“Acizler için imkânsız, korkaklar için inanılmaz gözüken şeyler kahramanlar için idealdir.”
M.K. Atatürk.

No title available
No title available
Today's Document
One Nice Bug Per Day
Cosimo Galluzzi
d e v o n
KIROKAZE
sheepfilms
DEAR READER
dirt enthusiast
Peter Solarz
art blog(derogatory)
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

tannertan36
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

izzy's playlists!

Love Begins
Show & Tell
almost home
I'd rather be in outer space 🛸
seen from Malaysia

seen from Brazil

seen from Brazil
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Brazil

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Taiwan

seen from United States
seen from United States
@metehandogan
“Acizler için imkânsız, korkaklar için inanılmaz gözüken şeyler kahramanlar için idealdir.”
M.K. Atatürk.
Son koşuyu açık ara kaybetmiştim, biri ceketimi çalmıştı, grip yoldaydı, hissediyordum ve lastiklerim kabaktı. bira içmek için bir Alman barına girdim, ama garson kız kriz geçiriyordu; hayal kırıklığı, elem, yüreği boğulmuş. kadınlar bir anda allak bullak olurlar, biliyor musunuz? bahşiş bırakıp dışarı çıktım.
kimse kazanmaz Sezar'a sorun
Nereye, ey gülümseyiş?
—Duino Ağıtları Rainer Maria Rilke
Güvendiğimiz dağlara kar yağdı. Öyle bir kar ki, artık o dağlara çıkmaya niyetim yok. Üşümekten değil, bir daha aynı manzarayı görmeye tahammülüm kalmadı.
İnsanın büyüklüğü, kendi küçüklüğünü bilmesindedir.
Blaise Pascal
Atla suya dedim, atladı. Yüzme bilmiyordu. biz onu çıkarana dek neredeyse boğuluyordu. onu çekip sudan çıkardım diye bana öyle minnet duydu ki, atla! diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu.
John Steinbeck
30 Mart
Aylar önce bir avuç insan bir araya geldik ve dedik ki “Ne konuştuğunu bilen insanlar için bir buluşma noktası kuralım.” O gün, samimi bir niyetle, sadece dinleyen ve anlayan bir topluluk hayal ettik. Küçük bir kıvılcımla başladı her şey.
Bugün geldiğimiz yerde artık sadece bir buluşma noktası değiliz. Podcastlerimizle sesimizi duyuruyor, gençlik dergilerimizle hikâyelerimizi yazıyor, sesli sohbet odalarımızla gülüşlerimizi paylaşıyor, sohbet ekranlarımızda fikirleri çarpıştırıyoruz.
Bugün bin kişiden fazlayız.
Burası hala samimi, saygılı, ayrıştırıcı olmayan bir yer. Herkesin sesini duyurabildiği, kimsenin susturulmadığı bir alan. Eğer sen de derdini anlatabileceğin, dinlenileceğin, aynı zamanda başkalarını da samimiyetle dinleyebileceğin bir yer arıyorsan, kapımız açık.
1009 members, 32115 posts about #türkiye #books #freedom • Yol gösteren tabelalar yok. Kural da yok. Ama yön var. Tabelasız Yol, düşünen, so
heyecan her yaşta güzel bir şeydir ama her durumda sonu güzel bitmez. tutkuyla atılan yanlış adımlar insanı felakete sürükler. bazen anlık heyecanlar ömür boyu yük olur insanın sırtına, pişmanlık olur, utanç olur. vicdan azabı olur ki çekmesi çok zordur. insanın koparıp atamayacağı bağları vardır, arkasını dönüp gidemeyeceği durumlar, inkar edemeyeceği borçları vardır. bütün bunlar anlık heyecanlara feda edilemez.
Firdevs Yöreoğlu
Ben çaresizliği ilk kez bir başkasının sözünde değil kendi içimde gördüm. Elimden geleni yapmama rağmen değiştiremediğim bir an vardı bütün gücüm, bütün çabam orada sustu.
Bize kendimizi unutturan yüzyılın içinde, o hala kendini hatırlatıyor.
susmak, anlatmaktan daha onurlu bir duruştur.
Kani Obi Anısına
Bazen en büyük yük, kimseye yük olmadığını göstermeye çalışmaktır.
Bazı insanlar kaybettikçe değil, kayboldukça değişir.
Bazıları çocukken büyümeyi hayal eder, Bazıları da büyüyünce hala hayal kurabilmeyi.
Bacaklarımı uzattığım yerde bitiyor dünya. Camın hemen ardında başka bir hayat ışıklar, hareket eden arabalar, bilinmeyen hikayeler ve yükselen gökdelenler. Ben ise camın bu tarafında, sessizliğimle beraber seyrediyorum. Yalnızlığım şehrin uğultusuna karışıyor ama camın bu tarafına geçmiyor hiç.
Bazen bu pencere bir sinema ekranı gibi başkalarının hayatlarını izleyerek düşüncelerime dalıyorum. İnsan, neden hep uzağa bakarak kendini bulmaya çalışır ki? Belki de kendi yansımamda gizlidir tüm cevaplar.
Bugün Kanada’dan döndüm, annemin yanında olamadığım Anneler Günü’nün içimde bıraktığı buruklukla. Kilometrelerce uzaktan bir hediye göndererek kapatmaya çalıştım mesafeleri.
Pencerenin ardındaki şehir ışıklarında belki binlerce evlat, annesine sarılıyor şu an. Ben sadece izleyiciyim bu hikayede camın bu tarafında biraz buruk, biraz düşünceli.
Belki bir gün, camın öteki tarafında biri, benim hikayemi izleyerek kendi sessizliğine çekilir.
Eskiden insanlar onuruyla yaşardı, şimdi “ne iş olsa yaparım” diyenler değil, “ne dolap çevirsem yürürüm” diyenler önde. Bu toplum çürümedi mi? Vallahi de çürüdü. Sadece meyve değil, insan da dalından düşmeden bozulabiliyormuş, biz bunu 85 milyonda deneyimledik.
Avukat kılığına girmiş üçkağıtçılar, doktor yeminine ihanet eden para avcıları, müteahhitten çok mezar kazıcısı gibi çalışan yapı sahipleri... Hepsi bu çürüğün mimarı. Gazeteci diye çıkan ama klavyesi saraya bağlı olanlar, öğretmen olup ahlak değil not dağıtanlar, polisse elini yasalardan çok rüşvetle ısıtanlar... Ne kaldı geriye?
Millet açken, ekranlara çıkıp “ekonomi şahlandı” diyenler... Hangi gezegenden geliyorsunuz? Şahlanan ekonomi değil, markete giren insanın tansiyonu.
Toplum niye çürüdü biliyor musunuz? Çünkü dürüstlük yoksullukla eşleşti, yalan dolan ise kariyer planı oldu. Çünkü torpil liyakatın, yandaş sadakatin, göz yummak ise adaletin yerine geçti. Çünkü insan, insan olmaktan çıkarıldı yerine etiketler, mevkiiler, sahte diplomalar yapıştırıldı.
Ve en acısı? Bu çürümeyi izleyenlerin büyük kısmı alıştı. Ahlaksızlık o kadar normalleşti ki dürüst birini görünce “salak” diyorlar. Yasaya uygun hareket edene değil, yasa dışı yoldan zengin olana “akıllı çocuk” diyorlar.
Ama kimse unutmasın Bir ülkeyi çökerten deprem değil, liyakatsizliktir. Bir toplumu bozan fakirlik değil, adaletsizliktir. Bir halkı çürüten açlık değil, umut yoksunluğudur.
Bu ülkede adalet, sadece saray kapılarında yankılanan bir kelimeyse, Ve gelecek, yalnızca birilerini zengin etmek için planlanıyorsa, Kusura bakmayın ama bu çürümenin suç ortağı hepimiziz.
Artık gidişata süs cümlelerle değil, gerçeklerle bakmanın zamanı. Siz hala ekranlardaki tiyatroya alkış tutun, Biz bu çürümüş düzenin içine tükürmeye devam ederiz.