Neuer 19 yaşında sevgili yapmış bu konu hakkında görüşlerin nelerdir merak ettim
Mutluluklar diliyorum.

PR's Tumblrdome
almost home

pixel skylines
Not today Justin
Sade Olutola
Monterey Bay Aquarium
noise dept.
$LAYYYTER

if i look back, i am lost
The Bright Sessions

izzy's playlists!

Product Placement
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Lint Roller? I Barely Know Her
Fai_Ryy
Fieri Frames

ellievsbear
EXPECTATIONS
The Bowery Presents
One Nice Bug Per Day

seen from Türkiye
seen from Brazil

seen from United States
seen from Spain
seen from Colombia

seen from United States
seen from United States

seen from Colombia

seen from United States
seen from Peru
seen from Germany
seen from Uruguay
seen from Brazil
seen from T1
seen from United States
seen from Colombia
seen from Türkiye

seen from Belgium

seen from Germany

seen from United States
@neuersevdalisi
Neuer 19 yaşında sevgili yapmış bu konu hakkında görüşlerin nelerdir merak ettim
Mutluluklar diliyorum.
Manuel Neuer being Manuel Neuer
me towards david any day tbh
Tom Hiddleston
Acayip kıskanıyorum bu herifi. Heteroseksüel bir hatun olmama karşın kendisine aşık olamıyorum, kıskanıyorum; evet.
İyi bir aktör olmasının yanı sıra:
1.88 boy
atletik bir vücut
karakteristik bir ses tonu (matematik kulağa hiç bu kadar seksi gelmemişti.)
iyi diksiyon (who are yah!)
sevimlilik
yakışıklılık
centilmenlik
zeka
kültür
eğitim (bkz: Cambridge Üniversitesi, Pembroke College, Royal Academy of Dramatic Art, The Dragon School, Eton College)
birkaç enstrüman çalabilme (kaşık, mesela. Kaşık tatmin etmiyorsa gitar ve keman da çalabildiği enstrümanlar arasında.)
anadili haricinde 3 dili akıcı konuşabilme (İspanyolca, Fransızca, Yunanca.)
güzel şarkı söyleyebilme (ay bir de Amerikan aksanı yapıyor, yerim.)
harika dans edebilme. (kime göre neye gire asdfghjkl siz karar verin.)
Yavaş be birader!
Loki
Varlığı bir dert, yokluğu yara.
İskandinav mitolojisinde kötülük tanrısı olarak bilinse de Marvel evreninde resmedilen Loki Karakteri özünde kötü değildir, fakat kaostan beslenmek yaradılışında vardır ki; zeki olmasına karşın icraatları sonucu ortaya çıkacak kötü sonuçları kestiremez. Daha doğrusu sonuçların ciddiyetini farklı yorumlar; onun için kaos, yaşamın anlamıdır.
Öte yandan o olmadan da Asgard yaşamının tadı tuzu kalmaz. Evin yaramaz ve küçük oğlanı gibi. İllallah ettirirken sevilir, yokluğunu aratır. Muzip şey. :)
Ekleme: Marvel aleminin Polat Alemdar’ı. Şerefsiz evladı ortalıkta godmode açık geziyor, hiçbir şekilde ölmüyor.
Neler paylaşıyorsun ne gibi nimetler sunuyor sana Tumblr? Biz bu aralar pek hayrını görmüyoruz da. :'D
Ne demek istediğin hakkında kesin olmamakla birlikte fikirlerim var ama... ajshshshshsggs Tumblr benim blogumdan bile birçok şeyi esirgiyor. Iki gönderim kaldırıldı mesela; futbolcu yahu, efendi efendi antreman yapıyor. Cezbedici ne buldun sen o gönderide ajshsbshsgga onun dışında çiçek böcek... klasik iç açıcı Tumblr görselleri işte. Ha bi' de ben takıntılı bir insanım. Aynı konu ile ilgili peş peşe bir iki ay boyunca paylaşım yapabiliyorum, fan sayfasına bile dönebiliyor blog da ben kendimi dizginlicem artık, o işe bir el atmanın da vakti geldi.
Nerelerdeydin? :D
Ben hep buralardaydım. :D sadece tek bir kişiyi takıntı haline getirip gece gündüz onun ile ilgili paylaşım yapmaktan sıkıldım. Farklı bir blogda farklı paylaşımlar yapmaya devam ediyorum, farklı şeyler keşfediyorum, Tumblr'ın nimetlerinden yararlanmayı öğreniyorum. :D
Sunshine
A Single Man (2009)
Öncelikle belirtmeliyim ki izleyeli uzunca bir süre olmasına karşın bu yapım hakkında yazmak için -ki kesinlikle yazacaktım, ne olursa olsun- yapımı sindirmeyi bekliyordum ki bunu hala da başarabilmiş değilim. A Single Man, üzerine her düşündüğümde beni farklı yerlere götüren bir yapım. Dolayısıyla yazacaklarımın muhakemesini yapmakta güçlük çekiyordum ki bu, tam şu an için de geçerli. Aslına bakarsanız her seferinde farklı çıkarımlarda bulunuyor olmam bile, benim açımdan bu yapımın ne derece güçlü olduğunun bir göstergesi. Benden bir tane var ve söz konusu biricik “ben”, onlarca parçaya bölünüyorsa, bu yapımdan herkes kendine göre bir çıkarımda bulunabilir, iddialıyım.
Yapım, 16 yılını paylaştığı partnerini kaybetmenin ruhi bunalımını yaşayan 52 yaşındaki edebiyat profesörü George Falconer’ın bir günlük yaşamını, onun gözünden -ki film, bir nevi durum hikayesi sunuyor bizlere diyebiliriz; yer yer geriye dönüş sahneleri ile pekiştiriliyor- 60′ların Amerika’sı fonunda konu alıyor.
“Onca yılın ardından böyle mi düşünüyorsun? Jim’in gerçek aşk yerine idarelik bir şey olduğunu?.. Jim, idarelik falan değildi.”
Film, başlangıçta çarpıcı bir ölüm tasviri ile seyircisini tokatlıyor -ki o an alıyorsunuz filmin daha ilk saniyelerden verdiği “ciğerini atom altı parçacıklarına bölüp eline vericem” mesajını. Ve donmuş cesedi dudaklarından öpen bir adamın tüyler ürpertici sadakati... “Bir fotoğraf karesi, binlerce kelimeye bedel olabiliyor kimi zaman” diyor, ve bu noktada söyleyecek pek de bir şeyimin olmadığını itiraf ediyorum.
Hepsi bir rüya mıydı?
İç karartıcı görüntü, bir anda uykusundan sıçrayan bir adamın şaşkın ve hüzünlü ifadesine bırakıyor yerini. “Uyanmak, ‘şu an neredeyim’ sorusuyla başlıyor.” sözleri ile başlıyor serüven George Falconer’ın ve devam ediyor: “Son sekiz aydır uyanmak acı veriyor aslında.” Ne diyebilirim ki... Bakışlarındaki ve ses tonundaki keder, iliklerinize kadar işliyor George’un; bir anlığına George oluveriyorsunuz o an, acısını paylaşmanın da ötesinde. Halbuki daha sebebini dahi bilmiyorsunuz yüreğinize saplanan o keskin acının. İnsanı anında kitliyor George Farconer’ı canlandıran Colin Firth’ün insan üstü oyunculuğu.
Colin Firth, insan mı?
Filmde bir sahne var ki belki de filmin şahı olma niteliği taşıyan bu sahne, göz pınarlarını kurutacak cinsten. George’un, 16 senelik hayat arkadaşını kaybettiğini öğrendiği o an... Colin Firth öylesine bir performans sergiliyor ki, o an onun “Colin Firth” rolünden feragat edip, George'a geri döndüğüne şahit oluyoruz. Gerçekten inanılmaz. Öte yandan Colin Firth'ün bu film ile 2009 yılında “En İyi Erkek Oyuncu” kategorisinde Akademi Ödüllü (bilinene adı ile Oscar) adayı olduğunu belirtmekte fayda var.
Acının son bulduğu o an: uyanmamak.
Hatırlayın; “...uyanmak acı veriyor.” dediğini George’un. Yaşamanın onun için zerre anlamı olmadığı bu kederli aşığın gün içinde intihara kalkıştığını bile görüyoruz. Nitekim amacına “hiç beklemediği” bir şekilde ulaşıyor. Ya da ulaşıyor mu? Bilemiyoruz; bu da seyircinin, George’un o anki ruh halini nasıl yorumladığı ile alakalı, tamamen göreceli. Bana kalırsa, öğrencisi Kenny ile geçirdiği son saatlerde yaşamını değerli kılan şeyi keşfetmesinin hemen ardından kapısına dayandı ölüm; yanlış bir zamanda.
Kederle uyanıp, mutluluk sonrası ölmek. Çok güzel öldün be George...
İlk ve son sahneler arasındaki bağlantı gerçekten de hayret ettirirken hüzünlendiriyor insanı. Benim dikkatimi çeken nokta, George’un gözünden Jim’in nasıl bir karaktere sahip olduğunu 20 saniye içinde görebilmek. Filmin ilk sahnesinde George’un hayalinde, Jim’in donmuş cesedini dudaklarından öpmesine karşın; yine George’un bilincinin açık olduğu son saniyelerde hayalinde Jim’in, onun yanağına ufak bir buse kondurması benim açımdan çok değerli. George, ihtiraslı bir aşık ve onun gözünde Jim, kendisinden çok daha masumane bir sevginin misafiri.
Sinematografi, sinematografi ve sinematografi...
Bu güne kadar yorumda bulunduğum sinema yapımlarında sinematografi için her zaman ayrı bir paragraf açtım. Bu yapımda sinematografiden bahsetmemek günah olur. Nitekim A Single Man adlı bu şık yapım, hareketli bir tablo adeta. Yönetmen koltuğuna oturan dünyaca ünlü modacı Tom Ford, bizlere sunduğu muhteşem atmosfer ile insana “parfüm yapma, film yap” dedirtiyor.
Buram buram estetik zevk kokan görüntüleri ile bir modacı elinden çıktığını dağlara taşlara haykıran filmde anlatılmak istenen, diyaloglardan ziyade görüntüler ile veriliyor ki bu riskli bir iştir. Tom Ford ise “risk budur” diyerek girdiği işten alnının akıyla çıkıyor.
Ve işte... görüntü yönetiminde A single Man’i A Single Man yapan esas unsura gelelim; her duygu değişiminde görüntüde de gerçekleşen kontrast değişimleri. Bunaltıcı ruh halleri söz konusu olduğu vakit siyah beyaza çalan soğuk görüntülerin tutku, coşku, heyecan gibi duyguların hakim olması ile yerini capcanlı renklere sahip sıcacık görüntülere bırakması; diyalogların yoğun olmadığı bu yapımda seyircilere duygu değişimlerini hissettirmenin muhteşem bir yolu.
Ve ayrıca söz konusu kontrast farkının özellikle cinsel çekimin, tahrik ediciliğin yoğun olduğu sahnelerde adeta patladığını söyleyebilirim, ne dersiniz? Fazlasıyla yoruma açık bir konu.
Cümleler, kelimeler, heceler, harfler... yeri gelir kurşun olur.
Yapımda diyaloglara çok az yer verildiğini, anlatılmak istenenin daha çok görüntü ile aktarılmak istendiğinden yukarıda bahsettim. Sinematografinin baskın olduğu bu tip yapımlarda cümle kalabalığına yer yoktur; her bir cümlenin, hatta kelimenin özenle seçilmesi gerekir ki bu yapımda da her bir diyaloğun özenle seçildiğine şahit oluyoruz. Her söylenen dolu dolu, her söylenen üzerine düşünülesi... Esas oğlanın da edebiyat profesörü olması, diyalog kalitesini arşa çıkarıyor adeta.
“Ömrümde birkaç kez her şeyin net olduğu anları yakalayabildim. Sükunetin bir anlığına gürültüyü bastırdığı, benimse zihnimle değil de hislerimle algılayabildiğim anlar... Her şeyin öylesine mükemmel, dünyanın yeni vücut bulmuşcasına körpe olduğu... Bu anların uzun sürmesini sağlayamadım hiç. Onlara sıkıca sarıldım, fakat her şey gibi onlar da yitip gittiler. Ben hayatımı o anlarda yaşadım. Beni şimdiki zamana sürükleyip, her şeyin tam da olması gerektiği gibi olduğunu anlarım.”
Ve Son Perde..
Colin Firth’ün koskoca yapımı neredeyse tek başına sırtlamış olduğu bir gerçek, lakin filmdeki erkek oyuncuların güzelliklerini de es geçebilmek ne mümkün. Nitekim orta yaşların sonunda olan baş karakterin bile kendine has bir çekiciliği, hatta yer yer tahrik ediciliği söz konusu. İşin aslı şu, A Single Man hayatı eş cinsel bir erkeğin gözünden bizlere sunuyor. Dolayısıyla erkek oyuncuların özenle seçilmesi, bu konuda önemli bir nokta.
Özet geçecek olursak eğer; gerek sinematografisi, gerek olayların aktarılış biçimi, gerekse oyunculuklar ile kaliteyi, estetiği iliklerinize kadar hissettiren; izlemesi zevkli ve fazlasıyla doyurucu bir yapım A Single Man. Öyle ki en sevdiğim filmler kategorisinde kendine güzel bir yer edindi bu yakışıklı ve şık şaheser.
10/10
sakin sakin cevap veriyorsun ama içten içe deliriyosun sanki bilmiyorum.
Hah, şunu bileydin. İnsanları bilinçli olarak sinirlendirmek normal bir davranış değil yalnız, bu da bir gerçek.