Ne anlamı var ?
DEAR READER

Kaledo Art

if i look back, i am lost
Game of Thrones Daily

pixel skylines
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Monterey Bay Aquarium
cherry valley forever

titsay

#extradirty
AnasAbdin
tumblr dot com
Sade Olutola

oozey mess
NASA
RMH
Keni

tannertan36

blake kathryn
d e v o n
seen from Germany
seen from Saudi Arabia
seen from New Zealand
seen from Türkiye
seen from Taiwan
seen from France

seen from Sweden

seen from Japan

seen from Egypt
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Germany
seen from Malaysia
seen from Mexico
seen from Canada

seen from Malaysia
seen from Ireland

seen from United States

seen from United States
@panoptik
Ne anlamı var ?
Manevra, mütekabiliyet ve aspirin.
Şapkalı ve ıslak
Rebecca Storm (Canadian, 1987) - The Fig Tree (2025)
Kırmızı hapı alırsan - Harikalar Diyarında kalırsın ve sana tavşan deliğinin ne kadar derin olduğunu gösteririm benim küçük Alice'im.
Gel , hüznümüzü böyle bölüşelim
Hadi gelin biraz da normal dertleşelim. Filtresiz olduğu gibi akıyorum…
İlk Tumblr hesabımı açtığımda lise talebesiydim bi çoğunuz gibi. Geçen ay 31 yaşımı bitirdim. Kimler geldi, kimler geçti hayatlarımızda.
İşim ve beş para etmez karakterim sebebiyle kronikleşen bir kaygı bozukluğu yaşıyorum. Yıllardır sürekli yüksek strese ve bilinmezliğe maruz yaşamak, halihazırda bir çok yandan duygusal defoları olan yapımı artık çökertti. 9 yıldır çalışıyorum ve artık her geçen gün stresi taşımakta güçlük çekiyorum. Yüzümdeki egzama gibi anlık yanmalar, aşırı derece kulak yanmalarım, strese bağlı esneyememelerim gibi garip haller ve refleksler çevremdeki herkes için bir normale dönüştü.
Bir yandan daha profesyonel ve başarılı gözüktüğüme eminim ama ardında işin gerçeğini, bedelini ben biliyorum. Öfke birikmesi, egosantrik krizler, kibir… Ruhumun en karanlık yerleriyle yüzleşiyor, elimden geldiğince çarpışıyor ve düzeltmeye çalışıyorum. Bunun ne demek olduğunu anlayan insanlarla kocaman bir sarılma seansı yapalım.
Muhtemelen bu kronik kaygı bozukluğu depresyonla birlikte bir ölüm takıntısı tetikledi. Olay hakkında değil olgusu hakkında çok düşünüyorum, çevremi ve hayatımı gözlemliyorum. 30’lu yaşlarda bununla tanışıyormuşuz. Her ay belki bir iki vefat haberi alıyorum. Bir komşumuz, bir aile dostumuz, arkadaşlarımın anne babalar , hocalarım. Bugün çok sevdiğim iki hocamın vefat ettiğini öğrendim. Biri 1981 doğumlu , babasını da geçen yıl tam bu zamanlar kaybetmişti. Ayak üstü sohbet etmiştik , gözleri dolmuştu . Bugün artık o da yok . Kimsenin görmediği yerde onlara çok ağladım, muhtemelen birkaç gün daha canımı yakacak. Hani unutabiliyor ya insanlar, ben unutmuyorum . Alalalede bir yerde beni çok üzecek ikisinin arka arkaya ölmesi gerçeği. Mesela daha geçen gün ilkokul arkadaşımın babasını, geçen ay Burhan’ın ananesini gömdük. En son bayramda büyük dayımı kaybettik. Ananem ve Yasemin’den bahsetmiyorum bile. Yazın Yasemin’in mezarlığına gittim tek başıma, kardeşi kasabada bir kahve açıp adını Jasmine koymuş. Arabanın içinden uzaktan onu izledim. Sonra gittim ve tek başıma onunla oturup derleştiğimiz plajlarda sızana kadar içtim. Yüzüp ayılıp bir daha içtim.
Tüm bunların yanında hayatta misyon olarak başarmak zorunda olduğumu hissettiğim şeyler var. Neyi istediğime ve ne istemediğime dair bazı aydınlanmalar yaşadıktan sonra kendime bir çıkış yolu çizmek için çabalıyorum. Hem ruhsal hem maddesel yeniden doğmanın bir yolunu bulmam gerek. Bunlar için o kadar çok çabalıyorum ki bir gün anlattığımda “ulan iyi sallayıp sıkmış kolpa lavuk” diyeceksiniz. Ama her cümlesi gerçek olacak söz veriyorum.
Daha anlatacak çok şeyim var ama bugünlük bu kadar. Arkası yarın veya yarından uzakta bir gelecekte.
Bu hayatımın kaçıncı günü ve daha kaçı var,
Sanki bütün ölülerim hep bir ağızdan beni çağırıyor.
Karşısında çırılçıplak hissettiğin bu kaygı
Ve tüm diğerleri gibi
Bir yağmur damlası gibi düşüyor asfalta
Tarihin en eski oyunu bu, cambaza bak.
Bilirim, beklentiyle beklemezsin hiçbir şeyin kapısında ve pek tabii zamanın; ama yeni yıl gönlünce istediklerini getirsin güzel kızım. Henüz gençliğimizin baharında bin yıl önce söylediğim gibi git, yaşa ve gör dünyayı. Çünkü hakkıyla yaşamaman benim içimde daha ağır bir sızı olur.
Çocukları bir kez de benim için öp, mutlu yıllar
Bir miktar beyaz kumaş ve muhtemel dokuz tahtadan daha önce tutmam gereken sözlerim var. Bu sebeple uyumadan önce daha çok yol kat etmem gerekiyor. İçime düşen uyku ağırlığı, gözlerimi fal taşı yapıyor.
Robert Frost ile hamamda sohbetler üzerine
Tarkan · Ölürüm Sana · Song · 1997
-
En büyük masal kendine anlattığın alisim
Öyle olmayan hayatlar bunlar. Olmadı yani, bir türlü olamadı. Zaman geçti, bin yıl geçti; çiçekler suya, toprak insana doydu ama olmadı.
Kabullendim. Her şeyin bir bütün olduğunu kabullendim. Buydu yaşadığım ve yaşattığım.
Yoruldum. Hayatım boyunca sorumluluktan hiç kaçmadım. Bildiğim en büyük taşak da hep benim oldu. Kibrim başka türlüsüne müsade etmedi. Yapıma uygun olmayan şeyleri göğüsledim. Başka bir yolu yürüyecek şansı da yaratamadım. Mecburiyet görerek yapmam gerekenin en iyisi için kendimi paraladım. Onlara azı bile yetti. Ama halbuki o sandıkları kişi değildim. Kırılganlıklarımı gizlemekten, zaaflarımı saklamaktan yoruldum. Sonunda ne kendimden ne de hayatım boyunca yakama yapışan bu sahtelikten kaçacak delik bulamadım. Gizlediğim kırılganlıklar öfkeyi biriktirdi. Hıncım da mutsuzluğuma karıştı. Sonunda bugün iflas bayrağımı çektim.
Başaramadım. Bambaşka biri olabilir miydim bilmiyorum. Bu vekalet yaşayışı istemezdim ama başka türlüsünü de başaramadım. Artık 30’unu deviren biri olarak geldiğim noktada küçük hayatımı büyütemeyeceğimle, büyük hayallerimi de küçük dünyama sığdırayacağımla yüzleşmeye başladım.
Bugün kendi zeki pırıltılı çocukluğuna ihanet eden yetim ufaklığa hıçkırarak ağladım. Bu bir dönüm noktası mı bilmem, beylik duygulara büyük laflara yerim yok ama bugün ben kimsenin görmediği bir yerde adı yine “ben” olan çırılçıplak bir canavarla yüzleştim.
Her an sevdiklerimizle, sağlığımızla sınanabileceğimiz bu pamuk ipliği hayatta ölüm unutkanlığı hiç yaşamadım. Şükretmek varken yaşadığım bu hezeyanlardan utanıyorum. Kafam karışıyor ve çelişkilerden yoruluyorum
Tek bir gece bile olsa, seninle sahilde iki şişeyi devirmeden ölmek istemem. Bilirsiniz, ben bin yıldır şişeden içerim; toprak bedene doysa da bu değişmez. Şerefe sırça dostum, şerefe
Evime dönmek isterdim
Ogunnar'dan Panoptik'e
harika bloğumdan siz harika dostlarına harika bir kapanış-veda parçası
Hoşçakalın, her şeyiyle çok güzeldi ^^
A Sleeping Dog by Gerrit Dou, 1650.
Bocalıyor, toplamakta güçlük çekiyorum
Her şeyi bir odaya kapatıp çıktım diye her şeyin hala orada durduğu gerçeğini değiştiremiyorum ki