#Hayatfelsefem #worldview 😊 👍

No title available
Today's Document
DEAR READER
Mike Driver
trying on a metaphor
Sweet Seals For You, Always
todays bird
Not today Justin

if i look back, i am lost

tannertan36
d e v o n
$LAYYYTER
Lint Roller? I Barely Know Her
we're not kids anymore.
untitled
almost home
taylor price

pixel skylines
Cosmic Funnies

No title available
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Argentina
seen from Russia
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Brazil

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
@mmuchadoaboutnothing
#Hayatfelsefem #worldview 😊 👍
Birine sırtımızı yasladığımızda; onun orada sonsuza kadar duracağını bilmenin verdiği rahatlığı ve gözlerimizin içine bakıldığında; kalbimizin okunabileğinden çekinmeme cesaretinin tadına varamamışız. Kanımıza girmiş olan "güvesiz" duygularımızın panzehirini bulamamış; böylelikle "yanlış" anlamaya ve anlaşılmaya ortam yaratmışız. Biz iyisi mi önce bir kendimize "güvenelim", sonra sağımızdakine solumuzdakine. Herkese güvenmeyelim, yine de güvenelim bir ikisine hiç düşmeyecekmişcesine. Güvenmeden sevmeyelim. Sevmeyelim ama güvenelim. Hem sevelim hem güvenelim. Güven. Güvenme. Güven dediğin iyi huylu kanserli hücre.
Bir kuşu, uçma fikrinden alıkoyamazsınız. Elbet engelleri olacak, elbet insanoğlu onu kafese koymaya çalışacak, belki kanadı kırılacak..Ama hiç bir kuvvet, o fikri ondan alamayacak.
Mavi Düşlü Kız
Mutlu anıları saklamak adına topladığım deniz kabuklarımı incelerken buldum kendimi yeniden. Bir parça huzur bulmak, biraz da kendime rastlamak uğruna. Bu sırada açık olan penceremden gelen hayat zerrecikleriyle yeniliyordum kendimi. Sevdiğim bir şarkıyı mırıldanıp bastırmaya çalıştığım huzursuz düşüncelerim huzurlu olanlarına galip gelmeye başlıyordu. İçimdeki zehri akıtayım diye soydum kabuk bağlayan yaralarımı. Düşündüm de o yaraların tatlı acısıydı beni yaşama bağlayan. Hiç korkmadan daha çok kanattım onları. Söylemek istedim içimde salınan her bir kelimeyi. Ama nasıl ? Ama kime ? Susturdum kendimi. Bu sessizliğime alışkın olduğumdan mıdır bilinmez, İlginç bir şekilde mutsuz değildim. Umutla gözlerimi parıldatan güç, kabuğuma sığındığım anda içimi sızlatan esintiye dönüşüyordu. Ama hala mutsuz olduğumu söyleyemezdim. Şımarıklığa lüzum yoktu kainatta, usulca kabullendim. Artık, o mavi düşlü küçük kız olmadığımı fark ettim. O küçük kız, kaybolmasın diye takip edilen ayak izleri birbirlerine karışınca; kalbimi ve aklımı pusula edip kendi yolumu oluşturmuştum. Bu yolda edindiğim her farkındalık, geçmişe dair ezberlerimi bir bir bozmuştu. Kolayı hiç sevmediğimden midir nedir, zorlu sorulara tabi tutuldum. Beklenildiği gibi, tüm sonuçlara tek seferde ulaşamadım. Çoğu zaman, düşündüm sadece düşündüm. Düşündükçe, soruların daha da karmaşıklaştığını fark ettim. Uzaktan bakmaya başladığım zaman anladım; her sorunun cevabının bir diğerinin içinde olduğunu, hevesle çözmeye başladım. Her yanıt yolumu biraz daha genişletti, patikalarla birleştirdi. Yolum, kendi yollarının yolcusu olan bir çok kişiyle kesişti. Onlar seyahatime keyif kattı, bense onlarla sevgimi ve cevaplarımı paylaştım. Bazısı beni yolumdan ayırmaya çalışıp önüme engeller koydu, bazısı beni yolda bi başıma bıraktı. Uzun yol arkadaşlarım da oldu tabi; onlar, bazen yol ayrımına girdiğimiz ve her buluşma noktasında hasretle beklediğim arkadaşlarımdı. Yoluma engel koyup beni bi başıma bırakanlara kızılmamıştı. Onlar, bir sonraki cevabı bulmamı sağlayanlardı. Onlar, beni bir başka uzun yol arkadaşıma hazırlayanlardı. Böylelikle, anladım ki herkes yolundaki engelleri tek başına aşmak zorundaydı. Yinede ‘Yola yalnız çıktık ve onu yalnız bitireceğiz’ gibi klişe sözler söyleyemezdim. Bu, gözlerimin içine ışıl ışıl bakan, mutluluk kaynağı yol arkadaşlarıma ihanet olurdu. Evet, o mavi düşlü küçük kız değildim. O kız büyüdü, yolunun kesiştiği her bir yolcuyla büyüdü. Kalan yolunun kimlerle kesişeceği, nereye varacağı, ne zaman biteceği muamma. Gel gör ki; o, mavili düşlerden bir an bile vazgeçmedi.
Bu yazım:
Teşekkürü borç bildiğim..
Yoluma yolu düşen her bir yolcuya…
Derin ve değerli her bir cümlesini kağıda akıtıp daha çok sığ cümlelerini paylaşan insan dinginliği var çoğu gülüşün ardında..İstemeden olmak zorunda kaldığın bir güce dönüşürsün..İçten eksilten dışa kabuk bağlatan bir güce..
Bağıra çağıra söylemek istediğim aynı zamanda da kimse duymasın istediğim şarkılarım var..Bazısının başı bazısının sonu eksik..Hiç tamamlanılmayacak şarkılar..Belki bir dosta mırıldanacak, belki de yalnızken söylenilecek onlar..Ezgisi hiç unutulmayacak da sözleri kaybolacak olanlar.
Dünyanın düzenine uymuş her esintiyle farklı bir yöne savruluyoruz.. Evrenin tüm gücü içimizdeymiş gibi davranmaya o kadar alışmışız ki; cesaretimizin, bilinmezliğin tedirginliğinden geldiğini unutuyoruz. Yaşıyoruz, büyüyoruz..Aslında neşeli bir şarkı tutturup yolumuza devam ederek bastırdığımız her bir duyguyla büyüyoruz..Bizi güçlü kılan şeyin; her küçük ayrıntıya karşı sahip olduğumuz farkındalık mı yoksa dünyadan bihaber yaşamak mı olduğunu ayırt edemeden büyüyoruz.. Dürüstlüğün verdiği sorumluluğun ağır geleceğini düşünüp kendimizi yalanlarla avutuyoruz..Yine de öyle bir tutkuyla bağlanmışız ki hayata her gün doğumunu umutla karşılıyoruz..Her karanlık tünelin sonundaki ışığı seviçle takip edip ciğerlerimizi temiz havayla dolduruyoruz. Hayır bu ne çok karamsar ne de çok iyimser bi yazı..Bu insan olmakla alakalı..Bu evrenin dengesiyle alakalı..Kıymet bilmek için, şükretmesini bilmek için, yaşadım diyebilmen için.
Ciğerleri temiz havayla doldurup aldığımız cesaret zerrecikleriyle yol alsak ya uzaklara, yolun tadını çıkarta çıkarta..İç huzursuzluğun ve endişelerin zincirlerinden kurtulabilecek gücü hissettiğimiz an değil işte, tam da ŞU AN..
Yalnızlık; ruhumu hissedemeyen insanların, sınır dışı kalmalarını sağlayan bir nimet aslında..
VEDA
Dünyanın en tuhaf hislerinde halay başındadır; yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmeyen insanın yabancılaşması. Yaşadığını hissettiren tüm duyguları anlatmak için sabırsızlandığın bir avuç insandan birinin sırra kadem basması. Gitmek için ürettiği bahaneleri; güneş görmeyen, kin dolu arka odasına bırakması. Evet o artık bir yabancı; yüzüne, sesine aşina olduğum bir yabancı.