Çok yoksulluk öksürtüyorken böyle beni
Hani çok güzelsin ya şimdi sen
İnsan olmak gibi rasyonel günahlarımız var.
Bir kilo tuz 50 kuruş, yara bedava
Yanmış bir kilise kadar, gitmiştim
Kahrolsun İstanbul borsası
Gel birlikte Amerikayı sömürelim
Senin politik bakışların, benim yalnız yürümelerim
Mars düşmemiş, daha titremiyorken ellerim
Bir otobüs gelip, durakta otobüs bekleyen kim varsa; alıp götürüyor sonra
Herkeste bir uzaklara gitme isteği
Bense eflatun bir temmuzla diş dişeyim
Varşova radyosunda yenilmiş bir çığlık
Cebimde bir otobüs durağı üstelik
Unutulmuş olan da, en az ölmüş kadar sessizdir.
Whatsapp’tan konum atıyorum, No:51’deyim
Birbirine uzanan saçlarımız, ve dahi birbirine değen diz kapaklarımız var
Senin bana bir ömür boyu güzel bakmak, benimse sana bir paket kısa Marlboro borcum var.
Bir şeyin var olduğunu ama onun özünün var olamadığını söyleyemezmişiz
Diyalektikçe yağan yağmur
Ölüyor muyuz? Parasız bir hakikat gibi.
Biraz hep terk edilenler, biraz hiç sevilmeyenler, biraz köyü yakılanlar
Işte MİT ajanları, işte CEO’lar, İşte plaza müdürleri
Allah’ım bu devlet denen ölüm fabrikasıyla başımız fena halde dertte
Bu ölüm fabrikası denen put, sence de yıkılsın mıydı Allah’ım?
AVM’leşen kalpler var, ulusal medya patronlarının dayattığı hüzünler
Bence en güzeli hiç bilmemek, çok konuşmamak, acayip özlememek
Her şeyin çarçabuk tüketilmediği
Avcı-toplaycı bir dünya arıyorum.
Ne kadar çok felsefe, işte o kadar çok Nietzsche
Yani bi o kadar çok; iyi geceler öpücüğü sonra yaşanmamışlıklar ve pişmanlıklar
Belki bir süre sonra laiklik.
Garson! Ahireti topla, masa kalsın
Tükeniyoruz, lütfen hassas olmaktan vazgeçin artık
Bütün ülke bayrakları misali; böyle uzaktan çok çirkinsin
Bir hürriyet gibi, yanımdayken çok güzelsin sen