Kimse için gözyaşı dökmeye değmez. Hammaddesi toprak olan elbet bir damla gözyaşında çamurlaşacaktır!..

bliss lane

PR's Tumblrdome
I'd rather be in outer space 🛸
h

Jar Jar Binks Fan Club
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

❣ Chile in a Photography ❣
official daine visual archive
almost home
Jules of Nature
The Bowery Presents
No title available

Game Changer & Make Some Noise
hello vonnie

roma★
Keni
🩵 avery cochrane 🩵
𓃗

oozey mess
occasionally subtle

seen from Brazil
seen from Philippines

seen from Netherlands
seen from Germany
seen from Ireland

seen from India

seen from Ukraine
seen from Congo - Kinshasa

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Bangladesh
seen from United States
seen from Chile

seen from Pakistan
seen from Germany
seen from Jordan
seen from Congo - Brazzaville
seen from Egypt
seen from Australia

seen from United States
@muratalaca
Kimse için gözyaşı dökmeye değmez. Hammaddesi toprak olan elbet bir damla gözyaşında çamurlaşacaktır!..
SEBEB-İ MERAKSIZLIĞIN MERAKINDAYIM
Ahsen-i Takvîm olarak yaratıldığı beyan edilen biz insanoğlunun (Bkz: Tîn s. 4. Ayet) Kur’ânî tabirle ifade etmek gerekirse “bellerinden zürriyyetlerinin alınmaya başlandığı” (Bkz: Araf 172-173), alan literatüründe ise “bluğ çağı” ism-i terkibi ile dillendirilen fıtrî döneminde, tıpkı aynı zihnî/bedenî olgunlaşma sürecini yaşayan akranlarım gibi benim de “merak” duygu düzeyim bir hayli yükselip, beni sorgulamaya güdülemişti. Tahmin edersiniz ki bu sorgulamanın doğal sonucu; düşünmeyi, düşünmek; soru sormayı, cevap arayışı da pek tabii okumayı beraberinde getirdi. O günden bu güne, tabir-i caizse aç kurtlar gibi, değerli gördüğüm her kitabın kurdu olmayı kendime düstur edindim. Kutsal Kitabım Kur’ân-ı Kerim’in “İkra/Oku” emrini (Bkz: Alak suresi 1. Ayet) üzerime alıp, kendimi müstağni görmekten (Alak s. 4 ) Allah’a sığınarak, aklımı kullanmadığım takdirde pislik yağmuruna dûçâr olacağımın (Bkz: Yunus suresi 100. Ayet) bilincinde, kendimi ve evreni müşahede etmeyi, başka bir ifade ile matbû ve mahlûk cümle ayetleri tertîl etmeyi öncelikli hedef bildim. Merakımın tezahürüne dair zincirleme bir kaç misal getirmek isterim: -Canlılığın başlangıcını, çeşitliliğini, ham maddesini “merak” etmek, kuşların ve diğer tüm canlıların da bizlere benzer bir ümmet olduğu (Bkz: 6/38. Ayet) gerçeğinin nasıllığını sorgulamak beni Kur’an düzleminde Biyoloji okumalarına (Bkz: Ankebut suresi 20. Ayet), Üzerimize direksiz bina edilen, bakan insana sonsuzluk hissiyatı veren, o kusursuz gök kubbenin (Bkz: Mülk s. 3 ), insanlığın ihtiyacı olan maddeleri adeta fırınlama vazifesi gören (Örn Demir madeninin Süpernova yıldızları içinde pişmesi, yıldızın ağırlaşan ve hazırlanmış maddeyi artık taşıyamaması sonucu patlayarak yeryüzüne göndermesi. Bkz: Hadid s. 25) yıldızlarını ve daha nice gezegen olaylarını “merak” etmek beni Kur’an düzleminde Astronomi okumalarına, -Tarihin tekerrüründen bir nebze kaçabilme adına, yitik medeniyetlerin derbeder kalıntılarını, II. Ramses’in (bir başka kanıya göre Hz. Musa ile savaşan Mineptah idi. {Kitabı Mukaddes Kuran ve Bilim kitabı sf 336/Maurice Bucaille} ) nâm-ı diğer Firavun’un helaka uğramış cesedini, Nuh’un Ağrı Dağı başta olmak üzre çeşitli dağlarda halen aranmakta olan ve imtihana tâbi insanlığa bir ibret vesikası niyetine Allah tarafından Cûdi’ye (Kelime anlamı dağlık bir bölge demek olup gemi, belirlenen bazı dağlık bölgelerde aranmaya devam etmektedir. İlgilenenler için Bkz: Nuh Tufanı ve Sümerlerin Kökeni/Prof. Dr. Mümin Köksoy) oturtulduğunu bildiğimiz (Bkz: Hud 44 ) gemisinin nerede, ne halde olduğunu “merak” etmek beni Kur’an düzleminde Arkeoloji okumalarına, -Bir akıl yürütme sistemi denilebilecek ve çılgınca soruların düşündürücü cevaplarını kuşatan ve merakı içten içe körükleyen mecrayı “merak” etmek beni, Kur’an’da defaatle “aklınızı kullanın” (Bkz:Bakara 44/Mü’minun 80 vd.) nidalarından aldığım güçle Felsefe okumalarına sevk etti.. Ardından var olan çevremden sessizce duygusal bir kopuş peşi sıra geldi çattı…Neden mi? Her yeni gün öğrendiğim bana göre olağanüstü nitelikteki bilgileri heyecanla nakletme arzumun “meraksız” yüzlerin gri duvarına toslaması sebebiyle!.. Evet maalesef, insanların büyük bir kısmı kâinata karşı meraksız, sanırsın bilgiye tıka basa tok. Akılları tutulmuş ya da ‘falan’a kiraya verilmiş yerinde yeller esiyor! Dünyaları desen renksiz dört duvardan müteşekkil. Soran, sorgulayan, akleden ve nakleden, haddi nedir bilen insanların Kur’an’da üzerine and içilecek (Bkz: Alak s. 7 ve Kalem s. 1-2) kadar değerli kalemleri, kağıtları, çevreleri tükenirken gün be gün, tükenen kalemleri yok onların..Tükenen yalnızca fotoğrafladıkları kahveleri, tüttürdükleri sigaraları ve bir de telefon bataryaları.. Şimdi sorarım size, kimliklerinin din hanesinde İslam yazdığı halde 20, 30, 40, ya da 50 yaşına ulaşmış, Yüce Rabbimin biz aciz kulları muhatap alarak gönderdiği veciz kelâmına sağır, onun tercümesini bir kez “merak” edip okumamış, Hablullah belleyip tutmamış güruh o İslam ibaresini kalplerine yazabilmişler midir?! Bu güruhun belki de tek merak ettiği zaman içinde zamansızlıktan yakınırken, zamansızlık içinde zaman bulan zaman ötesi, âmiyane tabirle meraklı Melehatların/meraklı Melihlerin neyin merakında olduklarıdır kim bilir… Tüm bu meraksızlığın sebebini merak etmeye devam edeceğim…
Boş bir odaya belli miktarda gaz verildiği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun, gaz odanın tamamına yayılır. Ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, acı da insanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının “büyüklüğü” kesinlikle görecelidir.
Victor E. Frankl (via sokaktakiyazar)
Kim en çok neyi özlüyorsa onunla gömülsün. Başka türlü sağlanmaz adaleti. Bilirim.
Özcan Bülbül (via sokaktakiyazar)
“Seni sessizliğinde dinleyebilen ya da sükunetinde anlayabilen birine kaç kez rastladın.?”
Halil Cibran
Kasr-ı Hümayun, Sultan Abdülaziz, Kocaeli. (1861-1876)
Sevdiğinizi belli etmeyin… Acıtmadan bırakmıyorlar.
Ceyhun Yılmaz (via sokaktakiyazar)
Desingned by Nihat Kağnıcı #caligrafi #kaligrafi
8 Mart'a özel
Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: "Anne cennet kapılarının ortasındadır." (İbn Hanbel, V, 198); "Cennet annelerin ayakları altındadır." (Nesâî, Cihad, 6) “Cennet annelerin ayakları altındadır.” mealindeki hadisin ifadesi, bütün annelerin cennete gideceği anlamına gelmez. Burada annelerden çok, evlatların annelerine karşı göstermeleri gereken saygıya işaret edilmektedir. Bu anlamda, Allah’ın emirlerine aykırı olmadığı sürece, bütün annelere itaat etmek, saygı göstermek, cennetin önemli bir anahtarıdır ve bu anlamda cennet bütün annelerin ayakları altındadır. Nitekim, Lokman suresinde Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik. Annesi zayıflık üstüne zayıflık çekerek onu (karnında) taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (Onun için biz insana): “Bana ve anne-babana şükret” diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş, ancak banadır.” "Eğer anne ve baban, bilmediğin bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itâat etme. Ancak onlarla dünyâda iyi geçin. Bana yönelenlerin yolunu tut. Sonunda dönüşünüz yalnız banadır. O zaman ben size, yaptıklarınızı haber vereceğim.”(Lokman, 31/14-15). Görüldüğü gibi, Rahman ve Rahim olan Allah, çocuğunu Allah’a şirk koşmaya zorlayan anne ve babaya karşı bile, saygılı olmaya, dünyada kaldığı sürece onlarla iyi geçinmeye, onları incitmemeye davet etmektedir. Bu açıdan diyebiliriz ki, İslam’a göre, bir kadının anne olarak yeri ayrıdır, bir insan olarak yeri ayrıdır. Bir insan olarak iyi olur, kötü olur, cennete gider, cehenneme gider, ahlaklı olur, ahlaksız olur, dinsiz olur, dindar olur. Bu konuda erkekle bir farkı yoktur. “Erkek veya kadın, mümin olarak kim yararlı işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar da haksızlığa uğratılmazlar.”(Nisa, 4/124) mealindeki ayette bu gerçeği, kul hakkı ve kulluk hukuku açısından eşit olduklarını görmekteyiz. Ancak, kadın bir anne olarak, erkek bir baba olarak dinsiz olsun, dindar olsun fark etmez; her zaman evlatları tarafından saygı, sevgi ve yardım görmeye hakları vardır. Lokman suresinde olduğu gibi, söz konusu hadiste de özellikle annelere –güncel bir ifadeyle- pozitif ayrımcılık yapılmıştır. Özetlersek, çocukların anne-babaya karşı sorumluluğu dinler üstü bir ilişkiye dayanır. Anne-babanın Allah’a karşı sorumlulukları ise, din çerçevesinde, kulluk ilişkisine dayanır. Nitekim, sonuç değerlerine göre kadınlarımıza, annelerimize gösterilen bir günlük emperyalist dünyada kabul görülen ‘Kadınlar Günü’nü, bugün için gereksiz bulup, onlara bir gün değil, her gün annelik bilincini hissettirmeliyiz ve saygı duymalıyız. Eğer saygı çerçevesinde bir eksiklik hissederseniz, İsra, 24; Ahkaf,15’e de bakmanızı tavsiye ederim. Bir gün değil her gün anneler günü, unutmayalım, unutturmayalım. Saygılarımla…
Bismillahirrahmanirrahim! MaşeAllah! #babby #babies #happines
My babby's foot is my new fast food. (: #babby #foot #babies #happines
Ahan da böyle bir eş lazım.
Seyyide Lübna'm hayatımıza hoş geldin! #welcome #my #life #babby
Biz çok değiştik. Şiir ezberlemeyi âyet ezberlemekten daha kıymetli sandık. Sokaklarımızı âyetlerimizle değil de şiirlerle donattık.
Sela yaşam jübilesinin İslami anonsudur.