“Hani derler ya dışarıya aslan bana kedi. Aynen de öyle biliyor musunuz ? Dışarda gider tek başına bir sürü adamın içinden geçerdi gücü yettiği kadar, dermanı kalmayınca da Allaha teslim ederdi kendini. Edebiyle de yerdi yiyeceği dayağı. Emanetsiz gezmezdi hiç. Kocaman karanlık bir dünyası vardı. O koca karanlık dünyasındaki tek ışığım da sensin derdi. Yanıma gelince nefes alırdı. Görürdüm, hissederdim. Kaybettiği gözlerindeki ışıltıyı bana baktığında görürdüm bir tek. Öyle de güzel bakardı ki vefasız sormayın. O bakardı, ben erir biterdim. İnsanların kalbi yumruğu kadar diyorlar ya, yalanmış. Onun kalbini hiç görmemişler. Kocaman kalbinde ne yükler taşıyor o. Bir bilseniz. Binde biri de olsa hissederdim. Derman olamazdım hiçbir zaman ama iyi geldiğimi de bilirdim. Öyle güzel severdi ki görenler bile anlardı. Derin derin bakışlarını bir bana bakarken görürlerdi. Geçmiş zamanlı cümleler kurmak istemezdim. Geçmişte kalsın istemezdim. Ama hayatıma girdiği ilk günden beri hissederdim bir gün benden, elinde olmayan sebeplerden öte gideceğini. Gitmek zorunda kalacağını. Hep derdim bir saniye sonramızın ne olacağını bilmiyoruz diye. herkes ölümle burun buruna fakat o ölümün ta kendisiydi. Bundan mıdır bilmem hiç incittiğini, üzdüğünü bilmem. Ufak bir gönül kırıklığı dahi bırakmamışken o bana sabrettiklerimin, içime attıklarımın, kabullendiklerimin altında bastırdığım o duygulara sonunda hakim olamayışım itti beni ondan tamamen. Pamuk ipliğinden olma birkaç bağımız vardı. Onları da kendi ellerimle koparıverdim. Beni bir kere bile incitmemiş olan adamın göğsünü yumruklarken neler düşünüyordum acaba ? ne düşündüğümü bilmiyorum ama neler hissettiğimi dün gibi hatırlıyorum. Çaresizlik. Kendi ellerimle veriyordum onu başka başka ellere. O bile söylemişti biliyor musunuz ? “Hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim” diye. O koca bir dağdı benim gözümde, ben ise o dağın eteğindeki bir daldım sadece. Onun başaramadığı, arayıp bulamadığı çareyi ben nerden nasıl bulabilirdim ki ? Rabbim kimseyi çaresiz bırakmasın.