Ne güzel demiş Cahit Zarifoğlu: ''Yolu rastgele yürürsen ömür olur, denginle yürürsen şiir olur.''
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

#extradirty
Cosimo Galluzzi
wallacepolsom
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
ojovivo
trying on a metaphor
occasionally subtle
will byers stan first human second
Today's Document

⁂
taylor price
No title available
No title available
Claire Keane
Peter Solarz

No title available

blake kathryn

oozey mess
One Nice Bug Per Day

seen from Slovakia
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from Uzbekistan

seen from Germany

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from T1
seen from United States

seen from Sweden
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@morvotka
Ne güzel demiş Cahit Zarifoğlu: ''Yolu rastgele yürürsen ömür olur, denginle yürürsen şiir olur.''
Franz Kafka'nın Milena'ya Mektuplar kitabını okuyanlar genelde şu soruyu kendine sorar: "Kafka acaba Milena'ya mı yoksa yazmaya mı aşıktı?" Bu soruyu yanıtı aslında Milena'nın kendisi cevap veriyor. Hem Kafka'nın arkadaşı Max Brod'a hem de Franz Kafka vefat ettikten sonra dönemin gazetelerine şöyle yanıt veriyor: "Yazar Dr. Franz Kafka bana yazdığı ilk mektuplarda beni sevdiğini, aşık olduğunu tahmin ettim. Sonra gördüm ki o yazmaya aşıkmış. Onun yazdığı mektuplar birçok kadının hayalini dahi kuramayacağı derecede etkiliydi. Beni önce yüceltti, sonra kendisini bana layık görmedi ve hep ulaşılamaz biri olarak mektuplarında beni yaşattı. Ona ayırdığım tüm zamanım benim sıradan biri olduğumu, kendisinin çok değerli olduğunu, sezgilerinin çok kuvvetli olduğunu, etkili yazdığını, hasta olduğunu ve tedavi olması gerektiğini söylemekle geçti. Bunları hem kendisine hem de arkadaşı Max Brod'a söyledim. Rica ettim, ısrar ettim, yalvardım ama o bildiğinden geri adım atmadı. Hastalığı ilerleyince ve aramızdaki ilişkinin bittiğini sezince kendisi gönderdiğim tüm mektupları imha etmiş. Benden de aynısını, tüm mektuplarını yakmamı istedi. Hatta kendisi bu isteğini yerine getirdiğimi sanıyordu ama hiçbir mektubunu yok etmedim. Almanlar beni toplama kampına götürecekleri zaman tüm mektupları Franz Kafka'nın arkadaşı olan editör, senarist Willy'e Hass'a emanet ettim. Bana bir şey olursa onların yayınlanmasını vasiyet ettim."
Sanırım çoğumuzun merak ettiği o soruya Milena tatmin edici bir yanıt vermiş. Yani Kafka daha çok yazmaya aşıktı. Olayın hazin taraflarından birisi, Franz Kafka bir mektupta Milena'ya "Almanlar iyi insanlardır, korkma onlardan" diyor. Yalnız Kafka vefat ettikten sonra 3 kız kardeşi, yeğeni, bazı akrabaları ve Milena, 2. Dünya Savaşı'nda toplama kampında Alman askerler tarafından öldürüldü. Bu kitapta yazanlar her ne kadar iki insanın özel hayatı olsa da, Franz Kafka'nın bekâr Milena'nın evli olduğu için yasak aşk şeklinde yaşanmış olsa da, bizlerin okuması yazar açısından doğru olmasa da, Milena iyi ki Kafka'nın vasiyetini yerine getirmemiş, mektupları yakmamış ve tarihin gelmiş geçmiş en etkili aşk mektuplarından birine şahit olduk.
Sevgili Dost,
Kim kazandı? Atom bombasını Hiroşima’ya atan mı?
Everest’in tepesine ilk kez varan mı?
Doksanıncı dakikada maçı alan mı?
Diriler mi, ölüler mi? Çobanlar mı, sürüler mi?
Efendiler mi, köleler mi?
Kim kazandı?
Sevgili Dost, Herkes kaybetti.
Ölüm kazandı.
saçma sapan bu dünya kütüphanesindeki,
Cemal Süreya kitabı gibisin.
ıslanan kirpiklerimi ellerinle sildikten sonra kafamı göğsüne yaslayıp,
'ben hep yanındayım’ demeyeceğini bile bile.
bi insan mutlu olmayı nasıl unutur ya
dünyanın en güçlü insanı bile olsan, sevdiğine kaybedersin.
hayat senden ne zaman bir şey almak istese, önce seni çok mutlu eder zaten.
büyük balık küçük balığı özleye de bilirdi.
ama siz,balıkların birbirini yediği bir hikaye anlatmayı seçtiniz.
kendimle nasıl eskisi gibi olabilirim.
ben her şeyi elime yüzüme bulaştırdım. şimdi mutfakta tek başıma oturup sessiz sessiz sigara içiyorum.
güzel mahvetmişim.
Slightly uncomfortable dump
Ummadığın an da bir ses fısıldanır kulağına "Sermayem derdimdir. Servetim ahım."
Bazen uzaklara dalıp, bi sigara yakıp Aşık Veysel mi dinlemeli? Yoksa, tarzından şaşmayıp rock müzik dinleyip isyan mı etmeli? Bence, arada bir durup düşünmeli, gözündeki okyanusun kapağını açmalı, içini boşaltmalı. Boşalmalı ki göz okyanusun, birisinin yüzüne bakıp güldüğünde gülüşünden burukluk ve karmaşalık değil güç aksın. Düşünmeli bence bir şeyleri, bu amınakoduğumun hayatın da kendi potansiyelini bir anlamalı, fonksiyonun ne bu hayatta? Konumun ne? Bunların içinden çıkamıyorsan bile, en azından hayal kurmalı. Neredesin? Ne haldesin? Bitmiş misin? Yoksa, her şeye rağmen ayakta durmayı başarmış mısın? Şu an bu satırları yazarken kadehimi kaldırıyorum. Ya olanlara, ya da olmayanlara. Hepimizin şerefine.
Meyus Kitabımdan Alıntıdır.
Roma Dönemi’ne ait bir güneş saatinin üstünde yazılan yazı:
“Serius est quam cogitas.”
‘Vakit, sandığından daha geç.’
Kendimi bildiğimden beri kollarım gövdeme sarılı