Bugün, yaklaşık 8 saatimi ayırıp bir dizi izledim. Dizinin ismi Zeytin Ağacı, özellikle başrolü beni çok yorsa da bitirmek istedim. Çünkü işlenen konu benim en sevdiğim şey olan insan duygularıydı. Özellikle de Türk yapımı yani benim dilimde oluşu beni çok farklı düşüncelere itti. Dizi kısaca insanların soyağaçlarındaki herhangi bir atasının yaşadığı duygu ve sıkıntıların kendisinde nüksedebileceğini ve bunu kabul etmedikleri sürece yaşamaya devam etmekte zorlanacaklarını işliyor. Ama benim olayım diziden daha çok karakterler mesela Selim karakteri o zamanında depremde annesini kaybeden ve eşini onun yerine koyan biri, bu bana eski beni hatırlattı biraz çünkü ben de onun gibi hep "o" olmazsa nasıl yaşarım diyip dururdum. Yaşıyorsun güzel dostum. Zor oluyor buna alışmak, hatta bazen oturup düşünüyorsun onu. Ama iş işten geçmiş o başka hayatlarda mutlu olmaya başlamış bile oluyor. Bu yüzden bunu kabullenmek gerektiğini fark ettim, ama bunu diziyi izlemeden önce fark etmiştim zaten. Elimde olsa hiç bırakmaz ömrümün sonuna dek severdim onu, doğru. Ama işte bu kadar. Hayat devam ediyor ve zaten etmeli de. Dizinin başka bir karakteri Leyla var mesela. Leylanın da deniz korkusu var ve bunun temelinde zamanında göçmeye çalışırken boğularak ölen atası anneannesi var. Karakterinizin bir de kocası var hayatları ne kadar boktan olsa da Leyla her şeye rağmen kocasına aşık ve onunla yaşabilmek için onun istediği gibi biri olmak istiyor. Ama adam onu seviyor olsa da hem defalarca aldatmış hem de birçok yanlış işe bulaşmış biri ve tabi ki onu hiç anlamıyor. Sonunda Leyla'ya ne mi oluyor, bir gün boğuluyor taklidi yapan oğlunu kurtarmak için denize giriyor ve deniz korkusunu aşıyor. Bunun sonrasında eski vakitte boğulan ninesinin (Eleni) bir arazisi çıkıyor. Zengin oluyor ve sonra da "Eleni'nin meyhanesi" isimli bir meyhane açıyor kimle beraber mi? Benim asıl adamım Tevfik Fikret ile. Bu aşk üçgenleri, ve garip ütopyalar bir yana bu adam gerçekten benim dünyamdan gelmiş gibi. İsmini aldığı adama baksanıza bir kere 🤌 Fiko hocam bir meyhaneci, ve Ayvalıkta yaşıyor. Ne kadar da cool ve ulaşılamaz biri gibi duruyor değil mi? Aslında onun naif, çekingen ve bir o kadar da içten olması peki... Çok şiir bilen-okuyan bir adam olmasına rağmen sevdiği kadına evlilik teklifi etmeden önce bile içtenliğini ve kendini bilmişliğini öne çıkarıp, "Tamam adımız Tevfik Fikret ama şiirler şairlerin olsun. Ben kendi bildiğim gibi diyeceğim." Sevgi karakteri neyi? Diye sorduğunda ise basitçe yüzüğü çıkarıp "seninle evlenmek istediğimi" diyor. Bunları niye yazdım bilmiyorum ama uzun süredir içinde bulunduğum bir döngü var benim de. Eski arkadaşlarımı çok özledim bugün gördüğüm bir cenaze sahnesinde zenciyle (oğuz) bir yakının cenazesinde nasıl sarılıp ağladığımız aklıma geldi mesela. Özgürü özledim mesela uğruna kadeh kaldıracağımız çok şey vardı be dostum. En çok da ezeli özlüyorum çünkü o benim gerçekten en güvendiğim dostumdu. Ben başkası gibi değilim olmam da, dostumun bana yaptığı yanlış benim hayatımda kocaman bir yıkıma yol açsa da onun iyi biri olduğunu söylemekten asla ama asla vazgeçmiycem çünkü hafızam iyidir. Bana yaşattıkları o kötü dönemi hatırlıyor olsam da bir kadın tarafından ilk terk edildiğimde de onun yanındaydım. Abimle tartışığımda da kimsenin beni anlamadığını düşündüğüm zamanlarda da. Onları affetmeyi düşünmüyorum. Ki zaten onların da bunun için çabalayacağını sanmam. Ama bildiğim bir şey var Ezel de beni özlüyor ve şimdiye kadar dememiş olsa da bir gün illa ki "keşke olayları bu kadar birbirine dolamayıp Özcan'ı karşıma alıp söyleseydim" diyecek. Çünkü ben bunu çok diledim keşke böyle yapmasaydı da kendimi yanlız hissettiğimiz anlarda o şefkat ve sevgi eskikliklerimizi beraber aynı masada bir şeyler içerek giderseydik. Birbirimize hep aile olmuştuk, gerektiğinde kardeş gerektiğinde anne baba gerektiğinde öğüt veren bir abi... İyi ki vardınız. Bu yazıya daha çok devam etmek istemiyorum çünkü abimle vakit geçirmem gerekiyor. Velhasıl kelam patron abimin sözleriyle bitirmek istiyorum bu yazıyı.
"Kimse için özel değil bu hayatımdan çıkan bütün dostlara
Ve içten pazarlıklarınıza gerçekten hiç şaşırmadım
En eski hallerinizi bile hâlâ dün gibi hatırlarım
İlla ki hatalarım olmuştur, özür diledim çoğundan
Çözüm ürettim sorunca, gönül dedim kovunca
Sözüm tütün gibi kulak arkası söyle ömür nedir doğunca
Neyim kalır ölünce ince bir sitemden gayrı?"
" Hoşçakalın gözüm büyük bir yükten kurtuldunuz."