merhaba kalbim,
sesinde duyduğum hayalin peşinde koşmaya başladığım ikinci yıl dönümü bu. bir şey oldu, çıktım geldim sana. sonra bir şey var dedin, gittim ordan. sorsalar bana geri döner miyim derdim öncesinde, şimdi sormasın bana kimse. upuzun geceler geçti, aylar hatta gel gör bak yıllar. sabah olsun diye dua ettiğim gecelerden geçtim. sağımda elin belimdeyken attığın kahkahayı, bana almancı demeni, yüzünü gördüğümde içimde yaşadığım sevinci bir de aylar sonra sırtına bakarken dahi ne kadar aşık olduğumu suratıma bir kere daha çarpan o anı asla unutmayacağımı bil. sana çok veda ettim ben. çok küstüm. çok barıştım habersiz. hissettiğim tek şey var, o da bu hayatın seni karşıma öylesine çıkarmadığı. ortalığı yakıp yıkıp ettiğimiz bir kavgamız, birbirimizi özlediğimiz için çok sıkı sarıldığımız anımız, çatkapı sana geldiğim tek bir günümüz bile yok. bundan böyle yol bizi nereye götürür bilemem. benim çıktığım yolda sen hep yanımda geldin. seni görmeden geçen ay, sesini duymadan geçen gün ceza gibiydi. anlatınca yanlış yaptığımı söylediler bana, bir daha seni anlatmadım. ben seni güzel sevdim yani, çok güzeldi o günler. pır pır kalbim, aklım.. en çok onu özleyeceğim galiba. ve asıl şimdi tek başınasın, yanındaki kalabalıklar umurumda olmadı hiç. yalnız kaldığın an şu andır. gözümde yaş kalmadı, dizimde derman yok yolunda yürüyecek. seni artık hiç sevmiyorum demeyeceğim, bu doğru olmaz. çok özleyeceğim de muhtemelen, ama bu da geçecek canım adam. bu da geçecek biliyorum. dilerim en doğru zamanda gelip yanıma oturursun. dilerim ki çok üzmezsin bir başkasını, benim kadar. çünkü benim lügatımda kırgınlığımı anlatacak kelimem yok. tarif edemem.
evimi başıma yıkıp gittin, sen bana veda etmedin ama ben sana hiç kıyamadım. son kelimelerim senin ağzından,
“veda etmeyi beceremedim ama, kendine iyi bak seni çok özlüyorum.”
120820 02:18 öylesine bir çarşamba.









