Mia Bergeron please-dont-leave
we're not kids anymore.
YOU ARE THE REASON
🩵 avery cochrane 🩵

Discoholic 🪩
Monterey Bay Aquarium
Lint Roller? I Barely Know Her

Andulka
art blog(derogatory)
Today's Document
d e v o n
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

shark vs the universe
cherry valley forever
tumblr dot com

izzy's playlists!

Love Begins

oozey mess

if i look back, i am lost

tannertan36
Sweet Seals For You, Always
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from Spain

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Canada

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Saudi Arabia
seen from Germany

seen from United Kingdom
@mihriask
Mia Bergeron please-dont-leave
Kazuhiko Fukuōji (b.1955, Japanese) ~ In the Starry Sea (2), 1997
[Source: prtimes.jp]
Tim Storrier (b.1949) - Bowl of Stars. 1994. Lithograph.
“yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki züleyha, bir insanın bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben.”
• şiirler | cahit zarifoğlu
“Hava soğudu, kasımın son günleri Kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum.”
— Edip Cansever
“Bir durgunluk ki nasıl Ama anlıyorum her şey bu durgunluktan kopacak..”
— Edip Cansever
“Manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. Yanında bir insan az olması demekti. Öğreniyordu Derdâ. Ne kadar az, o kadar iyi!”
— Hakan Günday - Az
"Kötü şey uzakta olmak Dostlarından, sevdiğin kadından Yasaklanmak bütün yaşantılara Seni tamamlayan, arındıran Kapatıldığın dört duvar arasında Sağlıklı, genç bir adam olarak"
Ataol Behramoğlu
İnsanin hayal kırıklığı ne kadar büyükse öfkesi de o kadar büyük olur
İnsanın minneti artınca eyvallahı kolay düşüyor
Annelerini mutlu eden çocukların asla sırtı yere gelmez
meriç
İncitiğim kendim
“Hastalıkta sağlıkta yanında olacağına söz veriyorsun ama bir gün o hastalanıyor ve sen toplantıda olduğun için yanına gidemiyorsun. Akşam televizyonda bir filme denk gelip kanepede yanına kıvrılmak geliyor içinden ama sabah yedide kalkman lazım. Sabah mırıl mırıl sarılıp biraz daha uyumak istiyorsun ama dokuzda işte olmalısın. Öyle birkaç kez gecikirsen atılırsın. O zaman ev kirasını, kredi taksitini ödeyemezsin, buzdolabına mama koyamazsın ve artık birbirinizi sevmemeye başlarsınız. Bir insanı sevip birlikte bir hayat kuruyorsun ama onu günde sadece üç saat görebiliyorsun. Çocuğun oluyor, hasta oluyor, elini alnına koyup “geçti bak yok bir şey” diyemiyorsun. Ona mutlulukla hatırlayacağı çocukluk anıları bırakamıyorsun. Onun nasıl güzel güldüğünü, nasıl güzel oynadığını, senin adını ilk nasıl söylediğini göremiyorsun. Fırtınalı bir okul çıkışında sürpriz yapıp elinden tutamıyorsun.Bütün günün hastalıkta sağlıkta yanlarında olacağına yemin ettiğin ailenle değil, başkalarının yanında geçiyor. Hayatımızı sevdiğimiz insanlarla geçiremeyeceksek niye yaşıyoruz? Onlara sarılmak için akşam olmasını bekleyeceksek, akşam sarılmaya çalışırken sadece hayatımızın çözülmesi gereken sorunlarını konuşacaksak, ortak hayatımız sadece problem çözmek haline gelecekse ve biz bu yüzden birbirimizden bıkacaksak niye aile kuruyoruz? Birlikte yemek yapamadığımız, misler gibi sofralar hazırlayamadığımız, “Sen soğanları doğra, salatayı ben yaparım” demediğimiz insana karı, koca ya da sevgili diyebilir miyiz? Bunu yapamıyorsak, yaşadığımız hayata hayat diyebilir miyiz? İnsanın bir ailesi yoksa hiçbir şeyi yoktur. Ailenin tanımı da kadın-erkek-çocuk-kardeşler değildir. Dostlar da ailedir. “Haberleşelim” diye kapatılan telefonun ucundaki sesler, bir kahve bile içemediğimiz, alelacele bir araya gelip dağıldığımız, başımıza bir hal gelince aklımızdan, karnımızdan konuştuğumuz insanlar da ailemizdir. Geçip giden her an bir anı ve mutlu anılar biriktirerek yaşamaktan daha önemli bir şey yok. Her şeyi, herkesi yitirdikten sonra o anlar kalıyor. Geçip giden koca bir hayatın tek tesellisi parmaklarınla toplayabildiğin hatıralar, hepsi o kadar. Güzel anıların yoksa dünyanın tapusu üzerine olsa ne olur ki? Ne bütün gün ısıtıp içinde oturamadığımız evlere, ne üzerinde oturup eskitemediğimiz koltuklara sahip olmanın bir anlamı var. Özleyecek bir kokun, kolun kanadın kırıldığında bütün yükünü bırakacağın bir kucağın olmadıktan sonra parayla aldıklarını ne yapacaksın? Bir gün her şeyini bir anda yitirebilirsin ve geriye sığınacağın anların kalır. Biriktirebildiysen şanslısındır.”
— Perihan Özcan (via aycatms)
Yüzleşebiliyor muyuz?
Doğru fırsatları doğru değerlendirenler başarılı olurlar..
Küsme: duygusal şiddet