Birkenau
Nazım’ın Vera’yı gördüğü trendesin şimdi.
Camdan, Varşova’ya akar leh toprağı.
Elektrikli bir oku atmışsın gibi,
Krakow’dan doğruca.
Seyyahların yersiz kahkahaları, konserve kokusu, ipler-askılar.
Sanat öğrencileri bir yanda,
bir yanda kemanların akordeonların ahşabı
Soluk yüzleri kağıtlara gömülmüş.
Düzgün ütülü yakaları, yıkanmaktan ağarmış
Ama hala kibar ve alçakgönüllü
bu düz ovanın insanları.
yüzlerinde Birkenau’nun gölgesi
evleri yeniden yapmışlar, yeniden ekmişler çocuklar için ekinleri
ama gölgeler nasıl kalkar
bu uçuşan
nişanlısının saçı mı şu yaşlı adamın.
Şu kadının hala beklediği babasının mı.
sen bilmiyorsun, onlar biliyor.
bir parkta misal
bir çeşme başında durduklarında,
akan bir halkın gölgesi onlar biliyor,
sen bilmiyorsun.
bu kahkahaların sahipleri bilmiyor,
bir insan kaç santigratta toz olur,
bir vagona kaç çocuk sığar ayakta,
aç susuz uykusuz kaç gün yaşar,
sen ben bilmiyoruz.
bak şu bastonuyla sessiz sedasız
pazar arabasını çeken kadın biliyor ama
kaç gram eder ölesiye sevdiğin adam
kaç gölge taşır bir insan sırtında..













