last days with my babe.
occasionally subtle

No title available
No title available
No title available
Jules of Nature

No title available
TVSTRANGERTHINGS
todays bird
Claire Keane
art blog(derogatory)
AnasAbdin
styofa doing anything
KIROKAZE
I'd rather be in outer space 🛸

PR's Tumblrdome
trying on a metaphor

titsay

JBB: An Artblog!
RMH
noise dept.
seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from France

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Canada
seen from Canada

seen from Japan

seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from Ukraine
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from United Kingdom
@levadopa
last days with my babe.
Sabah oldu, hep eğlenelim!
romslighet/ ferahlık
Aklıma gelen tek kelime bu oluyor bu videoda
edit: yalan söyledim bir sürü kelime geliyor
honestly, I don’t care, we can go anywhere wanna see how this goes
baby are you tied up?
Çok başarılı, aklıma düştü birden. Dinleyin, dinlettirin
Daha az yazıyorum artık, sorun etmiyorum. Kendimle ilgili yeni şeyler öğreniyorum, umutsuzlukla bakmıyorum, daha çok ilgileniyorum.
Bazen dünyayı görüşlerim, bıraktım.
Güzel bir gün olsun.
Uyku bastırdı çok, söyle;
Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu evrene sık sık mesaj göndermem sonucu İzmir’e geldi geçen gün. Ağaçların arasında, sıkış tepiş durulmayan, tatlı insanların olduğu çok güzel bir konserdi, resmen yaşadığımı hissettim. Gülümseyerek müzik dinledim uzun zaman sonra. Galeride rastlayınca paylaşayım dedim. Ne yazıktır ki yarın 8’de çalışmaya başlamış olmalıyım ama hala uyumadım. Neyse, çalışmak için yaşıyor gibi hissetmeyecek hayatlarımız olmasını dilerim. Bir de aşk, güzel olanından
Birtakım anıları bırakmaya uğradım, iyi hissetmek lazım
şimdi gidip uyuyacağım
Hava çok soğukk, bunları buraya bırakiim
Beklenmedik şeyler olur, bazen güzel şeyler olur.
Hilmi Tonto 💘
Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna.
Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
Sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
Piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. Kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetiniki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.
İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor. İnsaf et Anna!
Gidelim buradan.
Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
Ölelim diyecektim az kalsın. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna.
Sarılalım diyecektim az kalsın. İçimden böyle şeyler de geçiyor işte. Sarılalım, dudakların…
Tamam sustum.
Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. Şiir kalsın istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
Gözlerim biraz karanlık. İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.
Gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
Bekleyişler Anna. Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.
Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.
Sen adımını attığın andan itibaren Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
Tanrı bizimle de konuşur belki.
Tarık tufan
Atlantik kıyısında bir limandan yazıyorum bu yazıyı, Vasco da gama’nın bilinen dünyaya sırtını döndüğü yerden. Onlarca deli, suçlu, korkak ve çaresiz denizcinin ardında bir şey bırakmadan ayrıldığı sulardan.Biliyorsun bu yolculuğu seninle yapacaktık. San Pietro meydanında gülecektik boş bir tahtı izleyen onca insana. Venedik'te bir gece kaybolacaktık daracık sokaklarda. Gökyüzünden önce yüzüne bakacaktım. Paris'te bir asma kilit takacaktık Pont neuf’e. sonsuz aşka inanmadığını hatırlatıp gülümseyecektin, görünür bir yere ismim yazılacaktı isminin yanına. Barcelona'da denize girecektik sonra,herkes içinde öpüşecektik, inadıma. Valencia'da bisiklet kiralayacak, yunus parkına gidin dediklerinde nefret edecektik insanlardan. Çiçekli köprülerde resmini çekecektim, ve beğenmeyecektim çektiklerimi, çünkü gözün gördüğü gibi olmaz bilirsin bazı şeyler.
Sen yanımda olsaydın örneğin, Madrid'de o botanik bahçesine girecektik, ağaçların latince adlarını soracaktım sana, umrumda olan tek şey sesinken. Real sarayında, herkes krala bakacaktı, biz meydandaki atları seyredecektik, onları ne kadar çok sevdiğini söyleyecektin yeni bir şeymişçesine. Ve senle çıksaydık bu yola, Lisbon'da o sarı tramvayları ilk gördüğümüzde yokuş başında, “işte” diyecektik, “işte bu, çocukluktan beri hayalini kurduğumuz tren” Kalbimiz durur gibi olacaktı. Oysa bunların hiçbiri senle olmadı. Seni herşey için affettim, ama hayalini kurduğumuz her şeyi tek başına yapmak zorunda bırakmanı affedemiyorum. Kendimi her şey için bağışladım. Ama tüm bunları sensiz yaptığım için bağışlayamıyorum kendimi. Şimdi atlantiğe dökülen bir nehrin kenarında, sular alsın istiyorum neyim varsa. Vasco de gama'nın eski dünyaya sırtını döndüğü yerde, ben de eski dünyama sırtımı dönüyorum sonunda. Hikayemiz burada bitiyor anlayacağın. Sensiz geçecek bir ömre hazırlanıyorum, soğuk bir kışa bilenmesi gibi eskilerin. Metin Usta'nın dediği gibi “ben şimdi kanayarak, senin için yaşıyorum”
27.09.2014
Lizbon
ölümle atlar nasıl yarışır