Seni dokuz ay karnında taşıyan kadın, tabutunu da taşıyabilir. Daha neyi tartışıyorsun?
Rahmetli amcam vefat ettiğinde, biz İstanbul'dan çıkıp memlekete gidene kadar çoktan yıkanıp kefenlenmişti. Gittiğimizde camiide, musalla taşında olduğunu söylediler. Birazdan namazı kılınacaktı. Bir kerecik olsun yakınına gideyim, ona dokunayım, bu ani ölümün ne anlama geldiğini sorayım, konuşayım istedim.
Camideki erkek cemaatini yarıp tabutuna ulaşana kadar, sayısız "oraya geçemezsin"le karşılaştım. ÇÜNKÜ, KADININ CAMİİ CEMAATİNİN İÇİNDE İŞİ YOKTU!
Teyzem vazgeçmeyeceğimi anlayınca, elimden tuttu. Onun desteğiyle nihayet canım amcamın tabutuna ulaşabilmiştim. Önümüze çıkan erkekleri, "Bi' görüp, geri dönecek" diye savuşturuyordu. Yanındaydım. Kefenine dokundum. Kızdım. Konuştum. Ağladım. Sarıldım. Sustum.
Sonrası malumunuz. Namaz kılındı. Mezarlığa gidildi. Erkekler önde duasını edip arabalarına geçince mezarlık kadınlara kaldı. Toprağın üzerine yığılıp, korkmadan bağıra bağıra ağladılar.
...
Şimdi bir psikolog olarak düşünüyorum da, bu ülkede kadınlara yapılan en büyük haksızlıklardan biri de yas hakkımızın elimizden alınmış olması.
Teyzemin desteği, cemaattekilerin de küçüklüğümden beri dişli, çetin(!) bir çocuk olduğumu bilmeleri sayesinde, gözümün nuru amcama içimden geldiği gibi veda edebilmiştim.
Benim gibi gözü kara olmayan yengem, babaannem ve ailemin diğer kadınlarının o eksik vedası da amcamın bedeni gibi sessizce toprakta kaldı. Eğer geriye dönebilsem, tabuta yürürken onları da yanımda sürüklerdim.
...
Aradan yıllar geçti. Üniversiteden bir hocamın babası vefat etti. Tatlı bir amcaydı, mekanı cennet olsun. Yemekler yapıp götürürdük ona. İstanbullu bir aile, öyle bizim memleketteki gibi onlarca insan yok. Toplasan 20 - 30 kişi geldi. Yarısından çoğu hocamın öğrencileri zaten. Mezarlıkta baktım karışan, kaş göz işareti yapan yok. Hoca dua okuyor, diğerleri kendi halinde. Geçtim mezarın başına, hıçkıra hıçkıra, Allah ne verdiyse, o güne kadar ne biriktiyse... Amcama ağladım, uzaktan akrabamıza ağladım, arkadaşımın dedesine ağladım, dostuma ağladım, kendime ağladım, gelmiş geçmiş gelecek bütün kayıplarıma içimden geldiği gibi ağladım. Avukat bir hanım vardı. Halen çok severim kendisini. Geldi, mendil uzattı. "Ne çok seviyormuşsun rahmetliyi güzel kızım" dedi.
...
Bırakın o tabuta içimizden geldiği gibi dokunalım. Vedamızı ederken, yasımızı tutarken, toprağın üstüne yığılırken omzumuzdan tutup çekiştirmek yerine elimizi tutup ağıtımıza eşlik edin. Beraber tutalım yasımızı, beraber uğurlayalım canımızı.
...
Bu ülkenin kadınlarının, ölülerine birikmiş eksik vedaları var. Men edildikleri son dokunuşları var.
Bunu yapmayın artık, ölümüzle aramıza girmeyin!













