yollardan sıkıldım. fiilen konuşmuyorum; oturmaya ve hiç bir şey yapmamaya ihtiyacım var. tam yolda sırt üstü tutuldum ve yarı yolda, yüz üstü bırakıldım. hepsinde de yoldaydım. yollardan kurtulmam lazım.
Noah Kahan

No title available

PR's Tumblrdome
cherry valley forever

shark vs the universe
almost home
noise dept.

Kiana Khansmith

No title available

roma★
Cosmic Funnies
todays bird

bliss lane
No title available

pixel skylines
The Stonewall Inn
Interview Vampire Daily
No title available
★
KIROKAZE
seen from Bangladesh
seen from India
seen from Canada
seen from Ecuador
seen from United States
seen from Germany
seen from Colombia
seen from United States

seen from Switzerland

seen from Colombia

seen from Laos

seen from India
seen from Ukraine
seen from Japan
seen from Laos
seen from Bangladesh

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Kazakhstan
seen from United States
@okursanyazarim
yollardan sıkıldım. fiilen konuşmuyorum; oturmaya ve hiç bir şey yapmamaya ihtiyacım var. tam yolda sırt üstü tutuldum ve yarı yolda, yüz üstü bırakıldım. hepsinde de yoldaydım. yollardan kurtulmam lazım.
lanet göbek bağı. kırık yığını. kesik yanığı. şu dünya kavgasından sıkılmadınız.
Mekaniği hepten bozulmuş olan vücudum işin ehilleri tarafından düzeltilemiyor. Kullanım süresini aşmış herhangi bir gereç gibi nedensizce hata raporluyor. Çarklar dönüyor ancak çalışmıyor. Bu kusurlu mekaniğe yerleştirilmiş bilincim ise, durmaksızın ürettiği olmamışlık hissiyle seçkin bir işkence tasarımından başka bir şey değil. Yarım yamalak toparlanmış bir koli gibi, ağırlık verdiğim yerden döküleceğim.
Hayatı boş bulanlar oldukça dolu.
ikiyüzkırkyedi.
dünyanın anlaşılması güç bir bulmaca olduğunu kabul edip ya onu anlamamayı tercih edeceğiz, ya da onu ağır ağır çözmekten haz alacağız. gördüğünüz üzere; hayallerimizin her yanı kırık ve kara liste kabarık. kaybolan lise arkadaşları, eski sevgililer, küstüğümüz akrabalar, hırslı iş arkadaşları, çıkarcılar, satıcılar, yerinde sayanlar, iflah olmazlar derken yavaş yavaş mahvoluyoruz. hayat; kaçtıklarımız, özlediklerimiz ve sustuklarımızla dolu bir anı yığıntısına dönüşüyor. aslında hepimiz -çok uzun zamandır- gri bir yolculuktayız. aynı anda hem duruyor hem de gidiyoruz. kavuşuyor ve terk ediliyoruz. bu hayat alaca bir akıl oyunu ve ancak ters-yüz olmuş deliliğiyle çekilebilir. çünkü bu coğrafyanın hem susmaya hem anlatmaya ihtiyacı var. hem herkes hem de hiç kimse olmalıyız. gözler önünde saklanmalıyız.
ikiyüzkırkaltı.
bir yanılsama da olsa; geçici bütünlüğümüz insanları bize yakın tutuyor. Bu yapay bütünlük bozulduğu an, o kadar hızla kayboluyorlar ki; hayata karşı tüm tanıklığımız da yerle bir oluyor. sahi sandığımız her şey hızla geçerliliğini yitiriyor. eksiklerimizi ve yıkılan gerçekliğimizi vahşi bir tenhalık sarıyor. yaralarımız büyüyor, biz yine çocuk kalıyoruz.
yoruldum gitmekten ve kendi ölümü gömmekten. bu kadar.
ikiyüzkırkbeş.
hislerim öyle tuhaf şekillere büründüler ki, kimseyi tanımıyorum. tanıdık bulduğum tek şey, bir can yanığı. vücudum, bütün-parça ilişkisini tümüyle yitirdi. içimde bir organ eksik sanki. kaçamıyorum ve kalamıyorum. aidiyet durumuna ilişkin yaşadığım bu hissizlik; yetişkinliğimi, bireyliğimi, sınırlarımı ele geçirdi. keşke depresyonda olsaydım. ilaçlarla toparlanmak, evden çıkmamak, çöp gibi beslenmek, tüm gün uyumak, değersiz hissetmek ve sevilmek istemek... bu tipik yıkılmaları ve büyük beklentileri sevimli buluyorum. duygusal ve düşünsel bir çabanın karnında yaşayan bizleri, depresyonda sanmanızı da yersiz bir şaka olarak kabul edebilirim.
ikiyüzkırkdört.
dik bir yokuşu tırmanır gibi basıyorum cümlelere. ter içinde, soluk soluğa. görünmeyen bir silahlı çatışmadan hem vurulmadan hem vurmadan çıkmaya çalışıyorum. güven duyduğum her şeyin, saniyeler içerisinde hayale dönüştüğü bu yeni dünyaya kabuk bağlıyor gözlerim.
ben bittim toprağa girdim filizlendim de sen yine kestin
ikiyüzkırküç.
var gücümle koşarken hayatın görünmez duvarlarından birine tosladım. yine taş yine beton. kurtulduk, bu kazada da ağır yaralıyız. nefesim ve nabzım yarış halinde; avlanmış bir geyiğin gözleri gibi umut kovalıyorum. zihnimdeki karanlık sular bölüne bölüne içime dökülüyor. sonsuz, mide bulandıran bir devirdaim. tüm benliğimde esaslı bir cayış, bütün sistemlerim çökük. bırak diyorum. olduğu gibi, olduğu kadar olsun. ve ölelim değmez. kafa tutmaya değmez. az bilsinler, görmesinler, sevmesinler, silinelim. çırpınma gidelim, gömülelim, kaybolalım. değmez.
ikiyüzkırkiki.
Tehditkar yerlilerin paslı düzeni, çoksesliliği reddeden otorite platonikleri ve hadsizce sınava çeken nursuzlar ordusu. Olmadığına benzetildiğin, olmadığına dönüştüğün, zoraki ve kutsal ilkel, ilahi cehalet.
Yatağına, uykuna, toprağına, insanına sığmadığın ve sığınamadığın yerde; elden ele dolaşan, eril kardeşliğin altın kupası. Bitmeyen gün, geçmeyen saat, susmayan kafa. Zihnin ve kalbin arasındaki basamakları üçer beşer inip çıktığın deli saatler. Yelkovandan akrebe yüzüstü düşüşler. Düştükçe açılan geniş ve saydam yaralar.
Bedenlerine, isimlerine, futbol kulüplerine, şehirlere, başkalarınca yazılmış ilkelere itaat eden kafaların sürekli ve yüksek sesi. Benzedikçe esneyen, esnedikçe sınırları yiten, hadsizleşen ve aptallaşan kuru kalabalık.
Ben tek, siz hepiniz.
ikiyüzkırkbir.
Bazen birkaç günün arasında büyük zaman sıçramaları oluyor. İnsan belleğini çöpe döken ve sahi saydıklarını kökünden değiştiren kavisler. Bazen de günler birbirinin tıpatıp aynısı oluyor. Hiç bir şey değişmeden sürekli arşınladığın uzayıp giden yollar. Hangisinin daha tekinsiz ve çekilmez olduğuna karar vermek zor. Ama yolların her türlüsünde, adını güç veren bir hayat tılsımı gibi taşıyorum. Çoğu zaman, yakınımda değil ama görebileceğim bir uzaklıkta; ardımda kalp şeklinde ayak izleri bırakan efsunlu bir varlık gibi hissediyorum seni.
Mektubunun ince sayfaları içeriğine hizmet etmeyi hedefler gibi değdikçe kırılgan sesler çıkarıyor; bir sayfayı çevirince diğeri kopuyor; yıpranmışlığın, sadeliğin ve çaresizliğin sinir bozucu tahriki avuçlarımın içinde çözülmesi imkansız bir bulmaca gibi darmadağın.
Keşke dünyayı senin için güzel hale getirebilsem. Keşke ızdırabın ve bununla ilgili her şey benliğinden sıyrılıp kaybolsa. Keşke seni nakavt etmeyi bekleyen karanlık yumruğu karnında bir tehdit gibi taşımasan.
Çaresizlik her birimizle boğuşacak kadar kuvvetli ve ölümsüz; biçimi her an değişebilen, uğursuz bir canavar. Bense mantar yiyememiş bir mario’dan farksızım.
Bu şehirde yaşamak için tahsil gerekir. Sokak isimleri ve kapı numaraları çözülmesi gereken bir matematik problemiymiş gibi cevap bekler senden.
alevsiz yangın da var. yakması aynı, ölmesi aynı. sadece ışıksız bir yanış. dumanı bir başka tüten.
adınıza utandığımız ayıplar, yaşanmamış gibi yaptığınızda kaybolmuyor. hele ki kırık kalplilerin hafızası çok güçlüdür. kırıkları da.
ben öldüm. içinde hiç bulunmadığım bir araca çarptılar. yemediğim bir yemeğe zehir kattılar. hiç doğmamış atalarım hasta genlerini bana aktardılar. ortaçağda cadı sanıp yaktılar, yeniçağda tehdit sayıp hapse tıktılar. ama ben öldüm; görmemeniz, gerçekleşmediği anlamına gelmedi.