
#extradirty

⁂
Jules of Nature
KIROKAZE

Product Placement

oozey mess
cherry valley forever

@theartofmadeline
tumblr dot com
Xuebing Du
sheepfilms
Peter Solarz

pixel skylines
Today's Document
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Game of Thrones Daily

JVL
styofa doing anything

ellievsbear

if i look back, i am lost
seen from United States

seen from United States
seen from Japan

seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Austria

seen from Australia
seen from United States
seen from United States

seen from Germany

seen from Lithuania

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States

seen from Germany
@otunun
yapayalnızım. burada. büyüdüğüm evde. neyse ki merdivenler var. kediler. böylece döndüm işte. gidilecek yer kalmamışçasına. insanlar bugünlerde hep gezmek istiyor. yollardan geçmek, şehirlerden geçmek, evlerden geçmek, insanlardan geçmek. geçtim. yeterince geçtim her şeyden. hevesimi yavaş yavaş öldürüyorum. soğukkanlılıkla. ister miydim böyle olmasını? kendimce sebeplerim vardı işte. sonsuzluğun da idrakına varınca fırlatıldığım yere döndüm. bekliyorum. kök salacak biri olmadığımı bilsem de duruyorum. olduğum yerde. anlamsız görünen şeyler yapıyorum. kendime anlamsız. bu olmadığımı biliyorum. nedir peki cevap? bir cevabı doğru kılacak olan nedir? aranızda dolaşan bir yabancıydım ben. bir savaştı bu aramızda. kendine uzak düşürmek miydi gerçekten zaferiniz? buradayım. yalnız; ama sapasağlam. korkmuyorum bana biçtiğiniz sıfatlardan. korkmuyorum yeri geldiğinde herkesi harcayan doğrularınızdan. kendi hiçliğinizde boğulun. son nefesiniz yetmeyecek huzura. seçimleriniz. seçimlerimiz ne başka. bırakıyorum. olduğu gibi. ait olduğu yere. buradayım. daha huzursuz değil. yalnızlığın kokusu, tüm çürümüşlüğünüzden daha kötü değil. bazen lavanta oluyor, bazen sandal ağacı. çay kokuyor ya da bir gözün günden günde akışı. mumun sönüşü ya da bir kibritin ilk yanışı. buradayım. şu anda. kendi kırılganlığımda. sapasağlam.
duygularım aklıma belli geliyor belki aklım da biraz gidiyor
gitmek isteyen gidebilir
geçiş
ölülerle konuşuyorum dönüp dönüp soğuk, eksik ve noktasız sevgimden önüme diziyorum şiddeti dört koldan anları unutuyorum yine o geniş kanatlarımı acı kucaklıyor tekbaşımalığımı ve öptürüyorum da dizlerimden uyanıyorum avuçlarımın arasında yok sağ elim ellerim belki meşgul göklere ateşler gömüyorum tutmuyor varlığın yerini artık zamirler isimler yok. şehirler yok. evler yok. karışıyorum
kabul
onarabilecek miyiz kalplerimizi. böyle. bir başına. sabahların neşesi geçecek mi boyunu bir gün burukluğumuzun. daha iyiye değil hiçbir şey. sonsuzca dönüşüyoruz başka varoluşlara. eksik mi? içimize doluyordur belki yaşayan imgesi yok olanın? görünmeyeni görmeyi öğrenmeli.
öyle ya, bana sorarsanız terketmeli insan yaşamı ölümü göze almadan ve anlamalı bir ağaç gölgesi gibi durmaktaki sakıncayı gitmek, durmadan gitmek ne ölümünü bilsinler ne yaşadığını
edip cansever
ruʾyā
burnuma getirdiler boynunun sağ yanını kapı ağzında. öylece. kalakaldım. tuttum içimde içime uzunca çektiğim ve bir zerreyi kıpırdatmadan usulca seni. bilme diye özlediğimi kesik kesik akıttım öbür tarafa tüm nefesimi. yeniden gelemezsin buralara artık, biliyorum. ben de ardından ölüyorum.
“Bomboş var olacağım. Kendi doluluğumun boşluğunda. Ve bir başıma. Ve bağımsız. Ovadaki yalnız ağaç gibi. Yaşlı ve büyük. Ve yalnız. O vadide. Bir yamaçta. Başıma buyrukluğuma hayranım.”
sesin, onların sesine karışır bende.
kemik toplamak
ve boşluk gelir dedi -ler her doluluğun ardından bilmiyor muyduk ki bunu en başından birer nesne seçiyoruz kendimize farklı farklı ve ayrılıyoruz güzel dostum seninle usulluğunda bir bilgenin yuvanın kokusunu da doldurup heybeye: yalnızlıklarımızın gerçekliğini kabul ediyoruz.
https://open.spotify.com/track/1wACPqbe1cWYmdTRJV5FEi
persefon
var saçların -da yok papatyalar-
artık üzül me teslim ol yavaşça bırak bedenini yere
imkansız olmasa döner miydin sahi zamanda geriye zaten ışık göremediğinden yok değil sen bir renksin işte bu
II
büyüktük. büyümüştük. büyüttük güzelliğinde iyiyi. yoksulduk ya, kimsesiz? tuttuk yalnızlığımızdan sarıldık ve içtik kabulüne tanrı olmaların övdük ölümünü şeylerin yeni anlamlara geldi bir eylem olarak birbirini sevmek sığınak olduk bunca ortasında savaşın, kendimize bir yuva ama tanımsızlaştık. zamanla zamansızlaştık.
-e er-
hatırlattı tanrılar gücümüzü tanıyamadığımdan direndim önceleri sonra ama cesurdum, artık hazır -ve huzurunda yazgının- gül ağaçları serdim sunağa batımı rengini getirdim günün soyundum. inceliğinde sularının sonsuzluğun doldu içime verdim işte kendimi ve yaktım yaralarımızı dingin ateşinde
ceset, daha ağır olur.
“yoğun yaşamalı.” diye geçirdi içinden, “yarım bıraktığınız her şey bir başkasına acı verecek.“
bizi birbirimize çeken zıtlıklar, birbirimizden öğrenmemizi istemişti.”merak ettiğim buydu.” diyip durdun. anlıyor musun şimdi beni üzen şeyin ne olduğunu? ben hala yürüyorum.
Ama kadın emindir, üstün geldiğinden; ve tatlı bir gülümsemeyle kaldırıp yüzünü söndürür ateşi küçük, sağlam ayaktarla hemen.
Rainer Maria Rilke, İspanyol dansözü