Jules of Nature
KIROKAZE

⁂

No title available
Misplaced Lens Cap

if i look back, i am lost

tannertan36
d e v o n
wallacepolsom
No title available
YOU ARE THE REASON
Stranger Things
Peter Solarz
AnasAbdin
styofa doing anything

Discoholic 🪩
Three Goblin Art
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com
Keni
seen from Tunisia

seen from United States
seen from Israel

seen from United States
seen from Germany
seen from Gabon
seen from Austria

seen from Malaysia
seen from Brazil
seen from Brazil
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States
seen from France
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@nursinvuslatsamsun
Edep, insanın üzerine giydiği bir elbisedir; fakat bu elbise öyle sıradan bir kumaştan dokunmaz. Onun iplikleri hayâdan, tevazudan ve kalbin inceliğinden örülür. Lakin her elbise gibi edep de ustasız olmaz. Ehil bir terzinin elinden geçmeyen elbise ya bol durur ya da dar gelir; insanın hâline yakışmaz, ruhuna oturmaz.
Kişi çoğu zaman kendi hâlini güzel zanneder. Sözünü yerinde, davranışını doğru, niyetini temiz görür. Nefs, insana aynayı eğri tutar; kusuru örter, fazileti büyütür. İşte bu yüzden, kişi kendi kendinin terzisi olmaya kalktığında, edep elbisesini üzerine tam oturtamaz. Dikişler gevşek kalır, ölçü şaşar, zarafet kaybolur.
Edep sahibi olanlar ise bakınca anlar. Onlar dış görünüşe değil, hâlin inceliğine nazar eder. Bir sözdeki sertliği, bir bakıştaki kabalığı, bir davranıştaki ölçüsüzlüğü hemen fark ederler. Çünkü onların terazisi kalptir, ölçüsü hikmettir. Onlar bilir ki edep, sadece dıştan giyilen bir süs değil; içten dışa taşan bir hâl, bir terbiyedir.
Gerçek edep, mürşidin nazarında pişer, sohbetle olgunlaşır, nefisle mücadeleyle şekil alır. Terzi burada bir insan değil sadece; aynı zamanda ilim, irfan ve hakikattir. Kişi bu terbiyeden geçtikçe, elbisesi daralmaz ama taşmaz; tam kararında olur. Ne gösterişe kaçar ne de eksik kalır.
Sonunda insan anlar ki edep, kendine göre değil Hakk’a göre yaşamaktır. Ve en güzel elbise, insanın fark edilmeden güzelleştiği elbisedir. Çünkü hakiki edep, giyilince insanı büyütmez; aksine küçültür, sadeleştirir ve Hakk’a yaklaştırır.
Anlatılır ki, Bir Gün İblis Aleyhillâne, Mûsâ Aleyhisselâm’a Gelerek Şöyle Der:
▬ “Yâ Mûsâ! Sen Şânı Yüce Olan Allah’ın Peygamberlik Vermek ve Kendisiyle Konuşmak Suretiyle Seçkin Kul Yaptığı Kişilerdensin. Ben de Allah’ın Mahlûkâtından Biriyim. Şimdi Ben Rabbime Tevbe Etmek İstiyorum. Şefaâtçi Ol da, Benim Tevbemi Kabûl Etsin?”
Mûsâ Aleyhisselâm Buna Sevinir. Hemen Su İster. Abdest Alır. Namaz Kılar. Sonra da Duâ Ederek Şöyle Der:
▬ “Yâ Rabbi. Biliyorsun ki İblis, Mahlûkâtından Biridir. Şu Ânda Tevbe İstiğfâr Etmek İstiyor. Sen de Onun Tevbesini Kabûl Eyle, Kendisini Affeyle...”
Mûsâ Aleyhisselâm’a İblisin Tevbe İstiğfâr Etmeyeceği, İsteğinde Ciddi ve Samimi Olmadığı Bildirilse de, O Duâda Isrâr Eder. Bunun Üzerine Allahû Teâlâ, Mûsâ Aleyhisselâm’ın Duâsına İcâbet Eder. İblis, Âdem Aleyhisselâm’ın Kabrine Secde Ettiği Takdirde Tevbesini Kabûl Edip Kendisini Affeyleyeceğini Ona Bildirir. Mûsâ Aleyhisselâm Hemen Sevinçle İblise Koşarak Allah’ın Emrini Bildirir Fakât İblis Buna Öfkelenir, Kibirlenir ve Şöyle Der:
▬ “Ben Ona Hayattayken Secde Etmedim, Öldükten Sonra Kabrine mi Secde Edeceğim!”
Daha Sonra Der ki:
▬ “Yâ Mûsâ! Üzerimde Hakkın Var. Zirâ Benim İçin Rabbinin Huzurunda Şefaâtçi Oldun. Bunun İçin Bana Hakkın Geçti. Şimdi Sana Üç Şey Öğütleyeyim de, Ödeşmiş Olalım. Beni Üç Yerde Hatırlarsın:
1. Öfkelendiğin Zaman... Zirâ Ben, Senin Kalbinin Kan Damarlarında Dolaşırım. Öfkelendiğin Zaman Benim Vesveselerime Kulak Asma. Kanında Meydana Gelen Galeyâna Mağlûp Olma.
2. Düşmanla Karşılaştığın Zaman... Zirâ Ben, İnsanoğlu Bir Düşmanla Savaşa Gireceği Zaman Ona Ailesini, Çocuklarını ve Malını Hatırlatırım. Bunları Hatırlayınca O da Düşmanla Savaşmaktan Vazgeçer, Firar Eder.
3. Sana Nikâhı Düşen Bir Kadınla Karşılaştığın Zaman Sakın Böyle Bir Kadınla Bir Arada Oturma. Zirâ Ben, Böyle Bir Durumda Ondan Sana Senden Ona Aracılık Yaparım. Sizin Zina Yapmanıza Sebep Olurum...”
[Tenbîhü’l-Gâfilîn, Cilt: 1, Sayfa: 218-219.]
Sevâd-ı A'zam
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurur:
Allahu Teâlâ, dünya ve ahiret bizim mülkümüzdür, diyor. Sizin mülkünüz yok. Yani malikiyet duygusundan sıyrılın. İnsanın başına ne geliyorsa mülk duygusundan geliyor. Bu benim mülküm, dediğiniz bir şey varsa yanılıyorsunuz. Müslümanın malikiyet duygusundan sıyrılması lazım. Dünyadaki bütün kavgaların temelinde mülk kavgası var. Haşa; beden de mülkümüz değil, dışarıda bedene ait olan hiçbir şey de mülkümüz değil. Müslümanın buna itikat etmesi lazım, her şey Allah’ın mülküdür.
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurdular:
Allah'a (cc) her zaman hamd ve şükür etmek lazımdır. Hamd ve şükrün en büyük belirtisi ise; insanın hayatını Cenâb-ı Allah'a (cc) karşı büyük bir saygı, edep içinde sürdürmesidir. Eğer insan hayatını edep ile, saygı ile sürdürüyorsa verilen nimetin kadri kıymetini biliyor demektir. Yani insan, Allah'a şükrün belirtisi olarak da hayatını edep üzere devam ettirir, Allah'a karşı müteşekkirdir. Ancak şükrü sadece dilde kalıyor hâl ve hareketlerine yansımıyorsa, edebe riayet etmiyorsa; Allah'ın peygamberine, İslam'a, Evliya-ı İzame'ye, Müslüman kardeşlerine karşı edebi yoksa hürmet göstermiyor, değer vermiyor, ihtimam etmiyorsa bu da şükürsüzlüğün alametidir.
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurur:
Muhabbet insanı ihlâsa götürür. Muhabbet nedir öğreneyim diyerek kitaptan okunsa mümkün değil öğrenilemez.
Ancak muhabbete ulaşmanın yolu da kötülüğe teşvik eden arkadaştan uzak durarak ve kalbi Allah (cc) ile atan, Allah'ı (cc) çok seven bir zatın huzurunda bulunmak ile mümkün olur.
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurur:
Allah (cc); insanın suretine, cinsine, hangi milletten olduğuna, hangi asırda yaşadığına bakmıyor. Ahiret tarafında bakılan şey kalp ve ameldir. Kalpten maksat insanın ahvalinin, duygularının yeşermesidir. İnsan duygu sahibi olursa, iştiyakı olursa, şevki olursa, muhabbeti olursa her şey kolaylaşır.
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurur:
Saadat-ı Kiram’ın da Resulullah Efendimiz'in ﷺ de ve Kuran-ı Kerim’in de ifade ettiği bir şey var: Kalpler pas tutar. Pas tutarsa ne olur? O zaman kalp şeffaflığını kaybeder, yansıma özelliğini kaybeder. Yani salih bir insanın yanında olduğu zaman onun ruhaniyetinden, iç âleminden istifade edemez. Kalbi paslanan insan peygamberin yanında bile olsa ondan istifade edemez. O yansımayı alamaz, intikal gerçekleşmez. Kalp adeta bir ayna gibidir. Nasıl ki bir aynayı güneşe tuttuğunuz zaman güneşin yansıması hem aynada görülür hem de o yansıma ile başka karanlık yerler de aydınlanırsa insanın kalbi de öyledir. Pas tuttuğu zaman istifade olmaz, cilalanması lazımdır. Evradü ezkar insanın kalbinin cilasıdır.
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurur:
"Resulullah ﷺ: 'Kim kimi seviyorsa, insan sevdiğiyle haşrolunur' buyurur. İnsan dünyada gönlünün tahtına kimi oturttuysa Cenab-ı Allah (cc) onu ona lahik eyler.
Eğer Allah'ı (cc) Resul'ünü ﷺ ve Allah'ın sevdiği kullarını seviyorsak Rabbül Alemin haşrımızı onlarla eyler. Ama dil Müslüman fakat gönül dünyayı istiyorsa, Rabbül Alemin zulüm de etmiyor, gönlüne göre veriyor."
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurur:
Hayat akıntılı sularda bulunabilir. Durgun, sükut etmiş, hareketsiz olan suların bağrında hayat olmaz.
Onun için hizmetinizde, ibadetinizde, taatinizde inşallah her zaman hareket hâli olması lazım.
Sizlere lazım olan şey hareket, o hareket ki sükunetin zıddıdır.
Bu takviyedir inşallah. Sizin için bir kuvvettir. İnancınız için bir kuvvettir. İmanınız için bir kuvvettir.
Çünkü şöyle görün, dışarıya aksedilen her bir söz her bir eylem Rabbül Alemin (c.c.) tarafından gökteki bütün güzellikleri kendine celbeder, çeker veyahut iter.
Yani siz Cenab-ı Allah'ı (cc) sevme noktasında, tebliğ noktasında, tevbe noktasında inşallah gayrette bulunursanız Allah'ın (cc) sevgisini celbedersiniz. Siz rahmet ederseniz, rahmet edilirsiniz.
Seyda Alameddin (k.s) Hazretleri mübarek sohbetlerinde şöyle buyurdular:
Resulullah’a ﷺ ayet iniyor: “Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad ḣâbe men dessâhâ.”(Şems, 9-10) “Kim nefsini temizlerse o, felaha erişecek.” İbadet ve taatten maksat bizim nefslerimizi arındırmaktır. Nefsinizi öldüremezsiniz, mecburen terbiye etmek zorundasınız. Nefsi emmarenin mecburen değişim, dönüşüme tâbi tutulması lazımdır. Nefis terbiye olursa insan, ancak o zaman felaha erişir. Kim onu bu dünya hayatında iken tezkiye ederse sonucunda felaha erişir. Yapamazsa kaybedecek, diyor.