ve koşup duruyorsunuz var gücünüzle,sürekli yerinizde kalabilmek için

ellievsbear

Product Placement
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

No title available
taylor price

pixel skylines

Andulka
almost home

shark vs the universe

blake kathryn
Xuebing Du
Lint Roller? I Barely Know Her
🩵 avery cochrane 🩵
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Sade Olutola
Cosimo Galluzzi
KIROKAZE
Cookie Run:Kingdom Official!

@theartofmadeline
🪼

seen from Mexico
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Bangladesh

seen from United Kingdom
seen from Sweden

seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@limonkolanyasi
ve koşup duruyorsunuz var gücünüzle,sürekli yerinizde kalabilmek için
Yahudilerin Shemittah adını verdikleri Tanrının Takvimi diye bilinen bir döngüsel tarih görselini ilavede görüyorsunuz.
Takvime göre 7 senelik periyotlar halinde dünya ekonomisinin çökmesiyle birlikte dünyada önemli gelişmelerin olacağı söyleniyor.Daha önce 2001-2008 küresel krizlerin olduğunu biliyoruz.Takvim 2015 yılı 29 Eylül itibariyle büyük bir çöküşün başlayacağını belirtmekte..
2015 yılı döngünün 70.büyük döngüye geldiği için (Super Jubilee) dünyada büyük bir ekonomik çöküş yaşayacağı belirtiliyor.
Yaşam, ölümden alınmış kısa vadeli bir borçtur.
Shopenhauer
SOYUT RESİM ÇALIŞMALARIM
Deizmin Problemleri
Deizm Latince ‘Deus’ (Tanrı) dan türemiş bir kelimedir.
Aristo'ya kadar uzanan tarihsel bir yolculuğa girmektense Rönesans ile başlayan ve deizm düşüncesinin tutarsızlıkları üzerinde durmak istiyorum.
Deizm düşüncesi, Newton'cu mekanik ve bilimsel anlayışın hakim olduğu dönemde her şeyin gözlenebilir ve ölçülebilir olduğunu bununda kanıtlara dayandığını söyleyen pozitivizmle ve Rönesans sonrası bilgi ve inancın birbirinden ayrıldığı dönemle birlikte şaha kalkmıştır denilebilir.
Deistler Tanrı tarafından kusursuz yaratılan kainatı yine tanrı tarafından yaratılmış doğa yasaları vasıtasıyla vahiysel ilahi bir ele ihtiyaç duymadan Descartes ve Newton un mekanik ve bilimsel evren modeliyle uyumlu bir şekilde açıklıyorlardı.Şayet tüm bunlara rağmen ilahi bir müdahale olursa tanrının kusursuz yaratımında bir sorun olacağını yani Tanrı'nın bir eliyle koyduğu yasaları diğer eliyle bozmayacağını iddia ediyorlardı.Ancak bu katı akılcılık Entropi Yasası ve Kuantum Teorisi gibi buluşlarla yerle bir oldu.Daha doğrusu savundukları her şeyi yeniden güncellediler.
Deistler evrenin aşkın ve benzersiz yüce bir yaratıcı tarafından inşa edildiğini söylerlerken Tanrı ve insanla ilişkisi konusunda ciddi bir yaklaşım ortaya koyamadılar. Deist ideologlar, temel problemler üzerine farklı görüş belirtmiş olduklarından ateizm gibi sistematik bir düşünce sistemini Deizm de göremiyoruz.
Tanrı, yasalarla tüm evreni ilmek ilmek örerken insanı kendi dünyasında adeta yalnız bıraktı.Tanrı tarafından verilen aklın yeterli olduğunu söyleyen deistler aynı zamanda insanın duygularıyla ve içsel bir yönlendirmeyle hareket ettikleri gerçeğini bir anlamda atladılar.
Deistler insanın yaratılmış bir varlık olduğu ve ölümle birlikte yok olacaklarını söyleyebilirler ancak kendi iddiaları olan erdemli ve ahlaklı bir yaşam bize yeter tezi artık bir şey ifade etmeyecektir.
Tanrının yaratmış olduğu sistem kusursuzdur. Dolayısıyla ayrıca bir yönlendirmeye (vahiy) gerek yoktur tezini ortaya koyan deistler, Neden Kötülük Var ? Ahiret yoksa Tanrı neden kötülüğe ihtiyaç duydu ? sorusuna tatmin edici bir cevap vermek durumunda olduklarını düşünüyorum.
Ahiret yani ölümden sonra bir yaşamın olmayacağını söyleyen deistler,diğer taraftan bu dünyanın bir sınav yeri olmadığını da söylemektedirler.O halde burası bir sınav yeri değilse Tanrı neden insanların kötülükler yaratmasına müsaade ediyor ?
Erdem ve ahlaki bir duruşun yeterli olacağını söyleyen deistler,bunu hangi rasyonel temele dayandırıyorlar.Şayet tanrının kötülükleri cezalandırıp iyilikleri ödüllendireceklerini iddia ediyorlarsa dayanakları nedir?
Ayrıca ahlaki temellendirmelerinin kaynağı nedir ?Örneğin, Montaigne ahlaki yasaların temelinde geleneklerden doğduğunu söyler.Mesela Tibet'te kadınlar birden fazla erkekle resmi nikah yapabiliyorken Avrupa ve bizim gibi ülkelerde hem yasalarca hem de ahlaken uygun görülmez.Toplumsal ahlaki yasaların gelenek süzgecinden geçerek uygulamaya geçtiğini rahatlıkla görebiliyoruz.
Yani insanlar yalnızca akıllarına güvenerek tüm insanlığın birleşebileceği iyi-kötü-güzel çirkin olarak kabul edebilecekleri ahlaki bir çatı kurmaları mümkün değildir.
Vahiyle aklın mücadelesi İslamın değil, kilisenin bir savaşı oldu.İlk kilise babaları döneminde Katolikler için önemli bir aziz olan Tertülyanüs,felsefenin başkenti Atina ile dinin başkenti Kudüs arasında ne kadar mesafe varsa din ile akıl arasında da o kadar mesafe bulunur demişti.Hepimizin bildiği Cant ise bir insan laboratuara girerken şapkasını,paltosunu nasıl çıkarıyorsa Hıristiyanlığa girerken de aklımı öyle çıkarırım diye durumun ne kadar çıkmaz bir noktada olduğunu anlatıyordu.
Deistler haklı olarak sokakta yaşanılan dinin bu olamayacağını söyleyebilir.Bu konuda kendileriyle hemfikirim.Kucak dolusu sakalıyla müritlerine cenneti pazarlayan,dini sadece seccade üzerinde yaşayıp hayatının geri kalan kısmında her türlü rezilliği yapabilen,Allahın bir olduğunu söyleyip kişiliğine yeni yeni ilahlar ilave eden, (para,kariyer,statü vs.) aynı zamanda kendine itaat ve kulluğa çağıran müslüman maskeli profillerin deist arkadaşlarıma verebileceği bir mesaj olduğunu düşünmüyorum.
Açıkça söylüyorum ,Bende bu tarz insanların inandığı dininin kafiriyim.Ancak din adına yaşanılan bu rezillik gerçeği araştırmama engel olmamalıydı.Çok değil biraz eşelediğimde din adına yapılan bu sirk gösterisinin aslında uydurulan bir dinin özneleri olduğunu görmüş oldum.
İslam "Aklın yoksa sorumluluğun yok diyor,
Bu sebeple Kuranın 800 yerinde "Akletmezmisiniz,Aklınızı Çalıştırmaz mısınız" diye insana soru soruyor Rabbimiz. Sizi yaratan benim,delil falan göstermek zorunda da değilim.İnanacaksınız o kadar! gibi bir buyruğu yok.İslam'ın Hıristiyanlık gibi Fideist bir inanç sistematiği de yok.Akıl ve seçim üzerine bir daveti var.
Aksine soru sorun aklınızı çalıştırın,evreni gözlemleyin,düşünün ve kararınızı o şekilde verin diyor.
Tüm bunlardan sonrada Kehf/29 da
Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.demekte.
Vahiy bizlere bir seçim hakkı tanıyor. Matrix filmindeki Morpheus'un Neo'ya mavi ve kırmızı hapları uzatıp birini seç demesi gibi.
Morpheus mavi hapı alırsan bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın. Unutma.. Sana vaat ettiğim tek şey gerçek.Demişti.
Vahiy de insanı gerçekliğin sonsuz güzelliğine çağırıyor.
Aklınızı Çalıştırmaz mısınız !
Not: Bu yazı yazılırken Emre Dorman'ın konuya dair düşüncelerinden faydalanılmıştır.
Erdemli İnsan
Erdemli İnsan, muktedirin çıkarlarına hizmet edip, emperyal güçlerin ağzıyla konuşan, tüm bunları yaparken de ağzından Allah kelamını eksik etmeyen güç odaklarını kabul etmez.
Erdemli İnsan Benim Hırsızım İyi dir ! diyerek başkasının çöplüklerini karıştırmaz.
Erdemli İnsan kıçını devirip kulağının üzerine yatmaz. Çıkarlarına göre siyaseti tanımlamaz. Zulme ses çıkartanlara Otoriteye saygıya davet etmez.
Erdemli insan Aksiyon Adamıdır.
Öldüğünde 38 kilo olan Saidi Nursi gibi, Sarayda Halife Mansur’un sopalarıyla linç edilen Ebu Hanife gibi, dünyanın döndüğünü söylediği için aforoz edilen Galileo gibi, Haksızlıklara boyun eğmediği için sürgüne gitmek zorunda kalan ve öldüğünde parasız ebediyete göçen Akif gibi, Ben Yalnızca Allah’dan af dilerim diyerek canını Allah’a hediye eden yüz binlerce şehidimiz gibi aksiyon insanına ihtiyacımız var.
Aksiyon İnsanı,
Siyaseti rantın bir basamağı olarak değil de insanlığa hizmetin bir kapısı olarak görür.
Kronikleşmiş sorunlarımızı bölünme çatlama ve ideolojik histerilere kurban etmez.
İnsanları ötekileştiren seçkinci zümrenin karşısında gövdesiyle durur.
Zulme mazeret bulmaz.
Yapılan haksızlıkları Allah'a havale etme kurnazlığı ve bedavacılığına düşmez. Bizzat sorunlar karşısında eti ve tırnağı ile mücadele eder.
Aksiyon İnsanı, hayatını insanlığa vakfetmiş koca yürekli insanlardır.
Hz.Allah,
Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hali değiştirmez. (Rad/11) diyerek aksiyona geçmemize işaret ediyor.
Rabbimiz,Hz. Peygamber’e de Kalk ve Uyar! Çık Hira’dan ! Aksiyona Geç! diyerek bizlere de mesajını iletmiş oldu.
Sahi!
Artık Hira’mızdan çıkma vaktimiz gelmedi mi?
Bu Film Burada Bitmeyecek !
Gerçek şu ki, Allah (hiçbir konuda) insanlara en küçük bir haksızlık yapmaz. Ama İnsanlar Kendilerine Zulm Ediyorlar. Yunus 44
Adil bir duruş devrin şartlarına göre değişmez. İnsanoğlunun onur ve haysiyeti tüm çağların ve gerçekliklerin üzerindedir.
Zulmün mazereti olamaz. Eğer meseleye bu açıdan bakarsak, mazeret bulamayacağımız zulüm yok gibidir. Yapılan zulümlere karşı O dönemin şartları öyledi savunması insan onur ve haysiyetine atılan ahlaksız bir bakıştan öteye geçemez.
İnsanın vazifesi, zulme mazeret bulmak değil, adaleti tesis etmektir.
Suriye’de Bebekler Ölüyor, Arakanda İnsanlar Yakılıyor, Somali’de İnsanlar Susuzluktan Ölüyor, Mısırda Zorbalar Tarafından Halk Katlediliyor Dediğimizde, Ölüyor ama… ne gerek var bizi ilgilendirmez diyen vatandaş modeli, dinin sadece seccade üzerinde yaşandığını, ramazan ve kurban bayramı günlerinde yerine getirilebilen bir şey mi zannediyor.
Mehmet Akif’in dediği gibi;
İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.
Vahiyin tek muhatabı Hz. Peygamber değil Müslüman olduğunu söyleyen tüm insanlardır.
Bahaneciler, öldükten sonra muhatap olacağı sorulara bizim sınırlarımız dışında gelişen olaylardı bizi bağlamaz demeyi mi planlıyor?
Eğer öyle düşünüyorsa bilsin ki sınır dediğin şey, Sykes-Picot denilen melanet bir anlaşmanın ürünüdür.
İnsanın biricikliği sınırlarla çizilemez. Dünyanın neresinde bir zulüm varsa kendini insan adleden biri O zulmün karşısına vücuduyla durmalıdır.
Kişilerin bananeci tavırlarını daha kurumsal ölçekte Birleşmiş Milletlerin anti demokratik yapısında da görebiliriz. Dünyadaki kronikleşen zulümler silsilesinin başlıca müsebbibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aşağılık yapısıdır.
Birleşmiş Milletlerin diğer organları tavsiye niteliğinde kararlar alabilirken güvenlik konseyinin aldığı kararlar tüm üye ülkeler tarafından uygulanmak zorundadır.
II. dünya savaşının galip devletleri, aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin daimi kurucu üyeleri olan ABD, İngiltere, Rusya, Fransa, Çin’in oluşturduğu bu kirli tezgâh, dünya üzerinde yaşanan zulümlerin çıkarlar doğrultusunda kurumsallaşmasına neden olmuştur.
Güvenlik Konseyinin bu garabet yapısı değişmedikçe, zulümlere karşı topyekûn bir karşı duruş beklemek beyhude.
Değerli Okurlar,
Birçok konuda büyük benzerlikleri bulunan İnsanlar ve havyanlar, aynı eko sistemi paylaşan iki canlı türüdür. Şempanzelerin DNA sı insanınkinden sadece %2 farklılık gösterir.
İnsanoğlu, insanlığını alın bölgesindeki Frontal Lob bölgesinde bulundurur. Almanya’da gerçekleşen bir kazada tren yolu işçisinin alın bölgesine hızla gelen bir demir parçası çarpar ve alın bölgesini koparıp alır. Adam kazadan kurtulmuştur. Ancak insani hiçbir tepki vermeden hayvan gibi hayatını sürdürmüştür.
Bu nedenledir ki, İnsan Rabbi’nin huzurunda en önemli yerini yani insanlığını yere koyarak secde ediyor.
Ancak, çoğumuz, hayvanlarla benzeştiğimiz yönlerimiz üzerinden hayat geçirmeyi tercih ediyor, dünyadaki zulümlere karşı kulağımızın üzerine yatıyoruz.
Mezarlıkların son durak olduğunu zannedenler, her şeyin dünya da yaşanıp biteceğini düşünenler, zulme mazeret bulanlar ve dinini sadece seccade üzerinde yaşayan bananecilere hiç üzülmeden söylüyorum.
Bu film burada bitmeyecek….
Temiz Gıda
"İş başına geçince de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah bozguncuları hiç sevmez." (Bakara 205)
Yerel seçimler arifesinde olduğumuz bu günlerde, yerel yönetimlerin neredeyse üzerinde hiç durmadığı herhangi bir proje ya da politika üretemediği "Temiz Yiyecek" konusu üzerinde durmak gerekiyor.
Evimize giren ekmekten içtiğimiz süte kadar, temiz ve yenilebilir özelliğini kaybetmiş, endüstriyel gıda çöplerini neredeyse her gün sorgulamadan tüketiyoruz. Ne yazık ki toplumun çok büyük bir kısmı bu duruma sesini çıkartmıyor.
Günyüzü görmemiş hastalıkların ortaya çıkması, eskiden adını nadiren duyduğumuz hastalıkların grip gibi çoğalması ve insanların psikolojik sorunlarla mücadeleleri neden bu kadar artmış olabilir?
Bugün hareket kabiliyetleri kısıtlanmış, sanayi yağlarıyla yemleri zenginleştirilmiş, sularına yaklaşık 12 farklı antibiyotik katılmış tavuklar 42 günde kesime gidiyor. Zaten 45 gün sonrasında kesilmez ise tavuk kendiliğinden ölüyor. Endüstrinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde tasarlanan bu tavukların sadece but ve göğüs bölümü et bağlıyor. Ancak iç organları ve kemik yapıları doğru orantılı olarak gelişmediğinden tavuklar 45 gün sonrasında ölmeye başlıyor.
Diğer taraftan tavukların kilo almasını sağlamak adına hayvanlara ostrojen hormonu veren tavuk çiftlikleri de yok değil. Bu hormonunun insanlara geçerek özellikle erkeklerde cinsel karakter değişikliğine neden olduğu bilimsel bir gerçeklik artık.
Hatta geçtiğimiz yıllarda Bolivya Lideri Morales’in Alternatif İklim Zirvesi’nde yaptığı konuşmasında ““Tavuk eti yemeyin.” Nedeni mi? Çünkü "Tavukları kadın hormonuyla dolduruyorlar.” Ne mi oluyor? “Tavuk yiyen erkekler sorunlar yaşıyor. Ayrıca saçları dökülüyor ve kel kalıyorlar." diyerek durumun ciddiyetini gözler önüne sermişti.
Marketten satın aldığınız tavukların neredeyse tamamı ölümü bekleyen endüstriyel çöpten başkası değil. Bu sebepten dolayı 5 senedir bu tür tavukları tüketmiyorum.
Toplumumuzda her üç kişiden biri kısırlık sorunuyla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1975 yılında yaptığı bir araştırmaya göre bir erkeğin ortalama sperm sayısı 150 milyon iken aynı örgütün günümüzde yaptığı araştırmada bu sayının 15 milyona indiği belirtilmiştir.
Diğer taraftan Avrupa Birliği’nin 2012 yılında yayınladığı 2050 yılında Avrupa Perspektifi isimli raporunda, her yüz kişiden sadece 5’inin üreme konusunda sorun yaşamayacağını bizlere bildiriyor.
Değerli Okurlar,
Dünyayı korkunç sağlık sorunları beklemekte. Geleceğin devlet yönetimleri, bütçelerinin önemli bir kısmını sağlık harcamalarına yönlendirmek zorunda kalacaklar.
Bu çerçevede yerel yönetimlerin daha fazla gecikmeden kendi sorumluluk alanlarında temiz gıdaya yönelik projelerini hayata geçirmesi gerekiyor.
Pestisit kalıntıları olmayan, tohumuyla ve genleriyle oynanmamış, içerisine katkı maddeleri zerk edilmemiş kaliteli, doğal ve ucuz besin alanları oluşturulmalı ve bilinçlendirme faaliyetlerine başlanmalıdır.
İnsani insanileştiren bir anlamda yedikleridir. Temiz gıda yiyen, Yunus Emre gibi dünyayı yorumlar, tabiatı değiştirilmiş gıda alan insanlık ise günümüzün yamyamlaşmış sistemini üretir.
Hz. Allah, "Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin." diyerek temiz gıda dışındaki alternatiflere yönelen insanlığa yanlışınızdan dönün çağrısı yapıyor.
Bu çağrıya uyacak mıyız?
Mısır İçin Kaçan Fırsat, Mursi !
Mısır.. İbn-i Battuta’nın deyimiyle 'Şehirlerin Anası', Nil Nehrinin bereketli sularıyla sulanan ayrıca yağmura ihtiyacı olmayan kadim ülke, Ümmü Gülsüm’ün 'Ente Omri' şarkısını yüreklerimize akıtan Hz. Musa’nın memleketi, Tarihin her döneminde insanlığı cezp etmiş vazgeçilmeyen topraklar...
40 yıllık Mübarek rejimine karşı Tahrir'de başlatılan 30 Nisan Hareketi, toplumun her kesimini içine alan bir ayaklanmaya dönerek vesayetin temsilcisi Mübarek’i devirmiş ve 10 bin yıllık Mısır tarihinde Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi seçimle gelen ilk lider olmuştur.
Mursi yönetimle tanıştığında aslında gidenin sadece Mübarek olduğunu, katı oligarşik vesayetin devam ettiğini fark etti. Bu gerçeği ilk olarak, Mübarek’in devrildiği sırada merkez bankasında bulunan 36 milyar doların, seçimler yapılana kadar yönetimi elinde bulunduran askeri konseyce 13 milyar dolara indirilmesi sonucunda anlamıştı. Merkez bankası, devletin yetkilileri tarafından resmen soyulmuştu.
Diğer taraftan Mısır’ın kanını emen acımasız anlaşmalarla tanıştı. Ve Mursi televizyonlardan, "Doğalgaz çıkarmanın Mısır'a birim maliyeti 12 dolar ancak önceki yapılan anlaşmalar sebebiyle doğalgazı İsrail’e 2 dolara veriyoruz. Bu duruma isyan ediyorum." dedi.
Ayrıca Mısırda oluşturulmuş derin ekonomik bir yapı olduğunu Mısır'ın gelirlerinin 32 aile arasında paylaştırıldığını da söyledi. Öte yandan Sina'da bulunan limanların batılı güçlerden alınarak millileştireceğini, bu durumla 80 milyar dolarlık gelirin Mısır hazinesine akacağını haykırdı.
Mısırın kaymağını yiyen seçkin ailelere işaret etmesi ve limanların millileştirileceğini söylemesi onun sonunu getirdi denilebilir.
Sonuç itibariyle, Mursi’nin atadığı General Sisi’nin televizyondaki darbe yaptık gösterisiyle “Hain” Mursi’den ülke kurtarıldı.
Dünyaya anayasayı askıya aldıklarını ve meclisi fesh ettiklerini ilan ettiler. Generalin sağında ve solunda Kıpti Papası, Ezher Şeyhi, Nur Partisi Başkanı (Selefiler nezdinde Suudi Arabistan), Baradey (Amerika) ve bilumum paşalar... Bu tiyatral sahneler, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın kaldırdıkları anayasa üzerine yemin ettirilmesi ve Cumhurbaşkanı olarak atanmasıyla son bulacaktı.
Mısır’ın sorunları çok büyük;
Ekonominin %35’i fiilen askerin elinde. İç ve dış borç toplamı 212 milyara ulaşmış durumda. Fakirliğin her çeşidini görebilirsiniz. Bugün Mısır'da 3 milyon kişi mezar ev denilen mezarlıklarda hayatlarını sürdürüyor. Daha da önemlisi çok yakın sürede Mısır, Nil suları sorunlarıyla karşı karşıya kalacak. Etiyopya’nın Nil üzerine inşa edeceği Nahda Barajı bölgede tüm dengeleri değiştirecek gibi görünüyor.
Bu yüzden, bir tarım ülkesi olan Mısır’da işsizlik, fakirlik ve çölleşmenin artacağı, elektrik üretiminde ise %30 kadar azalma olacağı söyleniyor.
Mursi, bu tehlike karşısında "Savaş çığırtkanlığı yapıyor değiliz ama kimsenin güvenliğimizi tehdit etmesine izin vermeyiz." diyerek meydan okumuştu. İlginçtir Mısır'daki askeri darbeyi destekleyen İsrail ve ABD, baraj konusunda Etiyopya’nın yanında yer alıyor.
Bizim çok bilmiş vesayetçilerimize göre ise Mısır'daki olayların tek müsebbibi Mursi’nin şeriat istemesi.
Artık ezberlerinizden kurtulmanızın zamanı gelmedi mi? Gerçekten komik oluyorsunuz. Sizlerin bu durumuna ancak Freudyen bakış açısıyla açıklama getirilir.
Freud demişken o cevap versin sizlere,
"Birinin yalan söylemesine kızmam da, yalan söylerken yakalanacak kadar salak bir insanın beni kandırmaya çalışmasına kızarım."
Sevgiler..
Oğluma Mektup
Çocuk!
Miniciksin ve de çok masumsun. Büyüdüğünde, insanlığın oluşturduğu acımasız “değerler” bütünüyle tanışabilirsin. Değerlerin yerini fiyatların aldığı bir dünya ile yaşamaya devam edebilirsin. Sonu ….izm le biten düşünce akımlarının her biri 'Ben Doğruyu Söylüyorum' diyebilirler. 'Amacına ulaşmak için her şey mübahtır' diyen gözlerle tanışabilir, Soru sorulmasını yasaklayan sistem fedaileri seni susturmak isteyebilir, Ve bizzat Allah’la aldatmaya çalışan din bezirganlarıyla karşılaşabilirsin.
Oğul!
Hayatını ideolojik saplantılara mahkum etme. İnsanın biricikliği, insanın Rab nazarındaki değeri pusulan olsun. Milletini sevmekle, ırkı yüceltme hastalığını birbiriyle karıştırma. 'Lisanlarınızın ve renklerinizin farklılığı, O’nun ayetlerindendir.' seslenişi senin süzgecin olsun. Mutluluğu daha çok tüketerek elde edeceğini düşünenler gibi olma, Yunus’un 'Bunca Varlık Var İken Geçmez Gönül Darlığı' kelamı arkadaşın olsun.
Yaşadığın sürece konuşmayı ve uzlaşmayı tercih eden bir tavırla hareket et, unutma ki söz değerli olmasaydı Allah insanla konuşmazdı. Daha iyi bir dünya için kurtarıcılar bekleme, harekete geçersen bereket beraberinde gelecektir.
İradeyi dışlayan sapkın kaderci söyleme mahkum olma, çünkü 'Hüseyin’in Kaderinde Ölmek Vardı, Onu Allah Öldürdü' diyen Yezitler hep var olacak.
Tüm yaratılmışlara karşı merhametli ve sabırlı ol, zulme mazeret bulma, zalimin karşısında ol.Ve sonucu ne olursa olsun, insanlara adaletle muamele et.
Kendime!
Biliyorum ki, doğan her bebek Allah’ın insanlıktan umudunu kesmediğinin bir göstergesi. Biliyorum ki, doğumlar da ölümler de inmeye devam eden vahiy gibi. Biliyorum ki, sahne henüz kapanmadı, roller ve oyuncular değişiyor. Diliyorum ki, yeni gelenler daha iyi bir dünya inşa ederler.
Dua Niyetine...
Affetmek Zaferin Zekatıdır
Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Enfal 61)
Ezberletilmiş siyasi paradigmanın sonuna geliyoruz. Tüm kesimleri yaftalayan hormonlu politik anlayışın kokuştuğu günlere yaklaştık.
Ancak, söylemlerini cenazelerle besleyen nekrofili ruhlu gölgelerin şeytani kötülükler planladıklarının da farkındayım.
Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkıdır diyen dönemin Adalet Bakanı Mahmud Esad Bozkurt gibi tuhaf adamların barışı tüm çabalarıyla engellemeye çalıştıklarını da biliyorum.
Ya da Şark İstiklal Mahkemelerinde yaşanan rezilliklerin bugünde sürmesini arzu eden karanlık kalpli insanlar olduğunu da bilincindeyim.
Şark İstiklal Mahkemesi kararlarını önce idamına karar veriyor delilleri ise bir ara toparlarız diye kararı açıklıyordu. Ahmet Süreyya Özgeevren’de mahkemenin tek hukukçu üyesiydi. Bir mahkeme düşününki hukukçulardan oluşmasın.
Özgeevren 1960 yıllı Dünya gazetesine verdiği mülakatta bir tek şeyi unutamadım o içimde hala bir yaradır diyordu.
Özgeevren ,Bir Kürt delikanlısı getirdiler.Ortada delille ilgili zaten bir şey de yoktu.Mahkeme heyetinden gence soru soruldu ancak genç bir tek Türkçe kelime bilmiyordu.Mahkeme bu durum üzerine Türkçe Bilmeyen Bir Kimseden Bu Memlekete Hayır Gelmeyeceğinden İdamına karar verdi ve delikanlı asıldı diyordu.
Yakın tarihimiz bunun gibi binlerce can acıtıcı olaylarla dolu.
Ancak, Tüm acılar üzerinde daha mutlu bir dünyaya uyanmak yine bizlerin elinde..
Çanakkale perspektifi çerçevesinde Misak-ı Millinin unutulan sınırları kapsamında ,1920 Meclisinin ruhuyla ve Mustafa Kemal’in de bahsettiği Anasar-ı İslamiye kavramı paydasında yeni bir politik dil oluşturmanın zamanı gelmiştir.
Efendiler !
Daha kaç canın yok olması gerekiyor tatmin olmak için. Dedemle başlayan Babamla devam eden benimle yaşamını sürdüren bu sorunu çocuğuma aktarmak istemiyorum.
Gün Sabırlı olma günüdür
Gün Affetme Günüdür
Gün Kucaklaşma Günüdür
Gün Bugündür.
Çocuk Dünyası
Çocukların Övülmesiyle İlgili :
Bilim insanlarının 7- 11 yaş arası çocuklara yönelik yaptıkları araştırmaya göre, anne-babası tarafından sürekli olarak övülen çocuklarda 'Narsist' olma riskinin arttığı belirlendi.
Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, çocukları takdir etmenin ve onların olumlu özelliklerini öne çıkarmanın güzel olduğunu, özgüvenlerini arttıran bir davranış olduğunu söyledi. Dr. Yurdakul şu açıklamalarda bulundu: “Sevilen ve takdir edilen çocuklar kendilerini daha iyi hissederler, ben yapabilirim, başarabilirim diyerek farklı konularda deneme cesaretini gösterirler ve yapamam, edemem diye düşünmedikleri için geri çekilmezler. Ancak her işte olduğu gibi övgü konusunda da aşırıya gidildiğinde ters teper, bu sefer içi boş bir özgüvenle kendi değerini abartıp diğer insanları küçük görerek narsistik bir kişilik yapısı geliştirirler. Ben zekiyim, zeki insanların başarılı olması için ders çalışmasına gerek yok diyerek ders çalışmayabilir, bir yere kadar zekası ile başarılı olsa da zekanın yetmeyip çalışmanın gerektiği durumlarda ise performansları düştüğü için başarısız olacaklardır” dedi.
“Çocuklarınızın zekâsını değil davranışlarını övün”
Psikiyatrist Dr. R. Sabri Yurdakul, bu araştırma gibi bir başka araştırmada da zekâsı övülen çocuklarla, çalışma gayreti övülen çocukların karşılaştırıldığını belirterek, çalışma gayreti övülen çocukların daha başarılı olduğunu, zekâsı övülen çocukların ise başarısının daha geride kaldığını söyledi. Bunun da nedeninin zekânın bir yere kadar yetip bir yerden sonra yetersiz kalması olduğunu, bununla birlikte gayretin övülmesinin ise çabayı arttırıcı özelliğinin olduğunu ve çabanın artarak devam ettiğini belirtti. Her şeyin dozunda olması gerektiğini sözlerine ekledi. Psikiyatrist Dr. R. Sabri Yurdakul övgünün zeka, güzellik, yetenekler konusunda olabileceğini belirterek şöyle söyledi: “Övgülerin özgüven arttırıcı etkisi vardır. Ancak bu etki belirli bir yere kadar olumlu tesir ederken bir yerden sonra bu övgülerin doğruluğu konusunda çocuklarda kaygılar başlamaktadır. Bu kaygıları doğru çıkaran deneyimler de olursa bu sefer aksi tesir yaratmakta ve özgüven kaybı yaşanmaktadır. Örneğin müziğe yeteneği olduğunu düşündüğümüz çocuğumuz bu yeteneği çok desteklendiğinde bir süre başarılar elde edecek bir süre sonra ise “Ya başarısız olursam, ya kimseler beğenmezse” diyerek kaygı duyup müzik aleti çalmak istemeyecektir. Bu da sonuçta onu müzikten uzaklaştıracak ve enstrümanı çalmayı bırakabilecektir. Sonuçta çocuklarımızı överken dikkatli olmalı, aşırıya kaçmamalıyız. Övgünün doğal yeteneklerden daha çok çalışma ve başarma gayretine yönelik olmasına dikkat etmeliyiz. Zekânın ve yeteneklerin sonu vardır ama gayretin sonu yoktur” dedi.