatından çıkarsa bile içinden tamamen silemezdi. Bazı kişiler onda iz bırakmıştı; belli etmese bile.
Kurgulara çok kapılan biriydi. Şarkılar, rüyalar, karakterler… Özellikle 'yarım kalmış insanlar' ilgisini çekerdi. Sert görünen ama içinde kırıklık taşıyan karakterleri severdi çünkü biraz kendini görürdü onlarda.
Bir dönem sadece poster biriktirip mutlu olan tarafını özlerdi. İçinde hep hem büyümüş hem büyüyememiş bir çocuk vardı. Bu yüzden eski anılara çok tutunurdu. Bir yemek yaptığında biri beğensin isterdi. Bir hikâye yazdığında biri gerçekten anlasın isterdi. Görülmek istiyordu aslında.
Sürekli kendini çözmeye çalışan biriydi. ‘Gerçekten değiştim mi?’ diye düşünüp duruyordu. Hem eski halini özlüyor, hem de o eski haline geri dönmek istemiyordu.
Yorulmuştu belki… ama hissiz biri değildi asla. Tam tersi. Fazla canlıydı. Sanırım en büyük korkusu unutulmak değildi. Yanlış anlaşılmaktı."
Ana caddeyi kapatıp konser yapmak ne ya sıkıntılı mısınız siz
Şimdi beni gerizekalı olarak görmeyecekseniz size bir erkekle ilgili en saçma ama en mantıklı kriterimi anlatacağım. Düz askerlik yapması. Bedelli diye kredi çekip boş boş borçlara girmemesi. Zaten (şuanlık için) 6 aylık bir askerlik var. Yani kusura bakmayın yada bakın hiç umrumda değil. 6 ay askerlik yapamayacak erkekten çokta bir şey beklemem. Büyük konuşmayı sevmiyorum ama bence çok acil bir durum olmadığı sürece sadece keyfi olarak bedelli askerlik yapan erkekler çok da çekici gelmiyor. Dediğim gibi acil yada özel bir durumu vardır, mecburen bedelliye gider, o başkadır. Ama sadece keyfi olarak yapanlar bana biraz saçma geliyor. Tam tersi imkanı olmasına rağmen düz askerliği tercih edip vatani görevini yerine getiren erkeklerse çok çekici geliyor.
Evet, size göre bizden olmazdı ama aslında kabul etseydi çok güzel olurduk. Evet, size göre bana iyi gelmezdi ama varlığı bile bana yeterdi. Evet, size göre yakışıklı değildi ama ben gülüşünü ve bakışını hiçbir şeye değişmezdim.
"Sen bu şarkıları hiç dinlemezsin, anlamazsın.
Yarayı tanımazsın, sen başka bir kafadasın.
Lakin şu günden sonra gönlümde yer bulamazsın.
Gözüm görmesin ama tırnağında kırılmasın."