Eğitimlerine devam etmek için Avustralya'nın Melbourne şehrine gidecek olan genç bir çift, yolculuk arifesinde bir dizi olay yaşar.
Phantogram Three

#extradirty
Today's Document

@theartofmadeline
No title available

❣ Chile in a Photography ❣
I'd rather be in outer space 🛸
Lint Roller? I Barely Know Her
noise dept.
Fieri Frames

Product Placement

blake kathryn
Keni
Claire Keane

Kiana Khansmith

izzy's playlists!
$LAYYYTER
No title available
tumblr dot com
Show & Tell

seen from Türkiye

seen from Germany
seen from Togo
seen from United States

seen from Austria
seen from Canada
seen from Indonesia

seen from Malaysia

seen from Georgia

seen from Ecuador

seen from Saudi Arabia

seen from South Africa
seen from Azerbaijan

seen from Türkiye
seen from Brazil
seen from Venezuela
seen from Canada

seen from Nepal

seen from Australia

seen from Brazil
@nadide-duman-blog
Eğitimlerine devam etmek için Avustralya'nın Melbourne şehrine gidecek olan genç bir çift, yolculuk arifesinde bir dizi olay yaşar.
Toplam 10 bölümden ve her bölümü 55 dakikadan oluşan “Dekalog” (1989), hem alışılmadık süresi, hem izleyicisine verdiği mesajlar, hem de bunu yaparken başvurduğu özgün anlatım biçimiyle sinema tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Bu uzunlukta, ama kendi içinde organik bir bütünlük içeren eser, bu açılardan ancak Rainer Werner Fassbinder’in “Berlin Alexanderplatz”ı veya Edgar Reitz’in “Heimat”ı ile karşılaştırılabilir. Hz. Musâ’ya vahyedilen “On Emir”den ilham alan ve bu emirleri “insanoğlunun modern dönemlerindeki ahlâk arayışına bir katkı” olarak yorumlamamıza imkân sağlayan “Dekalog”, Kieslowki’nin yaptığı tek film bile olsaydı, muhtemelen O’nu sinema tarihinin en büyük yönetmenleri arasına katmaya yeterdi. Bütün bölümleri Varşova’da bir sitede geçen ve bir bölümündeki ana karakterlerin diğer bölümlerde ya hiç olmadığı ya da yan karakterler olarak gözüktüğü; her bölümün bir bütünün parçası olduğuna ikna olduğumuz “Dekalog”, insanoğlunun ezelî ve ebedî evrensel ahlâk arayışının köşe taşlarına yaptığı vurgu ile de oldukça saygıya değer bir yapıttır. Bir anlamda doğal hukukun ve ahlâkın temellerine yönelik bir fikir cimnastiği ve bu temelleri sanatsal olarak kavrayış yolu olarak da okunabilir film.
Kafkasyada artık savaş kapıdan içeri girmiştir. Çatışmanın kendileri üzerinde oluşturacak tahribatın farkında olan halk; canlarını güvenlik altında alabilmek için Estonyaya göç etmeye başlamıştır. Yaşadıkları yeri tek edemeyen iki yaşlı insan; savaşın tam kalbinin attığı yerde kalmış ve yavaş yavaş da maddi sıkıntılar yaşamaya başlamışlardır. Bu iki yaşlı adamın, göç edememe sebebi de bu maddi sıkıntılardır. Biri marangozluk yaparak diğeride bahçesindeki mandalinleri toplayarak bu parayı temin edip göç etmeyi planlamaktadır. Fakat ne yazık ki her ikisi de bulundukları toprakları terk etmek için geç kalmıştır ve iki yaşlı adam tam savaşın ortasında kalır. Bir Gürcü bir de Çeçen askerini evlerine alıp tedavi eden bu insanlar, bu sayede savaşın taraflarında biri olmaksızın ayakta kalmaya çalışırlar.
Mim mesle madar, 2006 yılında çekilen bir İran filmi… Annelerin neden ve nasıl cennetin üstünde olduğunu gösteren, oyunculukları, müzikleri -ki kemanın hüznünde kaybolduğunuz anlar da oluyor- ve konusuyla insanı alıp içine çeken bir film. İran-Irak savaşı sırasında kullanılan kimyasal gazlara maruz kalan binlerce insandan biri olan Sepideh’in son derece mutlu bir evliliği vardır. Eşiyle birlikte heyecanla doğacak çocuklarını bekler ve hayal kurarlar. Ancak bir kontrol sırasında kimyasal gazların bebeği etkilediğini ve bebeğin sakat dünyaya geleceğini öğrenirler.
Alexander, edebiyat çevrelerince tanınan, bilinen ve sevilen usta bir yazardır. Aniden yakalandığı kurtuluşu olmayan bir hastalık, tüm hayatını gözden geçirmesine sebebiyet verecektir. Artık Alexander içine gömüldüğü bu sahil kenarındaki evi bir kenara bırakarak yeniden hayata atılmak durumundadır. Edindiği ve ediniyor olduğu tecrübelerin iç içe geçeceği bir serüvene atılır. Geçmişi hatırladıkça kendini yeniler ve kimliğini hatırlamaya başlar. Alexander, kendi ölümünün döşeğinde, yeni bir kimlik kazanmaktadır. Yunanistan'ın çıkardığı en büyük yönetmenlerden biri olan Theodoros Angelopoulos'un bol ödüllü filmi Sonsuzluk ve Bir Gün, yarıştığı sene Altın Palmiye ödülünü de kucaklamayı başarmıştı. Filmin halen karşımıza çıkan müzikleri de sinema tarihinde iz bırakmışlardı..
Üç Maymun, Ceylan'ın önceki filmlerine kıyasla dramatik yapısı çok daha güçlü, çelişkisi sağlam bir iş. Bu zaten şimdiden sıradanlaşmış bir tespit. Ama Ceylan, yoğun biçimde kestirmelerle ilerleyen filminde, öykünün içindeki kimi kilit olayları, aksiyonu değil de onları hazırlayan ve/veya onlardan doğan durumları, duyguları perdeye aktarmaya çalışıyor; yine kendi alıştığımız ritmiyle. Filmin öyküsü, para karşılığı bir başkasının suçunu üstlenip onun yerine hapis yatma gerçekliğinden yola çıkıyor. Milletvekilliğine adaylığını koymuş bir iş adamı, arabasıyla bir kişinin ölümüne sebep oluyor. Ancak siyasi kariyerini bahane göstererek, özel şoföründen bu suçu üstlenmesini istiyor. Maaşını ailesine vermeye devam edeceğini ve çıktığında toplu bir meblağ daha ödeyeceğini vaat ediyor. Yavuz Bingöl tarafından canlandırılan şoför hapse girdikten sonraysa, karısı ve üniversiteyi kazanamayan oğlu, hiçbirinin öngörmediği yollara sapıyorlar
Kitap 1926 ABD doğumlu yazarın uzun süre ilk romanı olarak kalmıştır. 1960 yılında yayınlandığında çok ses getirmiş ve döneminin de özelliğinden dolayı çok eleştiri de almıştır. O zamanlarda ırkçılık oldukça yaygındır. Harper Lee’nin de kitabında ırkçılığı yerip özgürlüğü ve eşitliği savunması o zamana göre büyük cesaret gösterisi olmuştur. Bu çok ses getiren roman 1961 yılında Pulitzer Ödülü de dahil olmak üzere bir çok ödül almıştır ve 1962 yılında Bülbülü Öldürmek ismiyle beyaz perdeye aktarılmış ve Oscar’a layık görülmüştür.
Filmler vardır, eğlenmek için. Filmler vardır, seyredip geçmek için. Filmler vardır, seyredilip bellekte yer edinmek için. Ve filmler vardır, okumak için… Artık yabancı bir sinemacıya Türkiye sineması hakkında soru sorulduğunda alınan tek cevabın Yılmaz Güney olmamasının kanlı canlı sebebi Nuri Bilge Ceylan’ın sinemanın en büyük onuru olan Altın Palmiye’yi ülkemize 32 yıl sonra getirdiği son filmi Kış Uykusu işte tam olarak o filmlerden biri. Üç saati aşkın süresinde her anı insanı anlatmak için özel olarak kurgulanmış, perdeye yansıyan her bir görüntü ve dudaklardan dökülen her bir sözcük üzerine uzun uzun düşünülmüş bir film Kış Uykusu....
Peygamberimizin Sünnetleri!!!
Korkudan geberirken, “git” diyicen. Sürüncen, ağlıcan, halıları sökücen gene de “git diyicen.