if being in love doesnt feel like the scene in la la land (2016) where they dance in space then i dont want it !

Jar Jar Binks Fan Club
🩵 avery cochrane 🩵

No title available
Today's Document

@theartofmadeline

titsay

Kiana Khansmith
Fai_Ryy
h
★
YOU ARE THE REASON
Sade Olutola

Origami Around
NASA

PR's Tumblrdome
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
No title available
No title available

Discoholic 🪩
Game of Thrones Daily
seen from Brazil

seen from Netherlands
seen from Türkiye

seen from Brazil
seen from Bangladesh
seen from France
seen from Singapore

seen from United States
seen from Bangladesh

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Netherlands

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Belarus

seen from Belarus
seen from Belarus
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@onelittlemuggle
if being in love doesnt feel like the scene in la la land (2016) where they dance in space then i dont want it !
The amount of love I have for La La Land is physically paining me.
Episode
Geçenlerde finallerin bitmesini kutlamak ve kendimi ödüllendirmek için gezmelere gittim. Amacım filmin saatine kadar vakit geçirmek olduğu için başladım mağazaları gezmeye sonra düşündüm en iyi vakit kitapçı gezmekle geçer ve girdim kitapçıya,gezerken bir dergiye rastladım; EPISODE Dergiyi elime alır almaz direk "işte aradığım dergi" diye düşündüm. Demek ki birileri de benim düşündüğümü düşünüp böyle bir dergi çıkarmış. Aldım dergiyi başladım önce bir incelemeye baktım hangi dizilerden bahsetmişler diye. Allaaah ne ararsam vardı. En sevdiğim diziden,favori aktörümden bahsetmişlerdi,nasıl sevmezdim! Direk kasaya gittim ve işlemden sonra oyalanmadan çıktım. Aldım kahvemi başladım tekrar göz gezdirmeye ama ne göz gezdirme okumadığım kenarı köşesi kalmamıştı, derken bir baktım dergi ters döndü. Meğer bir de derginin yerli dizi tarafı varmış bunu görmem için derginin arka kapağına bakmam yeterli olacakmış halbuki..En sonunda da olsa farkettim ve başladım yerli Episode'u okumaya.Bir de ne göreyim bir favori aktör daha! Dedim "Sen Allah'ın bir lütfusun be Episode!" Gelelim içeriğe,yorumlara.. Dergi henüz fırından yeni çıkmış,daha ilk sayısı. 2 aylık dizi kültür dergisi olarak tanımlıyor kendini. Derginin yazarlarını,editörlerini kimmiş acaba bu isimler diyip arattığınızda karşınıza Ezel gibi unutulmayan dizilerin senaristi Kerem Deren ya da birçok gazetede köşe yazarlığı yapmış Ufuk Kaan Altın gibi içinde profesyonelleri de barındıran isimler çıkacaktır. Derginin ilk sayısı olmasına rağmen yapılan röportajların isimleri dergiyi merak ettirmeye yetti benim için. Diğer bir yorum olarak içerikte tabiiki umduğum gibi hem trend diziler incelenip,yorumlanmış hem de mazilerden küçük ama beni için hatırı büyük bir hatırlatma yapılmış. Eskiden yeniye favori karakterlerin de olduğu bir bölümü de araya koymuşlar cuk oturmuş 😁 Daha fazla derginin gizemini ortaya dökmeden yazımı burada bitiriyorum. Hepinize mutlu haftasonları! 💙
Oyuncu musun İzleyici mi?
Yine yeni yeniden merhaba Bugünkü konum geçenlerde izlediğim Nerve filmi.Başrollerini Emma Roberts ve canım Franco ailesinden Dave Franco’nun paylaştığı filmin teması öyle ya da böyle kölesi olduğumuz teknolojinin bizdeki etkisi.. Adını filme veren Nerve oyunu sana iki seçenek sunuyor izleyici ya da oyuncu. Eğer oyuncuysan sana başta basit daha sonraları zorlaşan görevler veriyor ve eğer bunu gerçekleştirip videoya alırsan banka hesabına görevin büyüklüğüne göre para yatırılıyor ancak yok ben izleyiciyim dersen izlemek için para yatırman gerekiyor yani para peşin kırmızı meşin. 😉 Kızımız Emma kaydolana kadar oyunun ne kadar büyük bir etki alanına sahip olduğunu, hayatına büyük zararlar verebileceğini bilmiyordu ama Franco Dave’in cazibesine kapılıp oyunu derinlerine kendini kaptırınca yakından şahit olarak öğrenmiş oluyor.. Zaten nasıl kaptırmasın hem hayatlarına heyecan katıyorlar hem de banka hesapları genişliyor ve zamane gençlerinin derdi olan fenomenliklerini artırıyorlar. Gerçek olsa şimdi bir çok insan oynardı belki de. Filmin Dave ile birleşmesinden sonrası da hem güzel hem tehlikeli hem de heyecanlı curcuna. 😈 Film IMDB’de 6.4 puana sahip.Benim oyum 7.8 diyebiliriz. Bana kalırsa filmin teması basit olmasına rağmen çağımıza çok güzel uyarlanarak işlenmiş..Yorumlara baktığımızda her şeye bir kulp takan insanlarımız tabiki bunu da es geçmemişler ama yorumların görmemezlikten gelinmesini tavsiye ederim. Ayrıca film tekniklerini bilmesem de görüntüler,çekim açıları gayet tatmin ediciydi açıkçası.
SKAM 1:08 –
“You don’t judge your friends, and you stand up for them no matter what.”
SKAM
Bugün şans eseri izlemeye başlayıp çok sevdiğim bir diziden bahsedeceğim; SKAM. Dizinin vatanı Norveç. Orada geçiyor,dili Norveççe,türü ise dram. Konusu Oslo’da Hartvig Nissen Lisesi’ne giden gençlerin hayatları. Her sezon bir karakterin hikayesi anlatılıyor;ilk sezon Eva’nın, ikinci sezon Noora’nın , üçüncü sezon ise Isak’ın hikayesi işleniyor. Dizinin ilk birkaç bölüm 15-19 dakika daha sonra bölüm bölüm 20-40 dakika arasında değişiyor. Dizi kendi evreninde işlerken birden Amerika,Fransa gibi ülkelerde farkedilmeye başlıyor ve patlıyor. Dizi çok çerez olarak ilerliyor yani bir anda kendinizi sezonu bitirmiş olarak bulabiliyorsunuz. Ancak bırakın Türkçe altyazı bulmayı İngilizce altyazı bulması çok zor (tabi şimdi çeviriler yapıldı ama sezon içerisinde zor). Çünkü yapımcılar/kanal sahipleri buldukları altyazılı videoları kaldırtıyolar,illa dillerini öğreneceğiz onu istiyorlar galiba, neyse. Gelelim karakterlerimize, olayların işlenişine. Asıl olaylar Norveç’te lisenin son sınıfında yapılan Russbuss(Russefeiring) etkinliği için dört kızın Russ grubu oluşturmalarıyla başlıyor. Eva, Noora, Sana, Vilde ve Chris. Bu kızlarımızın lisede ilk yılları ancak şimdiden başlıyorlar Russ hazırlıklana. Ve tabiki dizide olmazsa olmaz yakışıklı ,havalı bir Russ grubu olan The Penetrators üyeleri var. Bol üye içeren bu grupta öne çıkan kişiler William ve Chris. Benim favori sezonlarım bir ve ikinci sezon. İlk sezonda olaylar için dizinin giriş bölümü diyebiliriz. Olayları bu sezonda başlatıp diğer sezonlara yayıp bağlıyorlar. Özellikle birinci sezon benim için bol favori sahnelerin olduğu bir sezon. Dizide öyle bir şey olmasa da Penetrators Chris ve Eva çiftini destekleyen biri olarak bu sezonda bu ikiliyi görmek beni dizinin fanatiği olmaya iten sebeplerden sadece biri. İkinci sezonda ise Noora karakterine odaklanıldığı için diğer karakterleri bir tık az görebildik. Üçüncü sezon ise ilk iki sezondaki 3-4 kişi hariç kimseyi göremedik. Tamamen Isak odaklıydı bu nedenle gayet sıkıcı bulduğum bir sezon oldu.. Sonuç olarak Isak ve sevgilisi herkese yarattığı etkiyi yaratıp beni kıvılcımlandırmadı. Gelelim favori karakterlerime. İlki yukarıda da bahsettiğim Penetrators Chris. Evet kendisi “drittsekk” olarak adlandırdığımız bir karakter ama adam sempatik, bakan bir daha bakıyor kabul edelim. Gelelim ikinciye; Nooranın ev arkadaşı Eskild. Kendisinin diziye çok renk kattığını düşünüyorum. İzlerseniz eğer göreceksiniz zaten. Son favorimse Sana. O bir Müslüman. Sana zaman zaman kaba olsa da bu halinin onun gardı olduğunu görüyoruz ve kendisi zaman zaman İslamı kötülemeye çalışan ya da bilmeyenler için güzel bir açıklayıcı oluyor. Açıkcası kendi dizilerimizde göremesekte böyle bir dizide görmek beni mutlu ediyor. Karakterleri de açıkladığıma göre sıra dizinin sevdiğim yanlarını sıralamaya. İlk olarak dizide karakterler için Facebook,İnstagran gibi sosyal ağlar hazırlanmış hem de çok gerçekçi olarak ve bazı olayları buradan bağlıyorlar. Bir diğeri de günleri saatleri gözümüze gözümüze sokarak yazdıkları sarı yazılara da ayrı sempatizim var.3. Sezonu yeni bitti ve 4. Sezonun kim hakkında olacağını bilmiyoruz ama umarım Penetrators Chris hakkında olur. Sabırsızlıkla bekliyorum şahsen. Sonuç olarak Norveççe öğrenmeye heveslendiren, akıcı, bizim dizilerimiz gibi çok fazla abartısı olmayan bir dizi öyle ki kız karakterler kendi makyajlarını kendileri yapıyorlar ve kendi kıyafetlerini giyiyorlarmış. Size diziden sevdiğim kısa ama güzel bir kısmı paylaşarak veda ediyorum, hatam varsa affola, görüşmek üzere!
I AM SO HERE FOR CHRIS AND EVA
My Dearest Carrie
Bazen sıkılınca ya da dizilere, karakterlere özlem duyunca bazı dizileri tekrardan izlerim. Yaklaşık 1-1.5 hafta önce tekrardan Sex and The City dizisini izlemeye başladım. İzlediğim zaman neden tekrardan başladım diye kendime sordum. Cevabı izledikçe bir defa daha gördüm; hayallerim ve dört kadının dostluğu. Belki hayat tarzlarının bir kısmı,baazı düşünce tarzları bana hitap etmiyor olabilir ama bunlar o dostluğa, o hayata gıpta etmememe sebep değil. Kafamda yazmak istediğim o kadar çok sey var ki, aklımı toparlayamıyorum o derece diziye tutkunum yani. Madem hayallerim dedim oradan başlayayım.İlk yazımda da köşe yazarlığı isteğimi ve bunun bana Sex and The City’den miras kaldığını söylemiştim. Hayallerimde sadece köşe yazarlığı değil Carrie’nin hayatında olduğu gibi yaşama Malono Blahnik’lerin , Fendi’lerin yani modanın da dahil olması benim için diğer sebeplerden. Bu zamanda modaya ilgili duyuyorsan eğer biraz da olsa markalardan haberin vardır. Eh benim de ilgim oldukça var şimdi ne yalan söyleyeyim... (guilty) Ah bir de NewYorker olarak merkezde şirin mi şirin bir dairesi olması ve her kadının isteyeceği biri olan Big'e sahip olması Carrie için 2x ekstra puan benim hesabımda.. Adam mükemmelliğin sınırlarını çok zorluyor kurgu karakter olsa bile.. Kim istemez hem kendi ayaklarının üstünde durabilmeyi, istediği yüksek modaya sahip olabilmeyi hem de mükemmel erkeğe geç de olsa sahip olabilmeyi öyle sevilmeyi.. Benim için erken böyle bir sevgi için ama imreniyorum vesselam. Dostluk.4 kadın.Mahşerin dört atlısı.Hepsi ideallerini gerçekleştirmiş, birbirlerinin ahiretlikleri. Her şeyi konuşup, iyi yahut kötü her gerçeği paylaşabilen dostlar... Seni yargılar ama kırdığını farkedince gönlünü de alabilen dostlar. Karakterleri analiz ederken hepsinde az da olsa kendimden bir şeyler bulabiliyorum. Samantha dışında. Hepsinin moda sevdası tik, Miranda’nın sinirliliği tik, Charlotte'un hem kariyer hem aile ideallerini birleştirebilme ideali tik, birazda olsa muhafazakarlığı tik... Bu listeyi bööyle daha çok uzatabilirim. Ama sıkmamak namına bu listeye taslağımda devam edeceğim. Bugün diziden sonra ilk filmi de izledim. Film hakkında iki yorum yapmazsam olmaz. Her Carrie ve Big bölümlerinde “avvvv” tepkisini vermekten kendimi alamadım. Big, Carrie’yi düğünde yüzüstü bıraktığında, Carrie çiçekleri kafasında paraladığında, Carrie Big 'in onun için yaptırdığı kıyafet dolabındaki Manolo Blahnik'ini almaya gittiğinde birbirlerini aylaar sonra ilk defa gördüklerinde, Big ona tekrar evlenme teklif ettiğinde hepsinde ağladım..,Belki bir Notebook değil ama benim için bir efsanedir Sex and The City.
Şikayetim Elif Şafak’a
Tekrardan merhaba, Bugünkü konum Elif Şafak’ın son kitabı “Havva’nın Üç Kızı “. Umarım beğenirsiniz! Bilindiği gibi Elif Şafak edebiyatımızda önemli yeri olan yazarlardan biri. Yayımladığı kitaplar ülkemizde çok satanlar listelerine girmiştir. Amaa konumuz bu değil. :) Öncelikle şunu belirtmeliyim ki yazım kuralları ya da anlatımından yani Türkçe dil bilgisi dersinden bahsetmeyeceğim. Gelelim kitap yorumuma.. Şikayetim var hakim bey! Kitapta özellikle 2000′li yıllar gayet tırnaklarımı yiyerek,acaba bunlar kim,acaba Azur ve Peri arasında neler oldu diye heyecanla okuyarak geçerken 2016 yılında geçen bölümlerde sıkılmadım değil.... Şöyle böyle derken kitap bitti ama ben de bittim. Neden diye soracak olursanız şöyle açıklayayım: sanki sınavdasınızdır ve herhangi bir konu üzerinde deneme,makale yazmanız istenmiştir ve vaktinizin çoğunu gereksiz detaylarını yazarak geçirmişsinizdir,sınavın son dakikalarını oynuyorsunuzdur bu sebeple sonunu saçma bir şekilde bitirirsiniz ya işte o şeklide yazıp bitirmişti. Ağzıma bal çaldı ve gitti gibi... Kitap bittiğinde tepkim “Ee bunun devamı nerde yaa?” oldu.. Maksimum iki sayfayla kitabı çok daha güzel bitirip “Vay be güzel bitti.” dedirtebilirdi ama yazarımız övgü almak istememiş herhâlde,bilemedim... Eleştirmek istediğim bir konu daha var ki aslında biraz rahatsız etti galiba beni diyebilirim, Müslüman bir genç Mevlana’yı bilmiyor olabilir mi? Müslümandan Müslümana göre değişir tabi ama eğer dinine laf eden birine bu denli kızgınsa,benim dinimi,Tanrımı sorgulayamaz gibi tavırlar takınıyorsa eğer Müslümanlığı en iyi yaşamış kişilerden biri olan Mevlana’yı da bilmesi gerekmez mi? Yoksa bu genç dinini yaşayan ve bilinmesi gereken alimleri bilmeden mi Oxford Union’a gitti ve sadece dinine laf edildiği için gitti de o yüzden mi “senin Mevlanan” gibi bir cümle kurdu? Kafalar karışık bende... Eğer kitabı okuyanınız varsa fikirlerinizi,fikirlerime katılıyorsanız yahut karşı fikirdeyseniz,mesajlarınızı bekliyorum! Varsa hatam affola görüşmek üzere!
Herkese Merhaba
Bu yazıma kendimi tanıtarak başlayacağım. 19 yaşındayım,Ankara’da yaşıyorum.Gazi Üniversitesinde okuyorum.Genel olarak dizi,film izlemekle ,modayı takip etmekle,terimsel olarak pek faza bilgiye sahip olmasam da az çok futbolla ilgiliyim. Gelelim bu blogu açma sebebime...Bu blogu açıyorum çünkü; izlediğim dizi ve filmlerdeki,okuduğum kitaplardaki bana eksik gelen konuları,beğenmediğim sonları,benim gözümde modadaki absürdlükleri,beğendiklerimi,günlük hayatta yaşadıklarımı,haberlerde izlediklerime isyanlarımı yazmak ve monoton düzey- de ilerleyen hayatıma bir renk katmak istememdir ama asıl sebep dipten dibe köşe yazarı/yorumcu olmak istememle alakalıdır. Bu meseleği neden istiyorsun diye soracak olarsanız da bu heves bana Sex and The City dizisi ve özellikle şu aralar sıklıkla takip ettiğim modavesosyete kullanıcı adıyla bilinen Pelin Kaya tarafından,haberi olmasa da, aşılandı. Pelin Kaya’nın gazeteleri önüne alıp beğendiğini,beğenmediğini objektif ve dobra dobra eleştirdiğini görmek beni ayrı bir çekiyor açıkcası. Sanırım şimdilik yazacaklarım bu kadar,eğer bir hatam olduysa affola bir sonraki yazıda görüşmek üzere!