Denizdeki yılan desem sana haksızlık eder miyim, sızıları yaşattığına hak der miyim, denize düşeni değil sadece, göktekine, topraktakine süründü ellerin. Yılan demek haksızlık olur muydu sana. Yılların geçiremediği anlara, haksızlık olur muydu? Çıkamıyorum içinden, çok içte, çok karanlık bir ürperti sarıyor içimi, sarılamıyorum bile sana, çıktım denizden çünkü. Üstüme düşeni, üstümde kalanı, üstümden atamadıklarımı, yapmam gerekeni, diyorum ya işte üstüme düşeni,
Yaptım.
Binlerce milim içeriden çıkarıyorum bunları, bu kelimeleri. Kelimeler çok sertleşmiş, acımış o kadar yan yana bırakmışım ki kelimeleri, cümleler saklamışım içimde. O kadar yan yana yazılmamış ki cümleler, paragraf olmuş raflarımda, yapıyorum üstüme düşeni.
Kabul etmek seni yazmak, kabul etmek yılanı, yılları, yaşanan anları. Kabul ediyorum. Yaşandı. Yaşattığını yaşadı.
Nesin sen, iki gözlü yılan mı, gözleri çıkan mı, ittiği yeri yakan mı.
Beyaz değil
Krem değil
Pamuk değil
Morsun sen, mora karışan kırmızı, kalan bir sızı.
Sığı bir sızı ama hala orada.. yazı… kışı…
Yazarken bir daha okumak istemeyeceğimi bildiğim bir yazı.

















