Sonra ayaklandı otlaklarda yetişen yavrular. Bir koşuşturmacadır başladı, gök ile zemin arasında, benimle senin aranda bir mevsim sanki yaşandı, adı yok, dili yok, su desen içinde su yok, toprak desen zemininde toprak yok.
Phantogram Three
Cosmic Funnies
Monterey Bay Aquarium
Interview Vampire Daily
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
The Bowery Presents

izzy's playlists!

blake kathryn
Fai_Ryy
tumblr dot com
NASA

#extradirty
hello vonnie
$LAYYYTER
official daine visual archive
untitled
YOU ARE THE REASON

Jimmy Eat World
𓃗
RMH
seen from Russia

seen from Mexico
seen from Ukraine

seen from Malaysia
seen from Senegal
seen from Argentina

seen from Pakistan
seen from Russia
seen from Iraq
seen from Philippines
seen from Portugal

seen from Libya
seen from Ireland
seen from United States
seen from Venezuela

seen from Malaysia
seen from Thailand
seen from India
seen from Poland
seen from United Kingdom
@nealakasimdibu
Sonra ayaklandı otlaklarda yetişen yavrular. Bir koşuşturmacadır başladı, gök ile zemin arasında, benimle senin aranda bir mevsim sanki yaşandı, adı yok, dili yok, su desen içinde su yok, toprak desen zemininde toprak yok.
Şimdi bir baharın kanadında süzülür gider tüm ihtimaller,
Seni şu evin şu köşesinde sevdiydim,
Duy diye sana şarkılar söylediydim,
Soğuk duvar üşütmesin diye tenini,
Kaynar sularla evin sen köşesini sildiydim,
Kış gelecek diye sana çorbalar kaynatacaktım da ben,
Sobanın üstüne dilimleyecek portakal kabuklarını,
Kokusuyla evi yuva edecektim,
Çiçekler ekip bahara,
Sana rengarenk tablolar çizecektim,
Ezip bir havanda narince limon ile yasemini,
Bileklerinin içine ferahlık getirecektim,
Yaslayıp kafanı gökyüzünü görsün diye yüzün,
(Ya da gökyüzü görsün diye yüzünü)
Kuş tüylerinden yastıklar dikecektim,
Bu benim kalbimden çıkmadır diye sonra,
Dünyayı izlerken gözün,seni gururla seyredecektim,
Kışın atkı,yazın yelek örecektim,
Tam da kalbinin üstüne kendi adımı işleyecektim,
Yoksun da ben yine görürüm seni,
Hatrına suda yüzen bebelerin,hatrına ağacına konan her kelebeğin,
Dün gibi hatırlarım yüzündeki her çizgiyi,
Yüzün hala pencerenin dibindedir,
Gölgen hala kapının eşiğindedir,
Nefesini üflediydin sobaya bir kez belki yanlışlıkla,
Nefesin hala sobayı yakar da yakar,
Benim ruhum seninkini arar da arar,
Gönlüm bir kez daha görsem ya diye diye,
Çırpınır bir güvenin kanadında güveyle yarışır,
Çıkar rüzgarın katına rüzgarda rüzgarla yarışır,
Hak katına çıkacak bir gün diye beklerim,
Orada mutlaka mesafemiz daha yakındır,
Aşk ulaştığında sahibine,
İçimin ateşi su olup söndürecektir yangınımı,
Bilirim ki ben o zaman,
Sana yaptığım hiçbir şeyi bir daha senin adına yapmayacağımdır,
Ey aşk, bir fanide bırakma canımı,
Süzülüp gitmek varken bahara,
Kırıp da kanatma kanadımı,
Terk edilmek bu kadar kolayken,
Bu dünyada yetim bırakma adımı.
yanıldın. çok sevdim seni, bir dalga boyu uzaktan izlediğim okyanusun içinde delik bir sandalın üstünde bulmadan önce kendimi, ölümle gelmeden burun buruna, çaresizliğimden değil aramadığım halde bulduğumdan, sığınacak liman diye değil de günümün neşesidir diye belki, unutmayı bile unutarak, bir yansımanın sıcaklığından, korkuma karşılık umudumun cılız soluğundan, tutunarak çürümemiş dünya sarmaşıklarından, çok sevdim.
Ey hakikatin aynası, neredeysen uyan, kalk ayağa ve gör olan biteni.
Bu gece, işte şimdi,sır perdesi aralandı.
Anlamam gereken ne varsa anladım, görmem gereken ne varsa gördüm.
Gece şimdi sabahtır.
Mermer artık sıcaktır.
Bitti, gözün aydın.
ey gönül çiçeğim,
seni ilk gördüğümde,
gönlüme sesinin daha gölgesi düştüğünde, dedim bildim,
afiyet nedir, nefes almak nedir, ruhunla bir ala geyiği taşımak nedir, bildim.
seni sevmek her şeyden öte, önce tuhaf.
serin bir suda yıkamak gibi ateşler içinde bir çocuğu,
sanki bir dağı yalınayak tırmanmak,
fırtınadan sonra bahara kavuşmuş gibi bir ağacın heyecanında çoğalmak.
kıstım bir kayalığın dibinde, içimde büyümesin diye ektiğim sevda tohumu, topraktan elimi ayağımı çektim.
yattım, gece göğe baka baka,bir mucize hatrına, içimden dualar ettim,
‘bir mucize olsun ve bu sevda yol olup onun göğsünde çiçeklensin.’
çok içimden ama, kendime bile belli etmeden,bir ben bir Allah.
ben yere kök atmasını beklerken o göğe taşıdı sevdamı,
sonra anlarsın ya işte; ay sen, güneş sen, gökyüzünde süzülen turnalar sen,
nereye baksam seni gördüm, ne rüzgar esse sesindir diye kulak kesildim.
gece içime yağan kar tutsun sabaha kadar diye endişelenen bir ruhta sakladım seni,
‘uyansın ki gün berekettir diyebileyim ,gözü dönüp de beni bulsun ki ben yaşadığımı bileyim.’
şimdi seni sevmek, hem de bu devirde, seni senden bile korumak isteyerek;
gurbette memleket kokusunu aramaktır,
iki dağ arasını salıncak edip oyunlar oynamaktır,
kuyu kuyu suyun dibini aramaktır.
niyetlendim bir dünya masalına;
en son yuvasından sürgün edilen bir yetimken böyle çaresizdim,
en son annemin kolları arasında bu kadar gözü pek.
senin dışında ne varsa şahittir bu içimde yankılananlara,bir kuzum vardı hani, bir çitlembik.
senin adınla büyüttüm onu, içtiği suya kattım, aldığı havaya soludum.
şimdi sen, onca uzakta,hiç çalındı mı kulağına bu türkü,benden haberin oldu mu senin?
içim içime sığmaz,dilim ses etmez,gözümü kapatırım uyumaz,yarama tuz basarım sağılmaz.
ey ruhumun sızısı,
ben seni sevdiğimde, bir acıyı sırtlamış gördüm kendimi,
bir yola düşmüş de dizinde derman kalmamış, kesik kesik nefes veren bir yara buldum.
güldüm sonra yarama, o da bana güldü.
sen bu yaradan, bu sevdadan yana ne varsa sıyır sesinden,
tam bu vakit,akşam serinliğine kalmadan,
ve yürü, sevildiğin diyarlara,arkana bakmadan,geride bırak geçmişinin kahırlarını
ve aç avucunu gökyüzüne,senin elin berekettir, tutunduğun dal şifan olsun,baktığın yer cennet.
ilk sevdiğimde seni, bir düğün konvoyu çıktı gönlümden, davullu zurnalı, ah, hala hatırımda.
düğünler yoldaşın, içine sevgini akıttığın bir evin, sesi çatallı çitlembiklerin olsun.
kendime yorduğum bu konvoy, cennet konvoyun olsun.
bu hayatta şimdilik hoşçakal.
“sesin hiç bir savaşın içindeymişsin gibi gelmiyordu. en fazla uzun bir akşamüstü yürüyüşünden dönmüş olabilirdin,belki de birkaç onluk basamak çıkmış kadar. yüzün solmuş, belli ki az uyumuşsun. son zamanlarda zihninin içinde çok vakit geçiriyorsun,suskunluğun da mutlaka ondan. konuşurken yüzüme bakmıyorsun, üzüldüğünü anlamayayım diye, belli ki beni benden çok düşünüyorsun. bir süredir de tebessüm etmek dışında gülmüyorsun, tebessümün de zaten biraz buruk, sanırım bir arkadaşınla tartıştın da söylemek istemiyorsun. biraz üşütmüş olacaksın ki elin bile değmiyor artık elime,sırf ben hasta olmayayım diye. hayır, duruşun alevler arasında kalmış birinin duruşuyla aynı değildi, en azından bana öyle gelmiyordu.”
muhabbet denizinden merhamet pınarlarına,
inan ki duydum alemin hatrında bizim adımızdan ne kaldıysa,
yeryüzünde sevgi varsa,hangi kalpte atarak canlandıysa, bildim ki şâhittir hepsine,
“yalvarırım,içimde yanan ateşi gör,hangi dünya lisanına kandığımı da, uğruna terk edildiğim yerin kaç metre uzağımda kaldığını da.”
sere serpe yatar kıyısında görmemişliğin,
bir yenidoğandır gezer başında,
kendi körpe,ayakları körpe.
kalk da bak yaptığına, kaçırdığım keçilerden bir ağıldan fazlası var,
“merhamet boynunun borcudur,eli taşa değse senden bilirim,yüzü düşse yakanda biterim.”
şimdi baharıdır gamzelerinin,her zerresinde güller biter,
belki ölürsem ayak ucuma bir tohumu düşer de mezarım şenlik olur,
madem ki yaşamak hasret kalmaktır, o vakit belki şu güneş tepeden inmeden kavuşmak vardır sevgiliye,
tepelerden inmeden suyu,bir ırmağa kurumak vardır,
tam işitmeye başladığım vakit kesilen şarkısında yeryüzünün,
bir garibin gözyaşları vardır.
hasret,kanamaktır.
sevda, yürekte yanan ateşin harlı odunudur.
senin adın, en hisli ağıtların zemininde gezinendir.
yara kanadı,odun yandı, adın da yanına kaldı.
Işık ışıktı ya her yer, sarıdan sarı beyazdan beyaz. Kar bile yağmıştı doğduğum kasabaya. Köşebaşında bekledi beni, ya düşersem dereden geçerken,ya aslında rüya çıkarsa hepsi de uyanmamak için ecel teri dökersem? Hani tüm aile toplanmıştı o gece,sanki bir şeyin olma sancısı tutmuştu hepsinin içini, bitsin mi bitmesin mi, olsun mu olmasın mı diye hepsi birbirine bakıp durmuştu; dünyanın kalbi işte o an o evin içinde atmıştı.Senin içinde istediğin ne varsa aynı anda oradaydı o gece, sen neden yoktun, sen hala niye yoksun? Ben geldim seni almaya, ben aradım yüzünü, olsaydın bulurdum, nerede kayboldun?
Bacağı dizinden kırılmış bir atın kaderini paylaştım,terk etmekle sığınmayı aynı anda istediğim o kerpiçten ağılda. Madem bir anlamı yok, kes dağından denizine ulaşana kadar büyümeye duran ağaçları,iç bitir suyunu, madem bitecek al tut bunu elinde, göğsümün orta yerinden al bu ateşin harını yine o suya kat. Bir atın gözlerinde izledim hayatımı, canımdan can gidene kadar koşmaya durdum,aman ürker senden sessiz yaklaş yanına,aman bir kere kaçsa yakalayamazsın tut yularından. Yelesi kömürden, kendisi topraktan bir atın kaderini paylaştım,onunla o olmadan. Her tıkırtıda ayaklandım,aman gelirler almaya,aman yine can gider canımdan. Yine o atın gözlerinden tanıdım merhameti,onun sessiz bekleyişinde anladım teslimiyeti,kabullenmenin aynı bir odunun yanıp küle dönmesiyle eş zamanlı olarak gerçekleştiğini öğrendim. Mum alevinin her titreyişinde uyandım,her titreyişte bir nefes eksildi kederimden,her seferinde gözümü açmaktan ölesiye korktum.
duymadın sesimi. korkarım onca ses arasında tanımadın bile.
umarım kaybolduğun denizleri aşmayı başarmışsındır. suyun serinliğinde içinde alevlenen o düşünceler sönmüştür, kim olduğunu hatırlatıp sana,yolunu buldurmuştur yüreğin. yüzündeki o içten gülümseme, göz kenarındaki o yerleşik çizgiler,gününü aydınlattığın insanlara kavuşmuştur. bu denizin ortasında,seni kaybettiğime dövünürken umarım sen neredeysen bahar dizlerinin dibindedir. belki büyümüşsündür,belki seni hiç göremem bir daha, unutulduğunu düşünüp sevginin gerçekliğinden şüphe eder, bensiz hiçbir şey değişmez diye düşünürsün. belki de sen unutmuşsundur, kaybolduğunda,o korkuyla titreyen vücudunla yaşananları unutabilmek adına geçmişinden vazgeçmeyi göze almışsındır. kim bilir belki de bir kayın ağacının gölgesinde kendine bir yuva bile kurmuşsundur. hep hayal ettiğin, rüyalarında sayıkladığın gibi. seni en son gördüğüm andan beri 10 bahar geçti, eğer hayattaysan o günden sonraki hikayen hep ihtimallerde kalacak, belki şahit olursun diye gözlerimin gördüğü o eşsiz manzaralara,senin adına 2 kez hayran kalacağım.
isi duvarda kalmış bir gaz lambasının alevinde hatırladım seni. bunca sene sonra, kandırılıp sonra ortada bırakılmışlığın o kekremsi tadında, artık soğuk bile olmayan o kasımın akşamında. sol bacağımda tanıdık bir sızı hissettim, bilirsin hep diğerinden daha zayıftı zaten,en son o gün böyle hissettirmişti kendini. en son o gün bir ışık yanıp sönmüştü gözlerinde.
sarı benizli, geniş yüzlü, mahzun bakışlı bir çocuğu hayatın nasıl bir zalime dönüştürdüğünü görseydin imkansızlıkların yalnızca birer yanılsama olduğunu bilirdin.
sadece durmak istedim. kendi adıma, korkularımdan uzak,uzayıp giderken günün sıcağı derede, yalnızca susmak istedim. insan yorulur,bu normaldir, peki neden içim bu kadar çalkantılıydı, herkese hak gördüğüm niye bana yük oldu?
kaburgalarımın arasından süzülüp gitsin diye acı, hızlı hızlı inip kalkan göğsüm soluklansın diye biraz,zamanını bekleyen bir güvenin sığındığı o elma dalında, dutlarını yediği ağacın gölgesine yuva yapan o kuşun gagası arasında, ne hikmettendir bilinmez, bilinse zaten dünya insana öyle güzel görünmez.
yüzüm silinmiş hikayelerinizin sayfalarından,
sararmış belki çürümeye yüz tutmuş,
artık şimdi daha çok,
şimdi asıl daha azım alemler içerisinde,
asıl şimdi bitiğim güneşin son kıvılcımlarında.
sular yürür kaç devir hesabı,
ben artık yalnızca bir çift kunduradan ibaretim.
senin zarifliğinden ürkerdim ben, öyle canı çıkıverecekmiş gibi, dokunsan ondan önce elin incinecek gibi uzandığına, ne bileyim işte, daha bulanmamış bir çiy tanesi gibi, etrafındayken ne yapacağımı, elimi nereye koyacağımı bilemezdim