Oh bitti 24
$LAYYYTER

Origami Around
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

@theartofmadeline
occasionally subtle

#extradirty
Sade Olutola
I'd rather be in outer space 🛸
official daine visual archive
Today's Document

oozey mess
YOU ARE THE REASON
RMH
Interview Vampire Daily
No title available

PR's Tumblrdome
No title available

Product Placement
h

roma★
seen from Guatemala

seen from Germany
seen from Germany

seen from United States
seen from Colombia

seen from Canada
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from Colombia

seen from United States
seen from Canada
seen from Venezuela

seen from Vietnam
seen from United States
seen from Vietnam
seen from Venezuela
seen from Colombia

seen from United States
seen from United States
@mecemecem
Oh bitti 24
‘Blue Night’ by Guy Rubicon, 2023 (oil on linen; 60 x 50 cm)
Yeterince kalmadan başka yerlere varılmaz.
Bu yaz, her şeyin biraz daha anlamlı oluşunun farkındalığı içindeyim. Uzun zamandır acele ettiğim, peşinden koştuğum her şeyin aslında durup düşünmeyi gerektirdiğini anladım. İnsan, yeterince kalmadan başka yerlere varamayacağını bir kez daha keşfediyormuş. Ne anlamlı bir söz ama değil mi? Bu yaz, tam da bunu öğrenme zamanıydı kızım ecem; sakinliği kucaklama, hayatın telaşından sıyrılıp huzur neydi hatırlaman gerekiyordu.
Her akşam üzeri, gökyüzü pembeye dönerken, ağaçların arasından geçen rüzgar hafifçe yüzüme dokunur. Ve ben, sadece durup dinlerim.
Akşamları artık serin..
Kalmam gereken o yerlerde belki de fazlasıyla kaldım. Sorsanız ne öğrendin diye. Eksilmek ne demekmiş onu derim herhalde. Ama kendimi keşfetme serüvenimde payı büyük. Haksızlık da edemem.
Büyümek tam da böyle bir şey.
Çocukken dünya büyük ve bilinmez görünür. Her şeyde bir merak, her köşede bir keşif arzusu var. Zamanla, deneyimler arttıkça ve hayatın gerçekleriyle karşılaştıkça, bu merak yerini bazen farkındalığa, bazen de temkinli bir bilince bırakır. Evet...
Hayallerin ve beklentilerin de değişmesi... Çocukken her şey mümkünmüş gibi gelirken, büyüdükçe sınırları, engelleri ve bazen de hayal kırıklıklarını tanımaya başlıyorsun. Tabi büyümek, bu sınırların ötesine geçme cesaretini de getirir. Kendi kararlarını verme, hatalarından ders alma ve bu hataların seni şekillendirmesine izin verme süreci. Yani arkadaşlarım sonsuz bir yolculuk.
O yerlerden ne zaman gidilecekse onu en iyi siz bilirsiniz.
Kahvenizi demlerken sabahları dinlersiniz diye amme hizmetim
Ağlaklı şeyler yazamıcam.
Yoğun düşünce bulutlarının içine çekilirken, elimdeki paralar sıcaklık ve nemden yumuşamıştı. Kendimi toparlayarak, anın içine odaklandım.
Taksicciye parayı uzattım. Ve geldiğim bir iki çanta ile oracıktan ayrıldım. Saçlarımı savura savura rıhtımda şöyle bir yürüdüm. Nereye gelmiştim ben. Heh İstanbul.
Çok değil bundan 2 ay önce apar topar terk ettim bu şehri. Çokta bir bok değişmemiş. Ama bende çok şey değişmişti. Milena'dan mektup bekleyen ve sonra o mektup geldiğinde açmayı sürekli erteleyen Kafka gibi hissediyorum. Rıhtımdan ayrılırken öyle forsum olsun diye gemilere selam veriyorum.
Sütyen kopçasının birbirini şans kaza bulan uçları gibi insanlar olduk bu şehirde… Memenin özgürlüğüne mi ihtiyacımız var, sütyenin disiplinine mi bilemedim.
Ben buralara tekrar döndüm
Şükür kumrabam vardır benim. Herkesin gördüğü ama kimsenin bilmediği. İçine fıtı fıtı bir şeyler yazar atarım. Keşfi nasıl olur bilmiyorum ama bulanı mutlu edeceğine eminim. Yatırım yapıyorum ne var bunda. Renklerimi, olduklarımı, olmadıklarımı, başarılarımı, başarısızlıklarımı, gelmelerimi, gitmelerimi, geçmişimi ve kaybolmasını istemediğim nice anlarımın yatırımı bu. Birkaç sırrı da eklemedim değil hani.
Sadece hayvanlar ve çiçeklerle muhatap oluyorum.
Akvaryumla sınırlı olduklarının farkında bile olmayan balıkların ve akvaryumun dışına çıkmayı düşleyen balıkların hikayesi.
Beni özlediniz mi?
Salonun bir köşesinde anneannemden kalan uzun yapraklı bitkiyi izliyorum. Annem suladığı zamanlarda ‘’annemin çiçeği’’ diye severek suluyor. Bazen ileride o çiçeği öyle seversemin ağırlığı oturuyor boğazıma. Yaprakları düşmüş. Toplayıp mor bir kurdele ile bağlıyorum. Suyu çok sevmiyor. Bunu annem çok nadir suladığı için biliyorum. Bazen onların arasında, onlarla güneşlenirken buluyorum kendimi. Annem pencereyi açıp direkt güneş ışığı almalısın diyor. Kaldırıyor aradan camları. Sesli okuyorum kitabımı. Duyduklarını biliyorum. Çoğaltıyorum onları. Biliyor musunuz bitkiler onların yanında olduğumu, salonda yerleri değiştirince nerede durduklarını, ışığı, güneşin konumunu, kokuları, sıcaklığı biliyorlar. Bunları bir kitapta okumuştum. Kendi aralarında inanılmaz bir bağ kurduklarını söylüyorlar. Onlarla yetişip onlarla besleniyorum, ışık alıyorum. Çoğalttıkça çoğalıyorum. Küserlerse konuşuyorum. Toparlıyoruz bir şekilde. Aramıza yeni katılan yapraklar olursa alkışlıyoruz. Onların hoşuna gittiğine inanıyorum.
Dut gibiyim ama hala duruyorum
Hafif esen rüzgarlı bir gecede pencerenin önünde kedimin yediği bitkimle ay dedeyi izliyorum.Her şeyi bırakıp gitsem diyorum.Öylece evden çıkıp sahil boyunca yürüyüp çok fazla yürüyüp, sonra sessizce otursam bir yere.İçimdeki çevremdeki seslerden uzaklaşsam. Bazen de kalıp bağıra çağıra konuşmak istiyorum. Ama günlerce yürüsem daha az yorulacağımı da biliyorum. Her geçen gün tutunacağım küçük hayaller kuruyorum ama artık onlar bile tutunmama yetmiyor. Kızıyorum çok kızıyorum. Seneler öncesine dönüyorum. Şu an ki hayatlarımızı izliyorum. Hangi sokağı yanlış döndüm ben? Ne güzel sevebilirdim çiçekli pencerelerimizi. Benim su verdiğim çiçekler bile bırakıp gidiyor. Daha bu sabah kedim yerken yapma diyemedim. Yürüdüğüm sokaklar gittiğim kitapçılar içtiğim çaylar. Oysa o sokaklar doğruydu. Ben yönümü neden kaybettim. Hafif esen bir gecede dolunayı izlesem hiç tanımadığım birine yaşayamadıklarımızı anlatsam az önce uyandım desem ve artık uyumak istemiyorum deyip devamını getirsem, sonra bir yıldız kaysa ve eskisi gibi dilek tutsam. Gerçekleşir mi? Artık inandığım şeylerin sayısı azaldı. Geceleri uykumdan uyandıran korkum, gökyüzüne bakınca binaların arasından gördüğüm ay ışığı ve fırçalarımdan başka bir şeyim kalmadı. Gücüm kalmadı.