İlişkilerde sembollere, kurallara veya unvanlara yüklenen anlamlar, çoğu zaman bunların dayandığı temelden daha fazla konuşulur. Bir tasma güveni sembolize edebilir, ancak güveni yaratamaz; bir kural bağlılığı gösterebilir, fakat derinliği oluşturamaz. Pek çok insan bir dinamiğin görünen yönlerine o kadar odaklanır ki, gerçek teslimiyeti mümkün kılan sessiz ayrıntıları gözden kaçırır.
Güven bir anda ortaya çıkmaz; ilgi, özen ve zamanla ilmek ilmek örülür. Geçmişte paylaşılan küçük bir detayı hatırlamak, yoğun geçen bir günün ardından hâl hatır sormak ya da karşı tarafın aklını meşgul eden bir şeyi unutmadığını göstermek çok net bir mesaj verir:
"Seni görüyorum; sadece dışarıdan bakan gözlerle değil, zihninin içinde dönen düşüncelerini ve iç dünyanı da görüyorum."
Bu his değerini gösterişten değil, samimiyetinden ve sürekliliğinden alır.
Gerçek teslimiyet baskıyla değil, güvenli bir alanla inşa edilir. İnsanlar otorite istediği için teslim olmaz; karşılarındaki kişinin bu sorumluluğu taşıyabilecek kadar dikkatli, özenli ve güvenilir olduğunu bildikleri için teslim olurlar.
Gerçekten fark edilmek, yalnızca bir unvanın ya da rolün parçası olmaktan çok daha derin bir şeydir. Çünkü gerçek bir bağ, sahip olunma hissi üzerine değil; varlığının, düşüncelerinin ve iç dünyandaki seslerin gerçekten görülüp kabul edildiği anlar üzerine kurulur